T.C. Rotterdam Başkonsolosluğu’nda düzenlenen tören, STK temsilcileri, yüksek okul öğrencileri ve iş dünyasından insanların katılımı ile gerçekleşti...

18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Deniz Zaferi’nin 107. yıl dönümü Rotterdam Başkonsolosluğu’nda kutlandı

T.C. Rotterdam Başkonsolosluğu’nda düzenlenen tören, STK temsilcileri, yüksek okul öğrencileri ve iş dünyasından insanların katılımı ile gerçekleşti.
12 Mart tarihinin, İstiklal Marşı’nın kabulünün 101. yıl dönümü olması dolayısı ile Millî Şair Mehmet Akif Ersoy da anıldı.

Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunması ile başlayan törende, boğaz boğaza çarpışmaların yaşandığı Çanakkale Savaşı’na ait görüntülerin yer aldığı slayt, Mehmet Akif Ersoy ve Çanakkale gösterisi ile devam etti.

Başkonsolos Aytaç Yılmaz konuşmasında şunlara değindi: ”
Bugün 12 Mart İstiklal Marşımızın Kabulünün 101. Yıldönümü ile İstiklal Şairimiz Mehmet Akif Ersoy ile 18 Mart Çanakkale şehitlerimizi Anma programlarını ortaklaşa gerçekleştireceğiz. Bu özel günde bizlerle birlikte olduğunuz için şükranlarımı sunuyorum.
Programımız çerçevesinde, önce “Kalplerde Akif, Dillerde Hürriyet” dedik ve Mehmet Akif’in milletimiz için önemini hatırladık. Şimdi ise Çanakkale Zaferi ve şehitlerimizin Hakk’a yürüyüşüne giden yolda nasıl mücadele ettiklerini videolarda izleyeceğiz. Cumhuriyetimizin Kurucusu Ulu Önder Atatürk’ün milletimizin makus talihinin yenilmesinde oynadığı eşsiz role ve liderliğe tanıklık edeceğiz.
Ben müsaadenizle tüm unsurlarıyla, Türk milletinin topyekün zafer kazandığı Çanakkale üzerinde biraz konuşacağım. Mehmet Akif’e de elbette değineceğim.
O dönemi isterseniz önce biraz hatırlayalım:
Osmanlı Devleti, Trablusgarp Harbiyle Afrika’daki son topraklarını, Balkan Hezimetiyle ise 500 yıllık Türk toprağı Rumeliyi kaybetmiş. Boğazlar ve İstanbul açık hedef haline gelmiş. Ülke içindeki tüm azınlıklar kışkırtılmış. Batıda Fransa ve İngiltere, doğuda Rusya tüm ağırlıklarıyla üzerimize çullanmış. Halk ise yokluk ve hastalıklarla pençeleniyor. Mehmet Akif’in bataklık olarak tanımladığı yeis, yani ağır bir ümitsizlik halinde.
İşte Çanakkale Savaşı böyle bir arka planda başladı. Anadolu’yu ve dolayısıyla Türkü tarihten tamamen silme harekatıydı. Kurtuluş Savaşı’nda ikinci perdesini göreceğimiz bir “Olmak ya da olmamak mücadelesi” verilecekti.
Çanakkale savaşı, esas itibariyle 18 Mart 1915 - 9 Ocak 1916 tarihleri arasında gerçekleşti. 18 Mart 1915’te başlayan ilk saldırı, 9 Ocak 1916 tarihinde karşı donanmanın ülkeyi tamamen terk etmesi ile son buldu..
En güçlü saldırı ise 18 Mart 1915 günü yaşandı. İngiliz Donanma Komutanı Churchill’in Boğazları deniz üzerinden ele geçirme planı, Türk milletinin kahramanlığına ve güçlü iradesine çarpıp paramparça olmuştu.
Deniz harekatıyla İstanbul'a ulaşılamayacağı anlaşılınca, bir kara harekatıyla Çanakkale Boğazı'ndaki Osmanlı sahil topçu bataryalarını ele geçirme planı gündeme getirildi. Bu plan çerçevesinde hazırlanan İngiliz ve Fransız kuvvetleri 25 Nisan 1915 şafağında Gelibolu Yarımadası'nın güneyinde beş noktada karaya çıktılar. İngiliz ve Fransız çıkarma kuvvetleri her ne kadar Seddülbahir ve Arıburnu sahillerinde köprübaşları oluşturmayı başardılarsa da, Osmanlı kuvvetlerinin inatçı savunmaları ve zaman zaman giriştikleri karşı taarruzlar sonucunda Gelibolu Yarımadası'nın işgali teşebbüsü başarısızlıkla sonuçlandı.
