Selvi Çelik Kara’nın Yazarlık Serüveni: İlk Roman “Umudun Sessizliği”

Hayat bazen insanı hiç ummadığı yerlere götürür. Kimi zaman bir yarayla başlar, kimi zaman bir cümleyle…


  • Kayıt: 14.01.2026 21:41:40 Güncelleme: 14.01.2026 21:51:30

Selvi Çelik Kara’nın Yazarlık Serüveni: İlk Roman “Umudun Sessizliği”

Röportaj: Ebubekir Turgut

Aksaray doğumlu, Hollanda’da yaşayan Selvi Çelik Kara, bu yolların hepsinden geçmiş bir kadın.

Erken yaşta evlenmiş, anne olmuş, zorluklar yaşamış ama hiçbirine teslim olmamış.

O şimdi, hem ressam hem de ilk kitabı “Umudun Sessizliği” ile adından söz ettiren bir yazar.

“Okumak içimde ukde kaldı ama sonunda kendi yolumu buldum”

Aksaraylıyım, ismim Selvi Çelik Kara. 53 yaşındayım. 1978 yılında, beş yaşındayken ailemle birlikte Hollanda’ya geldim.

O zamanlar büyük ailelerde çocuk çoktu. Ailem beni ortaokula göndermedi. Sadece ilkokula kadar okuyabildim.

Erken yaşta evlendim, iki çocuğum var — biri oğlan, biri kız. Oğlum 36–37 yaşlarında, kızım 32 yaşında. Beş torunum var.

Uzun yıllar hasta bakıcılık yaptım ama yaklaşık 10–15 yıldır çalışmıyorum.

İşten ayrıldıktan sonra içimde bir boşluk oluştu. “Ne yapayım, ne edeyim?” derken hep bir şeyler öğrenme, üretme isteğim beni yönlendirdi.

Ailem beni küçükken okula göndermediği için içimde hep bir ukde kaldı. Türk okuluna da hiç gitmedim.

1980’lerde haftada bir gün, iki saatlik Türkçe dersleri olurdu, orada öğrendim Türkçe okumayı.

Ama okumak, öğrenmek hep en büyük isteğimdi. Olmayınca dedim ki “Ben içimdeki yarayı kendim kapatacağım.”

Sonra kendi kendime okula gittim, çocuklarla, ayrılıkla, hayatın yüküyle mücadele ederken bile bu isteğimi hiç bırakmadım.

“Psikoloğum ‘Yaz, iyi gelecek’ dedi — yazmak hayatımın ilacı oldu”

Yazarlık yolculuğum aslında bir tesadüfle başladı.

Psikoloğuma gidiyordum, bir gün bana dedi ki:

“Aklına gelen her şeyi yaz. İyi olmasına gerek yok. Yazmak sana ilaç gibi gelir.”

Ben de öyle yaptım. Yazmaya başladım. Başta sadece bir rahatlama yöntemiydi, sonra bir tutkuya dönüştü.

Hayal dünyam çok geniştir, kurgu yönüm kuvvetlidir. Yazdıkça yazdım.

Sonunda “Umudun Sessizliği” adını verdiğim roman ortaya çıktı. Bu benim ilk kitabım.

Okuyanlardan çok güzel geri dönüşler aldım.

Bir ev hanımı olarak böyle bir şey başarmak, içimde büyük bir gurur.

Çünkü yazmak benim için sadece üretmek değil, kendimi yeniden bulmak demek.

“Umudun Sessizliği yaşlı bir adamın, ama aslında hepimizin hikayesi”

Kitabımda bir yaşlı dedenin hayat hikayesini anlattım. Onun acılarını, sevdasını, azmini ve bitmeyen umudunu…

Bir yönüyle o dede benim içimdeki insan; bir yönüyle babam, dedem, Anadolu’nun her köşesinden bir yüz.

Gerçek yaşamdan da esinlendim. Tamamı birebir yaşanmış değil ama içinde yaşanmışlıklar var.

Çocukken yaşlılarımızı dinlemeyi çok severdim. Onların anlattıkları hikâyeler, eski filmler, Anadolu insanının sade ama derin yaşam biçimi beni hep etkilerdi.

“Umudun Sessizliği” de o duygulardan doğdu.

Hayatın ne kadar acımasız olursa olsun, umudu elden bırakmayan insanların hikayesi bu.

Acının bile içinde bir güzellik saklı olabilir; yeter ki kalbinde ışığı taşıyabil.

“Yazmadan önce şiirle başladım, 150’ye yakın şiirim var”

Ben kitap yazmadan önce hep şiir yazardım. Yaklaşık 100–150 kadar şiirim var.

Ama sonra şiiri bir kenara bırakıp romana yöneldim.

Şimdi düşündüğümde, şiirlerim benim yazarlığa ilk adımımmış aslında.

