Hollanda’da uzun süre politika da bulunan ve geçmişte Den haag’da meclis üyeliği de yapan Sol kökenli politikacı Ahmet Daşkapan...
Hollanda’da uzun süre politika da bulunan ve geçmişte Den Haag’da meclis üyeliği de yapan Sol kökenli politikacı Ahmet Daşkapan;
Türkiyeli demokratlar DENK partisi hakkında tarihsel bir saplantı içindedirler ve öz eleştiri yapmaları gerekir diyor. İşte açıklamasının tam metni.
Birincisi: DENK partisine yönelik soydaşlık temelinde bina edilmiş bır parti olduğu belirlemesi tümüyle mesnetsizdir. Bu belirleme Türkiye'deki siyasi saflaşmaların ışığında yapılmış bir belirlemedir.

DENK partisinin ortaya çıkışına sebep nesnel sosyolojik ve toplumsal göçmenlik ve ırkçılık sorunlarını göz ardi eden bir yaklaşımdır.
Bazı DENK sözcülerinin Türkiye konulu subjectif söylemlerine dayandırılmış soyut bir belirlemedir.
DENK çok kültürlü ve uluslu bir parti olmayı hedefleyen henüz yeni bir partidir. Bütün göçmen guruplarını ilgilendiren hem genel göçmenlik meselelerini ele almakta hemde spesifik guruplara özgün meselelere değinmektedir.
Ikincisi: DENK partisinin Hollandanın real ırkçılık ve ayrımcılığın nesnel koşulları sonucu meclise ikinci defa üç sandalye ile seçilebildiğini görememe yanılgısıdır.
Hollandanın nesnel kosulları bir göçmenler partisinin meclise seçilmesine elverişli olmasaydı DENK partisinin bu kadar oy alma imkanı yoktu.
Aynı nesnel koşullar Yeşil solda Kauthar'in tercihli oylarla seçilmesini ve Surinam kökenli bir baska bayanında BIJ1 adlı parti adına seçilebilmesini beraberinde getirdi.
Hollandada çok vahim boyutta kurumsal ve toplumsal ırkçılık mevcuttur ve cığ gibi büyümektedir. Insanlar günlükk yaşamlarında her an bunu yaşıyor ve hissediyor.
Üçüncüsü: Göçmenler 1986 yılından bu yana 35 yıllıkk bir süre boyunca büyük umitlerle ve Hollandalılarla aynı siyasi partiler içinde birlikte hareket edebilme duygusuyla yerleşik Hollandalı partilere ve o partiler adına aday olan göçmen kökenli adaylara oy verdiler.
Lakin bu yolun hiç bir cözümü beraberinde getirmediğini ve göçmen kökenli adayların seçildikten sonra göçmenlik ve ırkçılık konularını gündeme getirme ve çözüme kavuşturma konusunda hem zorlandıkları ve hemde başarısız konuma düşürüldükleri artık geniş kitlelerce idrak edilmiştir.
Nitekim göçmenlik sorunları ve ırkçılık kesintisiz büyümeye devam etmiştir.
Dördüncüsü: Hollanda toplumunda ayrımcılığa ve ırkçılığa maruz kalmış, mağdur konumda olan, DENK partisine oylarını veren vede sayıları yüzbünleri bulan büyük bir göçmen kitlesinin iradesini hiçe sayarak bu kitleyi Hollandada yabancı düşmanlığını körüklüyor, aşırı sağcı partilere koz veriyor yaftanmalarını yapmak saplantıdan öte demokratlık adına kabul edilemiyecek bir aymazlıktır.
Beşincisi: Türkiyeye yönelik siyasetin uzantısı olarak Türkiyedeki iktidarlara karşı sürdürülen lobi çalışmaları uğruna yerleşik Hollandalı siyasi partilerin içindeki ırkçılık ve ayrımcılığa göz yumma taktiği ve stratejisi Hollandada yaşamaktan olan göçmenlerin ırkçılık sorunlarını görmezden gelmektir.
