Hayat, sessizlikle konuşur bazen.
Ve o sessizlik, insanın kulağında en çok zor zamanlarında çınlar.
Hastanedeysen, yalnız oturduğun bir odadaysan, hayatın yükünü sırtına almış geceler boyu uyumadan ayakta durmaya çalışıyorsan, o an telefonun sessizse, bilin ki bu tesadüf değildir. İnsan, en çok düştüğünde kimlerin koştuğunu, kimlerin dönüp bakmadığını öğrenir. Ve bu ders, kitaplardan değil, kalbinin tam ortasından gelir.
Mücadele ederken, çalan bir telefon, gelen bir mesaj, kısacık bir “Nasılsın?”
bile insanın ömrünü uzatır.
Ama o telefon hiç çalmadıysa demek ki sana bir omuz olmak isteyen yoktu. Demek ki yalnızdın. Demek ki hayat sana, “Ayağa kalkacaksan kendi gücünle kalkacaksın” diyordu.
Sonra bir gün, mücadele biter. Yaraların kabuk bağlar, gözyaşların kurur, ellerin yeniden güçlenir.
Ve kazanırsın.
İşte o an, telefonun çalmaya başlar.
Arayanlar artar, ilgiler yoğunlaşır, geçmişte seni görmezden gelenler bile kendini hatırlatır.
O gün, sana gülümseyen herkes samimi olmayabilir. Bazıları zaferinin bir parçası olmak ister, emeğinin değil.
Bazıları, mücadele sırasında yanında
olmayışının yükünü değil, kazancının cazibesini taşır.
Ve işte tam burada hayat, bir karar vermeni ister:
O telefonu açacak mısın?
Unutma, bu kimseye kin tutmak değildir.
Bu, gönül muhasebesidir.
Bazen “affetmek” ile “aynı mesafede kalmak” karıştırılır. Affetmek, içini zehirden arındırır; ama aynı yere tekrar oturmak zorunda değilsin. Çünkü seni yağmurda ıslatmayan birinin, güneşinde gölgelenmesine izin vermek; işte bu, kendine ihanettir.
Zafer anında yanında olmasına izin vereceğin insanlar, mücadele günlerinde kapını çalmış olanlar olmalı. Seni soran, derdine ortak olan, halini merak eden,
gece yarısı bile ulaşmaya çalışan insanlar. İşte onlar senin gerçek kazancındır.
İnsan zor günlerinde kimseye kırılmaz, kırgınlık kendi kendine gelir.
O kırgınlık, o sessizlik, o yalnızlık; sana kimin dost, kimin izleyici olduğunu öğretir.
Ve bu en büyük derstir: Yanında olmayanı, kazandığında yanında tutma.
Hayat bana şunu öğretti:
Zaferin değeri, alkışlarla değil, yaraları sarılırken yanında olanların sessiz sevgisiyle ölçülür.
Mücadele ederken omzuna dokunan el, en kıymetli madalyadır.
Ve bazen, kazanırken o eski sessizliği korumak, kendini korumaktır.
“Yağmurda ıslatmadığın insanın,
güneşinde gölgelenme.”