Bunun üzerine sahildeki kuvvetler takviye edilmek için Arıburnu'nun kuzeyinde Suvla Koyu'na 6 Ağustos 1915 tarihinde yeni kuvvetlerle bir üçüncü çıkarma yaptılar. Ancak 9 Ağustos'ta Kurmay Albay Mustafa Kemal'in, Birinci Anafartalar Muharebesi olarak da bilinen karşı taarruzunda, İngiliz Komutanlığı, ihtiyat tümenini ateş hattına sürerek sahilde tutunmayı ancak başarabildi. Mustafa Kemal ertesi gün Kocaçimentepe – Conk Bayırı hattında yeni bir karşı taarruz gerçekleştirdi, bu hattaki Anzak birliklerini de geri attı. İngiliz ve Anzak kuvvetlerinin İkinci Anafartalar Muharebesi olarak bilinen genel taarruzları ise Osmanlı savunmasını yine aşamadı. Tüm bu gelişmelerin sonrasında İngiliz, Anzak ve Fransız kuvvetleri Gelibolu Yarımadasını 1915 yılı Aralık ayı içinde tahliye ettiler. Karşı cephe ağır kayıplar vererek hazmetmesi zor yenilgiler aldı. Hükümetler düştü.
Değerli konuklar,
Eğer, Mustafa Kemal’in de ifade ettiği gibi, Çanakkale geçilseydi, İstanbul alınır, Osmanlı Devleti paylaşılır ve Türkiye Cumhuriyeti diye bir şey kalmazdı. Onun için de o gün Alman subayları, “gerek Çanakkale’deki zaferlerde, gerek Yemen’deki savaşlarda, gerekse Suriye’deki, Irak’taki savaşlarda ağaç kabuklarını yiyen, siperlerde kullanılan kum torbalarıyla yırtılıp parçalanmış elbiselerine yama yapan Mehmetçikteki felsefeyi, ruhu anlayamadık” demişlerdir. İşte bu ruh Mustafa Kemal’in de ifade ettiği gibi, Türk’ün en çaresiz zamanlarda ortaya çıkan ruhudur. Bu maneviyat, daha sonra milli mücadelenin her safhasında görülecektir. İşte İstiklal Marşımız böyle bir manevi atmosferde yazılmıştır.
Mehmet Akif, “O benim değil, milletindir” “Allah bu millete bir daha İstiklâl Marşı yazdırmasın” sözleriyle ülkemize, bayrağımıza, istiklal ve hürriyetimize sahip çıkmamızın önemini vurgulamıştır. Her satırıyla ulusal ruha tercüman, ulusal hissiyat ve özlemlere tercüman olan İstiklal Marşımız, milletimizin vicdan ve namusunun ortak adıdır. Bugün coşkuyla ve kıvançla okuduğumuz İstiklal Marşını sadece bir şiir metni olarak okuyup geçmek asla yeterli değildir. İstiklal marşımızın salt bir metni aşan, çok daha fazla bir anlam ve maneviyat alanı vardır.
Türk milletinin kurtuluş ateşini, bireysellik ve egoların öne çıkması değil, bizi yenilmez kılan birlik ve beraberliğimiz sağlamıştır. Sadece Çanakkale’deki mezar taşlarına bakınca dahi neyi kastettiğimiz daha iyi anlaşılacaktır: İstanbullu’nun yanında Diyarbakırlı, İzmirli, Bitlislinin yanında Erzurumlu ve Edirneli görülecektir. Bakü’nün, Tebriz’in, Tunus’un minberlerinden Mehmetçik için dualar edildiği de farkedilecektir. Müslümanı, Musevisi, Hristiyanı, Türkü, Boşnakı, Arabı, Çerkezi, Kürdü, hepsi kader birliği yapmıştır. Çanakkale öyle bir destandır. Milletimizin en seçkin, en yetişmiş, en verimli nesillerini feda etme pahasına Çanakkale’de fitili tutan ateş, millet olarak yeni liderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk etrafında Kurtuluş Savaşı’nı verecek gücü bulmamız ve yeni devletimizi kurmamızla sonuçlanmıştır.
Allah bizi bir daha böyle savaşlar vermek zorunda bırakmasın. Dahili ve harici düşmanlarımıza fırsat vermesin. Sözlerimi noktalarken, Çanakkale Zaferi’nin 107. yıldönümü vesilesiyle, bizlere vatanımızı ve Cumhuriyetimizi armağan eden, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, bütün istiklal kahramanlarımızı ve şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi de minnet ve şükranla anıyorum. İstiklal Şairimiz Mehmet Akif Ersoy’u da İstiklal Marşımızın kabulünün 101. Yıldönümünde, minnet ve rahmetle yad ediyorum. Saygılarımı sunuyorum.