Hollandalı partilerin ırkçılıklarını yüzlerine vurmayalım, arayı sıcak tutalım ki Türkiyeye yönelik muhalif çalışamalarımız konusunda desteklerini alabilelim mantığını ilkesel anlamda reddediyorum.
Bu mantık halen ayakları Türkiyede olan bir mantıktıktır ve göçmenlik realitesine hiçe sayan bir mantıktır. Bu mantığın ayakları Hollandaya basmadığı için DENK partisinin göçmenlik realitesine bağlı bir olgu olduğunu görme imkanından yoksun kalmaktadır.
DENK'i destekleyen kitlenin bir bölümede aynı yanılgı içerisindedir. DENK partisinin başarısını muhafazakar kitlenin muhafazakar yapısına ve kimi muhafazakar örgütlerin desteğine bağlamaktadır.
Aynı zamanada AKP destekli kimi açıklamaları yapmasına bağlamaktadır.
Bu tür yaklaşımlar göçmenliğin sosyolojik ve toplumsal nesnelliğinden kopuk öznel saptamalardır. DENK partisini kuruluş momentumu tam bu sosyalojik gerçekliği ile uyumluk içindedir.
Milletin canına tak demiş ve Hollandalı partilere olan gövenleri sıfıra doğru ilerleyiş içindedir
Türkiyeli demokratlar halen bu realiteyi ve nabzı yakalayamamış ve eliter, halktan kopuk kuramlarla halkın bu gerçeğini görmeme konusunda direnmektedir.
Halbuki tarihte ve şimdi dünyanın her yerinde ayrımcılık ve ırkçılık sonucu ortaya çıkan sosyal tepki hareketleri genellikle sol söylemlerle hareket etmektedir ve kitle olarak muhafazakar yapıya sahip olsada ilerici bir nitelik taşımaktadır.
Martin Luther King (din adamıydı), Malcolm X ve nicelieri örnek gösterilebilir.
Yani kısacası HTIB gibi örgütlerin 70 li yıllarda ve seksenli yılların başlarında göçmenlerin eşithaklar mücalesine hayat verdiği gibi.
Solun yeri halkın yanıdır. DENK partisi bu gün Türkiyeli solun doldurması gereken boşluğu başarıyla doldurmaktadır. Bu durumda Türkiyeli solcu demokratların DENK partisini tu kaka etmek yerine kendileriyle muhasebeye girmesi gerekir. Neden halen eksik kaldıklarını ve bunun iç muhasebesini yapmaları gerekir.
Ancak sekter ve eliter solun, Kürt milliyetçiliğin ve mezhepçi zihniyetlerin belirgin olduğu ve işçi sınıfı ideolojisinden kopuk bir solun bu iç muhasebeyi yapma durumu olamayacığını düşünüyorum.
Altıncısı: DENK partisinin Hollandadaki göçmenlerin tarihi bakımından ve eşitlikçi gelecekleri açısından ne kadar önemli olduğunu anlamamak afedilmez bir yanılgıdır.
Türkiyeli demokratlar bu yanılgıdan kurtulmanın başlangıcı olarak Bij1 partisinden Sylvana Simons, Groenlinks milletetvekili Kauthar Bouchallikht ve DENK partisini öncelikli olarak desteklenmesi gereken siyasi olgular olarak belirleyebilirler.
Temel meselemiz Hollandada ırkçılığa karşi eşithaklar mücadelesidir ve Türkiye meseleleri değildir. Bizler, çocuklarımız ve torunlarımız sorunlarını, ırkçılığı burada yaşıyor ve mücadele alanımız burasıdır.
Türkiyeye yönelik yaklaşım Türkiyedeki mücadelelerle dayanışma niteliğinden öte olamaz zaten. Taner Akcam seksenli yıllarda bu belirlemeyi yapmıştı. Bu dayanışmayı mücadelenin temeli haline getirmek nihayetinde burdaki gerçeğimizden kopuk örgütlenmeleri doğurur. Nitekim Türkiyeli solun bu günki dumu bundan ibarettir.
Ahmet Daşkapan