Hollanda’ya geldiğimizde kaç göçmenin yüreğinde belki bir kırmızı kiremitli ev, belki bir çift öküz ya da traktör, yoksulluktan kurtulma özlemi belki başka hayaller vardı.
Hollanda’ya geldiğimizde kaç göçmenin yüreğinde belki bir kırmızı kiremitli ev, belki bir çift öküz ya da traktör, yoksulluktan kurtulma özlemi belki başka hayaller vardı.
Çalışmaktan başka çözüm yoktu.
Mucizeler yaratan bir toprağa terini akıtan, ülkeyi inşa eden bir kuşaktan ülke yönetimine ortak olan bir kuşağa geçişi yıllar aldı 60’lı yıllardan yaklaşık 60 yıl sonra artık torun düzeyinde uyum sağlamış gençler, ülkenin yönetimine de katılıyorlar.
Bu süreç yıllar aldı.
Başarılı ve başarısız ülkesel siyasette yer alan insanlarımız oldu. Başlangıçta yerel siyasetçiler 80’li yılların ikinci yarısında özellikle Hollanda’nın büyük kentlerinde kapıları araladılar. Dönemin büyük partilerinde siyasete soyunan insanlarımız oldu. Seçilsin seçilmesin, siyasete giren insanlarımız, partilerin siyasetlerinde etkili figürler oldular.
Birçoğu da iz bıraktı.

Siyasette yaptıkların kadar yapmadıkların da önemlidir. Belki ilk temsilcilerimiz, Türkiye’nin sorunları konusunda hassastılar. Özellikle ilk kez seçilen CDA ve PvdA’lı arkadaşlarımız, işin öncülüğünü yaptılar. Tüm parlamentonun ve siyasi partilerin her an sınav yaptığı, onları test ettiği ortamlarda, her sınavı başarıyla geçmeleri gerekiyordu. Başarılı olanlar yeni dönemlerde yeniden seçildiler.
Partilerine küsenlerimiz oldu.
Küsme bizim toplumumuzda çok yaygın bir davranış biçimidir. Atasözlerimiz de vardır. Küsenler, genellikle yeniden mücadele edecek gücü kendilerinde, ülkesel arena ortamında bulamadılar. Silindiler. Türk toplumu kendi varlığını kabul ettirme mücadelesinde önemli adımlar atmış oldu. Seçilen görevdeki parlamenterlere yalnızca toplumumuzun sözcüleri olarak bakıldı. Onların gündemlerinde zorunlu olarak ülkenin sorunları olduğu pek düşünülmedi.
Hollanda demokrasisi, yerleşik birçok olanağı sundu.
Anayasal bir hak olarak yerel yönetim seçimlerine olan katılım, bir başlangıç olarak iki yönlü bir çalışmaydı. Öncelikle bir hakkın tesisi konusunda ve bu hakkın kullanım büyüklüğü konusunda. Yerel seçimlerde “seçme seçilme hakkı” Hollanda’da yaşayan tüm yurttaşlarımız açısından kendi yaşam çevrelerinin yönetimini belirleme ve bu yönetimlerde yer alma, sorumluluk taşıma, toplumumuzun gereksinimlerini, istemlerini taşıma ve gerçekleştirme konularında yeni olanaklar sağlamıştır. Yerel Yönetimlerde siyaset yapmayı kültürel olarak özümseyen, birçok yetenek ülkesel siyasette de becerilerini sürdürmüş, Hollanda’nın gelişiminde ve geleceğinde söz hakkı edinebilme yeteneğinin yaşantımızda örneklerini sergilemişlerdir.
Ülkesel seçimlere katılma,

