KURUNTULAR KARIN DOYURMAZ


  • Kayıt: 27.03.2026 07:43:44 Güncelleme: 28.03.2026 11:07:28

KURUNTULAR KARIN DOYURMAZ

Bitmeyen Hayaller, Tükenmeyen Arzular

Hüseyin K. Ece

Eskiler, boş kuruntulara tûl-u emel derlerdi.
Yani uzun beklentiler… Sonu gelmez hayaller… İnsanın kavuşmayı umduğu hedefler… Kuruntular…

“Umut fakirin ekmeğidir” sözü bunun için mi söylendi? Bilmiyoruz, belki de doğrudur.

“İnsan yaşlandıkça iki duygu onda gençleşir: Çok yaşama arzusu ve daha fazla mala sahip olma isteği” diyen muhterem doğru demiş…

Demek ki insanda böyle bir zaaf var. Ölüme yaklaştıkça daha fazla mala, daha fazla dünyalığa sahip olma hırsı artıyor. Dünyada biraz daha kalayım arzusu gençleşiyor. Ya da insan ölümü hatırlamak istemiyor.

Şüphesiz insanda başka arzular da vardır. Bunlar yaratılışta olan şeylerdir. Bu arzuları yok saymak, bunlardan kurtulmaya çalışmak gerekmez. Önemli olan, onları kontrollü kullanmaktır.

İnsan acaba neden ardı arkası gelmeyen hayallere kaptırır kendisini? Acaba neden sahip olma arzusu hiç ölmez? Acaba neden gözü doymaz, isteklerinin ve arzularının sonu gelmez?

Kuruntuların Dört Temel Sebebi

Birkaç sebep sayılabilir:

Birincisi: Kişinin ulaştığı sonucu doğru zannetmesi.
Öyle ya, herkes “ayranım beyaz” der. “Ben haklıyım” der, “ben doğru yoldayım” der ya, öyle bir şey… Fikir ve inanç olarak benimsediği, bugüne kadar yaptıkları ona göre isabetlidir.

İkincisi: Yaptıklarıyla iyi bir sonuç elde edeceği hayali.
Birilerine göre bu dünya hayatı bir koşuşturmadan ibarettir. Bazıları çok koşturur, bazıları az… “Ne kadar koşturursam o kadar çok şey elde ederim” düşüncesi… Ya da “geçme beni, geçerim seni” rekabeti… Bu koşturmacada başkalarından daha çok şey elde etmek, daha ileride olma saplantısı…

Üçüncüsü: Zamanın hasımların aleyhine gelişeceği umudu.
Böylelerinin mutlaka hasımları veya aleyhlerine iş tutan rakipleri vardır. Ya kendi çevresinden, ya öteki mahalleden, ya yabancı kültürlerden ya da hayali varlıklardan… Bir gün zaman onların aleyhine, kendilerinin lehine dönecek; hasımlar hak ettiklerini bulacaklar diye beklerler.
Bu da bir anlamda içi boş bir kuruntudur, bir saplantıdır.

Dördüncüsü: Dünyayı kendi adası kadar hayal etmesi.
Böyleleri dünyayı, hayatı ve zamanı; kendi çevreleri, ilgi alanları ve bildikleri kadar zannederler. Kendi dünyalarında, kendi fildişi kulelerinde, kendi çıkar alanlarında yaşarlar.

Onlara göre çevre, kendilerine hizmet için vardır. Bir şey onların çıkarlarına, onların ilgi sahasına giriyorsa önemlidir; geri kalanlar önemsizdir.

Onların dünyası, kirli bir su birikintisine düşen karıncanın durumuna benzer. Yolu o küçük suya düşen karınca herhalde “deryaya düştüm” der. Karıncanın ilmi, ufku ve kapasitesi daha ötesini kavramaya yetmez; içinde bulunduğu küçük çevreyi bütün dünya zanneder.

