Avrupa’da yaşayan Türk gençlerinin bu derece kuvvetli bir şekilde kendi değerlerine dönük yaşamaları aslında doğal bir tepki olarak görülmeli. Avrupalı bazı çevrelerin bu tercihten dolayı biraz endişeye kapıldığını da biliyoruz. Fakat şu unutmamalıdır ki Türk gençleri ne kadar çok kendi değerlerine dönük yaşıyor olsalar bile, aldıkları Batı tarzı eğitimle yaşam biçimlerini evrensel temelli bir dünya görüşünün üzerine inşa ediyorlar. Bu yüzden Avrupalı’nın paranoya cinsi bu endişesi aslında yersiz bir endişe.
Nerden bakarsanız bakınız, evrensel değerleri biçimlendiren, anlamlandıran zaten Batı. Batı, içinde barındırdığı farklı etnik ve kültürden gelen insanlara kendi eğitim sistemi içinde istediği eğitimi (evrensel değerler çerçevesinde) vererek istediği kalıba sokma şansına sahip. Eğer bu şansını iyi değerlendiremiyorsa sonuçlarından da şikayet etmeye hiçbir hakkı yoktur.
Eğitimin dışında, madalyonun bir de öteki yüzü var. Bence tercihlerde belirleyici rol uynayan en önemli etken de madalyonun işte bu öteki yüzü. Herşeyin sıcağı sıcağına yaşandığı, anında gündemin değişip, başka başka alanlara kaydığı, bir anda zengin, bir anda fakir olunabildiği, bir anda popüler olunup, bir anda herkesin hiç tanımamış gibi unuttuğu, bir yandan hem göklerin gürüldeyip, şimşeklerin çakıp, karın lapa lapa yağdığı, bir yandan güneşin alabildiğine yakıp kavurduğu bir anavatana sahipken, neler olacağını on sene evvelinden planlamış bir ülkenin rutin ortamı pek de gençleri cezbetmiyor.
En güzel maç muhabbeti, en güzel hakem münekaşası, sağından solundan, dininden mezhebinden hararetli politik polemikler, borsaya para yatırıp, salantılı kağıtlardan para kazanma heyecanı ve daha nice heyecan verici, rengaren atraksiyonlar hangi ülkede bu derece zevk verir bir gence! Haydi size başka bir resim daha çizeyim; şimdi maceralı bir tatil düşünün. İsterseniz açayım biraz; atlıyorsunuz kiralık bir arabaya yanınızda bir dostunuz veya arkadaşınız geze geze, dura kalka, yiye içe, İstanbul’dan başlıyorsunuz Kars’dan çıkıyorsunuz. Adıyaman’da Hollanda’dan tatili memleketinde geçiren kankanızın evine misafir oluyorsunuz, yiyorsunuz içiyorsunuz, geziyorsunuz tozuyorsunuz, Nemrut’a çıkıp güneşin batışını seyrediyorsunuz. Ordan ver elini Bodrum, gecelere akıyorsunuz, Amsterdam’dan tanıdıklara rastlayıp, gününüzü gün ediyorsunuz. Hadi olmadı, ordan otostop yapıp, istanbul’a kadar maceranın kralını yaşıyorsunuz. Şimdi bir de tam tersini düşünelim; Karar verdiniz o tatil Hollanda’da kalıyorsunuz, Amsterdam’da yaşayabileceğiniz en görkemli macera ne olabilir ki? Hadi olmadı, Mastricht’e doğru bir yolculuk planladınız. Durmasız kalkmasız iki saatte yol bitecek. Durmasız kalkmasız, çünkü dümdüz otoyol ve kenarda durup, tadını çıkaracağınız ne bir çöpşişçi, ne bir Susurluk ayrancısı, ne demli bir çayın dibine vuracağınız bir köy kahvesi, ne de bir bedava karpuz yiyebileceğiniz manzaralı bir karpuz tarlası var. Onu da geçtim, bir de bir iki hafta sonra evinize en az iki hız ihlali sebebiyle 150’şer avroluk trafik cezası gelecek olursa hiç şaşırmam. Alın size macera.
Aslında herşey macera ve muhabbet potansiyelinde yatıyor. Macera ve muhabbet peşindeki Türk gençleri için Hollanda’nın cazibe puanı ne olabilir ki! Bu yüzden tercihler ve muhabbetler hep Türkiye’ye yönelik oluyor.
Sevgiyle ve dostlukla kalınız,
Okan Akın