Anma töreni T.C. Rotterdam Başkonsolosluğu Din İşleri Ataşesi Ali Parlak’ın konuşması ve şu duası ile son buldu:
“Hamd Alemlerin Rabbi Rahman, Rahim ve Hesap gününün sahibi olan Allah’a mahsustur. Salât ve selam İki cihan serveri Hz. Muhammed(sav) O’nun ailesine ashabına ve tüm müminlerin üzerine olsun.
Allah’ım ellerimizi sana açtık rahmetine merhametine sığındık. Sana açılan ellerimizi, sana yönelen gönüllerimizi ve seni zikreden dillerimizi dergahı ilahiyenden boş çevirme. Tövbelerimizi, dualarımızı ve tüm ibadetlerimizi kabul eyle.
Ya Rab, Anadolu’nun her evinden, Kosova’dan, Şam’dan, Bağdat’tan, Beyrut’tan, Kahire’den, Üsküp’ten, Saraybosna’dan, Balkanlar’dan, Kafkaslar’dan, Afrika’dan hasılı İslam coğrafyasının her yerinden gelen ve Çanakkale’de canlarını feda eden şehitlerimizi rahmetle yad ediyoruz, ruhlarınız şad eyle.
Ya Rabbe Alemin, ezan dinmesin, bayrak inmesin, vatan bölünmesin, namusumuz çiğnenmesin diye en aziz varlıklarını bu yüce değerler uğruna feda eden, Bedir’den Malazgirt’e, Çanakkale’den İstiklal Harbi’ne, 15 Temmuz’dan bugüne bütün şehitlerimize rahmet eyle. Allah’ım tüm şehitlerimizin uğruna canlarını verdikleri davalarına sahip çıkacak inançlı, ihlaslı, vatanını ve milletini seven nesiller yetiştirmeyi bizlere nasip eyle.
Yüzyıllardır dini mübini İslam’a hizmet etmiş, hep zalimin karşısında mazlumun yanında olmuş, kimsesizlerin, gariplerin, ezilenlerin umudu olmuş aziz milletimize ve kahraman ordumuza rahmetinle nusretinle muamele eyle. Milletimizi ilelebet payidar eyle.
Allah’ım yaşadığımız toprakları bizlere vatan kılan ve emanet edenlerin davasına, ideallerine sahip çıkarak milletimizin birlik ve beraberliği, ülkemizin refah ve huzuru, insanlığın barış ve selameti için çalışan idarecilerimize ve güvenlik güçlerimize yardım eyle, onları her türlü tehlikeden, tuzaktan muhafaza eyle.
Ey hainlerin tuzaklarını bozan Yüce Rabbimiz, suret-i haktan görünüp senin adınla insanları aldatanlara, aramıza fitne ve fesat tohumları ekmeye çalışanlara, devletimize ve milletimize ihanet edenlere fırsat verme, şerlerinden bizleri, neslimizi ve ülkemizi muhafaza eyle. Bizleri zalimin karşısında, mazlumun yanında olanlardan, iyiliği emredip kötülükten nehyedenlerden, hakkı tutup kaldıranlardan eyle Allah’ım.
Ya Rab bugün yeryüzünün birçok yerinde zulme ve katliamlara maruz kalan, ülkeleri işgal edilen, camileri ve her türlü kutsalları harap edilen, hakları hukukları ihlal edilen bütün kardeşlerimize yardım eyle. Allah’ım dünyayı yaşanmaz hale getiren zalimlere, fitne ve tefrika yoluyla ümmetin ve insanlık ailesinin birliğini, dirliğini bozmak isteyen hainlere karşı bizlere yardım eyle. Allah’ım çocukların, kadınların, bütün insanların korkusuz, kaygısız ve güven içinde yaşayacağı, sefaletin, kan ve gözyaşının olmadığı bir dünya için yeryüzünde yeniden iyiliği hakim kılmak için çalışmayı bize nasip eyle. Kalplerimizi muhabbet, rahmet ve şefkatle tezyin eyle.

Allah’ım başta Anafartalar kahramanı Gazi Mustafa Kemal Paşa olmak üzere Sultan Alparslan’dan Fatih Sultan Mehmet Han’a, kadar yaşadığımız toprakları bizlere vatan kılan bütün şehitlerimiz ve gazilerimizin ruhlarını şâd eyle, mekanlarını cennet eyle. Hassaten İstiklal Şairimiz Mehmet Akif Ersoy ve ilim ve tefekkür dünyamıza katkıda bulunanlara rahmet eyle. Bizim de yapmış olduğumuz dualarımızı ve tüm güzel amellerimizi kabul eyle. Âmin velhamdülillahi Rabbil Âlemin.”