Hollanda Türkleri açısından başlangıçta pek ilginç olamadı. Bugün de çok yoğun bir ilgimiz yok. Çok iyi Hollandaca bilen ve her gün gazete okuyan gençlerimiz yaşlanan birinci kuşağımıza göre ülke olarak Hollanda’nın geleceğini düşünüyorlar. Onların artık baba ya da dedeleriyle atalarının ülkesine geri dönme şansları çok az. Kaldı ki, tek yönlü bir akımın olduğu bir ortamda Atayurtlarının kendilerine sunabileceği alışılmış bir demokrasisi de yok ya da güven vermiyor. Göçmenler geri dönüş için bir seçenekleri olmadığı zamanlarda Tarık bin Ziyad gibi gemileri yakabiliyor. Hayata daha sıkı tutunmak Hollanda’nın geleceği konusunda söz hakkını kullanmak ülkede yaşayan her yurttaşımız açısından bir görev olarak görülmelidir.
Parlamentoya seçilen ve katkıda bulunan çoğu arkadaşlarımız, yoğun iş temposu, sistem içindeki uyum sorunları, bulundukları ortamlarda -bazen- Kara kafa olmaları nedeniyle Avrupa’da yaşayan toplumu birçok geri kalmışlığına çözüm üretecek seçenekleri sunarak toplumumuzu istenen ölçülerde rahatlatamadı.
Öncelikle çözülmesi gereken sorunumuz “eksik AOW” yani emekliliğimizin eksik olarak hesaplanması, ülkeye 15 yaşından sonra gelen ve oturum sorunlarını birkaç yılda çözebilen göçmenlerimizin eksik emeklilik aylığı ile yoksulluğa mahkûm edilmesi hepimizin geleceğini ilgilendiren yakıcı bir sorundur. Emekli olan yetersiz aylıkla zorunlu bir biçimde sosyal ödenek ile gelirlerini tamamlamak için yaşadıkları kentin belediyesine başvurmak zorunda kalıyorlar. Hollanda dışında yaşamak isterlerse gelirleri oldukça düşük olabilmektedir. Bu konuda çözüm ancak, yaşadığı ve çalıştığı yıllarda prim ödeyerek borçlanma olabilir. Bir borçlanma sözleşmesiyle sigortalı olmadığı yılları emeklilik zamanına kadar ödeyebilerek yerli sigortalılarla eşit haklara sahip olabilirler. Buna benzer yığınla talep çözüm beklemektedir.
Gerçekte, yıllarca uğraşılan bu sorun hâlâ çözümlenememiştir. Artık siyasi katılımın daha güçlü olduğu bu ortamda, yeni parlamenterlere emeklilik sorununu çözmek bir görev olarak durmaktadır. Siyasi katılımın güçlendirilmesi toplumumuz açısından yeni bir ödev olarak karşımızda durmaktadır.
Geçmiş dönemde Wilders’e oy veren göçmenleri de gözlemledik.

Hollanda’nın yeniden bir ekonomik krize girmesi bizim yaşantımızı da olumsuz etkileyecek, pandemi yanında, işsizliğimiz büyüyecek, yeni “uluslararası şeffaflık” anlaşmaları çerçevesinde daha önceden kazanılmış malların ve atadan kalma mirasın vergilendirilmesi ve gelir olarak kaydedilmesi, çoğumuzu daha da yoksullaştıracaktır. Bu anlamda seçimlere katılan adaylarımızın desteklenmesi gelecek endişemizi azaltacak, seçilen arkadaşlarımızın kendi parti ve gruplarında konumlarını güçlendirecektir.
Her nekadar oy verme işlemlerinde aktif olsak da, artık partilerin içinde ve yönetimlerinde görev almak da göçmen toplumu açısından bir gereklilik halini almıştır.
Sandık başında görev almış bir dosta rastlamak ne güzel bir duygu zenginliğidir. Bu görevliler sandık başında olmaktan dolayı da bir gelirleri olmaktadır. Kaldı ki, sandık başında bir göçmenin olması, ekmeğini yediğimiz ülkeye sahip çıkmak anlamına gelmekle birlikte, aşırı sağ partilere oy vermek isteyecek seçmenleri de caydırıcı bir etkiye sahip olacaktır.
Sandık başında olmak, seçimlerde aktif rol almak, uyum süreçlerinin bir başarısı olarak görülmelidir. Siyasi tercihlerimiz ne olursa olsun bir göçmen toplumu olarak başta eğitimdeki öğrencilerimizin başarı durumu, okul seçimlerinde yapılmış olan tercihler, okul terk etmelerin önlenmesi, çocuklarımızın başta teknik olmak üzere yüksek öğretimde rolü konuları, işsizlik ve yoksulluğun gündeme getirdiği sorunlar olmak üzere seçilen arkadaşlar açısından yük ağırdır. Parlamenterlerimizin tek başlarına çözebilecekleri sorunlar değildir.
Hollanda Türkleri bu konuma, mücadeleyle adım adım geldiler.
Ancak, eşit haklar ve eşitlik mücadelesi bitmiyor. Mücadeleleriyle Nebahat Albayrak, Coşkun Çörüz, Emine Bozkurt, Keklik Yücel, Fatma Köşer Kaya, Fadime Örgü, Nevin Özütok, Tunahan Kuzu, Saadet Karabulut gibi birçok ismi burada zikretmediğimiz arkadaşımızın çabalarını biliyoruz, biliyorsunuz.
Sosyal haklarımızın alınması ve eşitlik mücadelesi için var olan adaylarımızı katılımımız ve oylarımızla güçlendirelim. Yarınımızın çizilmesinde; bu çorbada sizin de tuzunuz, sizin de katkınız olsun.
Orhan Selim Bayraktar