İleride onları kitap haline getirmek istiyorum ama henüz zamanı gelmedi.

Daha düzenlenmeleri, olgunlaşmaları gerekiyor.

Basacaksam iyi bir şey olsun istiyorum.

“Umudun Sessizliği” beni yazarlık yolunda çok geliştirdi.

Belki bir gün şiir kitabım da bu yolculuğun bir parçası olur.

“Resim yapmak benim çocukluk aşkım”

Resim sevgim çok küçük yaşta başladı. Türk okulunda rahmetli İnanç Öğretmenim vardı.

Kendisi ressamdı. Benim resim yeteneğimi fark etti ve beni bir konferansa götürmüştü.

O zaman 8–9 yaşlarındaydım. Orada ressamlarla tanıştırdı, sahneye çıkardı, konuşturdu.

O günü hiç unutmadım. O an içime resim sevgisi yerleşti.

Şimdi daha çok yağlı boya çalışıyorum ama akrilik, alçı, altın varak gibi malzemeleri de deniyorum.

Her seferinde yeni teknikler keşfediyorum.

Bir tablomun altında akrilik boya, üstünde alçı ve altın varak bulunur mesela. Işık vurunca parlar, farklı bir dokusu olur.

Benim için resim yapmak nefes almak gibi.

Elim boş duramaz; illa bir şey üretmem lazım.

Yazmak ve resim yapmak, benim için hem terapi, hem yeniden doğuş.

“Kadınlar artık özgürlüğü eline aldı”

Kadınların konumu bence çok değişti.

Biz 80’lerin çocuklarıydık; o zaman kız çocuklarının okuması, dışarı çıkması bile yasaktı.

Ama yıllar içinde televizyon, telefon, internet derken dünya değişti.

Kadınlar artık özgürlüğü eline aldı.

Kendi yollarını seçiyor, kendi kararlarını veriyor.

Boşandıktan sonra çocuklarıyla yalnız kalan kadınlar, güçlü olmak zorunda kaldı.

Bu süreçte kendilerini tanıdılar.

“O yapıyorsa ben neden yapamam?” dediler.

Ve başardılar.

“Ev hanımlarına sesleniyorum: Boş durmayın, üretin”

Gençlerin ve kadınların hep bir uğraş içinde olmasını isterim.

İnsanın acılarını bastırmak, kendini güçlü hissetmesi için bir şeylerle meşgul olması gerekir.

Ev hanımlarına da söylemek istiyorum:

Kimseyi hor görmüyorum ama bazen görüyorum, sadece dedikodu, yeme içme, boş sohbetlerle zaman geçiyor.

Bunlar geçici mutluluklar.

Oysa bir şey üretmek — ister resim olsun, ister yazı — insana kalıcı bir güç veriyor.

Ben çok dışarı çıkan biri değilim ama kendi dünyamda hep bir üretim içindeyim.

Evet, keşke her şeyi daha genç yaşta yapabilseydim ama hiçbir şey için geç değil.

Her şeyin bir zamanı varmış. Benim zamanım şimdiymiş.

“Umudun Sessizliği’ni üç yılda tamamladım”

Kitabımı aslında çok uzun zaman önce, 2010’larda yazmaya başladım.

40–50 sayfa kadar yazmıştım ama sonra durakladım. “Bu bir şey olmayacak” deyip bıraktım.

Sonra şiire döndüm, resim kurslarına gittim, boyayla uğraştım.

En sonunda yeniden yazmaya başladım.

Toplamda üç yıl kadar sürdü bitirmem.

Bir ev hanımı olarak, yaşadığım hayatın içinden doğan bu kitabı tamamlamak benim için büyük bir başarıydı.

Kendimi hâlâ amatör olarak görsem de yazmayı bırakmayacağım.

Çünkü yazmak bana umut veriyor.

“Umudun Sessizliği benim değil, içimdeki kadının sesi”

“Umudun Sessizliği” benim ilk kitabım.

Ama aslında sadece bir roman değil; içimde yıllardır konuşmak isteyen kadının sesi.

Yıllarca sustuk, bastırıldık, hep bir şeyleri erteledik.

Ben yazarken o sesi özgür bıraktım.

Belki çok profesyonel değilim, belki hâlâ amatör sayılırım.

Ama şunu biliyorum: Yazmak bana özgürlük verdi.

Ve umarım bu kitap, bir yerlerde sessizce susan başka kadınlara da cesaret verir.

Selvi Çelik Kara, hayatın içinden bir kadın.

Okuma hayali elinden alınmış, ama kendi yolunu kalemiyle, fırçasıyla çizmiş bir yazar.

“Umudun Sessizliği” onun ilk kitabı ama son olmayacak gibi görünüyor.

Çünkü o, her şeye rağmen umut etmeyi hiç bırakmıyor.