Ümniyye: Boş Beklentilerin Adı

Dünya hayatını sonsuz zanneden; başka dünyaların, ölümden sonra başka bir hayatın olabileceğine inanmayanlar da böyledir.
Dar bir çevre anlayışı, dar bir idrak ve dar bir hüküm…

“Ümniyye” diye bir kelime var. Bu da ham hayal, boş kuruntu, ütopya demektir. Olmayacak hayaller, gerçekleşmesi imkânsız beklentiler, kuruntular ya da doğru zannedilen düşünceler…

Bazıları, arzu ettiği bir hedef için gereken çalışmayı yapmaz, elinden gelen gayreti göstermez; sonra da bir yerlere ulaşmanın hayalini kurar. Emeksiz ekmek olduğunu zanneder.

Bazıları da başkalarını yanlışta olmakla suçlar. Kendisinin doğru yolda, fikirlerinin hak olduğunu iddia eder. Hatta böyleleri kendilerine göre çok hayırlı işler yaptıklarını ileri sürerler. Yaptıklarını abartır, küçük bir şeyi büyük katsayılarla çarparlar. Kasaya, kâr hanesine çok şey depoladıklarını hayal ederler.

Ümniyye, bu durumu anlatan güçlü bir kavramdır.

Gerçekle Yüzleşme Kaçınılmaz

Kur’an da “ümniyye”den bahseder. Adeta şöyle der:
“Hayal kurun, öyle olduğunu zannedin bakalım. Yarın gerçek ortaya çıktığında; ak ile kara, iyi ile kötü, kâr ile zarar ortaya konulduğunda anlayacaksınız.”

Bileceksiniz ve göreceksiniz ki kuruntularınız, sanrılarınız, boş beklentileriniz hiçbir işe yaramaz. Çünkü zaten bunların bir temeli, bir ispatı yoktur. Nefsinizin hevâsına uyan şeyleri doğru zannettiniz.

Unutmayın, gün gelecek hakikat ortaya çıkacak. (Hıcr Sûresi 15/3) Kimin haklı, kimin haksız olduğu anlaşılacak. O zaman ne emelleriniz ne de kuruntularınız size fayda verecek.

Rüya Gibi Geçen Hayat

Şimdi kuruntularınızla oyalanıp durun. Kendinize göre hayattan zevk alın. Tıka basa yiyin, için… İştahınıza göre yaşayın. Çok şeye sahip olmayı büyük kazanç zannedin.

Hepsi bir gün rüya gibi sona erecek. Işık yanacak ve uyku bitecek. Göreceksiniz ki rüyanızda gördükleriniz bir hayalmiş. Hepsi boş bir beklentiymiş. Hiçbirinin aslı yokmuş.

Bazıları dünya hayatıyla ilgili adeta bir serap, bir illüzyon görür. Ama gün gelir o kurgular, ardı arkası gelmeyen emeller ve olmayacak beklentiler dağılıp gider.

İnsanın karşısına çıkacak olan çıplak gerçek budur. Kişi bir gün kendi geçmişiyle, kendi aynasıyla, kendisiyle yüzleşir.

Sonuç: Hakikat Er Ya Da Geç Ortaya Çıkar

Bu dünyada istediği kadar övünsün… İsterse avaz avaz bağırsın:
“Ben iyiyim, ben doğru yoldayım, benim düşüncem en doğru!”

Kimileri hayatın geçici olduğunu unutur. Sonra da yemeğe, eğlenmeye, zevk almaya ve sahip olmaya yönelir. Sahip olduklarıyla yetinmez, daha fazlasını ister.

Ama günün birinde takke düşer, kel ortaya çıkar. Hakikatle yüzleşilir. Fakat o zaman da iş işten geçmiş olur.

Bırakın, bu hayattan başka bir hayat olduğuna inanmayanları…
Bırakın ölçüyü kaçıranları…
Bırakın nefsinin arzularından başka hedef tanımayanları…

Kuruntularıyla oyalanıp dursunlar. Günün birinde gerçeği anlayacaklar.