Hollanda Konya Kültür ve Dayanışma Vakfınca Amsterdam’da Podium Mozaiek’te düzenlenen Şeb-i Arus gecesinde, Büyük mutasavvıf ve düşünür Mevlâna Celâleddin Rûmî, 749. Vuslat yıldönümünde yapılan bir programla yâd edildi...
Amsterdam’da Şeb-İ Arus Gecesine Yoğun İlgi
Proğrama, Türkiye’den günün hatibi Sinan Yağmur, Müsiad Hollanda Başkanı
Ali Köklü ve yönetimi, UID Hollanda Bölge Tanıtım ve Medya Başkanı Ertuğrul Kurt, UID Hollanda Bölge AR&GE ve Eğitim Başkanı Figen Arslan, UID Hollanda Amsterdam Şube başkanı Mehmet Akif Bozacı, ASBİR Hollanda Başkanı Göksel Soyugüzel, TESİAD Avrupa sorumluları, STK temsilcileri ve çok sayıda mevlana sevdalısı katıldı.

Proğram Amsterdam Nizam-I Alem Süleymaniye Camii İmam Hatibinin Kuranı Kerim okumasıyla başladı. Konya Kültür ve Dayanışma Vakfı baskanı Hidayet Esenkaya açılış konuşması yaptı.
Hidayet Esenkaya; “Bugün çağımıza baktığımızda, devletlerin insanların birbirini yemeye çalıştığı, korkunç öldürücü silahların ortalıkta gezdiği ve birbirlerine karşı kullanıldığı bu dönemde, büyük ender şahsiyetlerin, insanların gönüllerine kalplerine girmek için bize göstermiş oldukları saygı, şevkat hoşgörü ve sevgi çağrıları çok önemlidir. Bu akşam burada Hz. Mevlana'mızın onun hatırasını öğretilerini bize intikal ettirmek istediklerini tekrar yad etmek üzere buradayız. Hz. Mevlana'mız bize ne buyuruyor. Tabii ki muhabbet buyuruyor. Dolayısıyla bu fikirlerine bunun aşk ile terennüm etmesine ne kadar ihtiyacımız var hepimiz biliyoruz. Duamız odur ki bu gecenin bereketiyle İnşallah bütün alemde o muhabbeti o tevhidi yakalamak bizlere de nasip olur. Tüm Mevlâna dostlarını sevgiyle saygıyla selamlıyorum.”dedikten sonra sahneyi Sinan Yağmur’a bıraktı.

Günümüzde bizlerde Hz. Mevlananın gönüllüleri olarak, 'bir mum, diğer bir mumu tutuşturmakla ışığından hiç bir şey kaybetmez' diyen Hz. Mevlâna' nın mesajını alarak elimizdeki onun kaynağı ile bütün insanlığı aydınlatabiliriz.
Yazar Sinan Yağmur: Şeb-i Arus; Hz. Mevlana ile özdeşleştirilmiş bir tabir! Şeb-i Arus, günah alma yarışını bırakıp gönül alma meziyetidir.

Büyük sufi ölümü; Şeb-i Arus yani düğün gecesi diye niteleyerek hayata başka türlü baktı ve bizim de öyle bakmamızı istedi.
Ölümü Şeb-i Arus olarak görebilmek; insan hayatını dünyadaki hayatından ibaret sayarak gayretini –belki hasretini- burada yer edinmeye tahsis eden biz fânilere garip gelmiş olmalı ki tabiri anlamak üzere yıllardır yazıyoruz, konuşuyoruz. Yine de o derin sırrı anlamaktan uzağız.
Sufilerin sözlerinde, insanların kendilerini; “Hakk’ın gelini” olarak niteledikleri ifadeler yer alır. Sufiler; dini hayatı rıza ve ilahi muhabbete dayandırınca kendilerini; “gönüllü giden” anlamında “gelin” diye görmüşlerdir.
Şebi Arus; bir arınmadır kirlilikten, ön yargıdan, ötekileştirmekten. Ölümü öcü görenler; dirilere neyi, nasıl hoş gösterebilecekler ki?

“Öldüğüm gün, tabutumu götürürlerken bende bu dünya derdi var sanma!”
“Benim için ağlama, yazık, ‘vah, vah!’ deme! Beni toprağa verdiklerinde de ‘veda, veda! (ayrılık, ayrılık)’ deme!”
“Mezar bir perdedir ki onun arkasında cennetin huzuru vardır!”
Şeb-i Arus bir gönül dokunuşudur. Teni, cennet edinenler; et parçasını gönül sanıyorsa hangi yaralı, yetim yüreğe inşirah toprağı olarak dokunabilir ki?

“Batmayı gördün değil mi? Doğmayı da seyret! Güneş’le Ay’a, gurûbdan hiç ziyan gelir mi?”
“Yere hangi tohum ekildi de bitmedi? Endişelenme! İnsan tohumu bitmeyecek diye telâşlanma!”
“Toprağa konulduğumu zannetme! Ayağımın altında yedi gök vardır.”
Böyle buyuran Mevlânâ’nın ruhu, hiç şüphesiz yedi kat gökleri aşarak Rabb’inde fânî olmuştur.
Şeb-i Arus, her zaman toprak kokusunu alıp dünyalığı terk edişin adıdır.

“Şeb-i Arus” (düğün gecesi); dünya gurbetinden kurtuluşu, vuslata erişi ifade eder. Ölümün, ruhun hürriyete kavuşup hakiki bir ölümsüzlük ve ikbale gidiş olduğunu, şu mısraları ile ne güzel ifade eder:
“Ey can! Sende bu toprak perdesi ile örtülmüş gizli bir hayat vardır... Burada, gayb âleminde gizlenmiş Yusuf gibi yüzlerce güzel mevcuttur...”
“Bu ten sureti yani ceset, toprağa kurban verilince o can sureti kalır...”
“O ten sureti fani, can sureti ise bâkîdir...”

Şeb-Arus terk-i ten, aşk-ı turaptır.
“Ölümü korkutucu kılan, onu zorlaştıran, şu ten kafesidir. Teni bir sedef gibi kırdığın zaman, ölümün bir inciye benzediğini sen de göreceksin!..”
“Bil ki ölüm, ruhun bir başka âleme doğması hadisesinin sancısıdır. Yani bu fani âlem için adı ölümdür ama bâki ve ebedî olan âlem için adı doğumdur!”
Şeb-i Arus, günah alma yarışını bırakıp gönül alma meziyetidir. Dünyası günah almakla geçene ölüm acı, azap ve elem verir. Gönül almayı sevdası edenler ise ölümü düğün tadı, şerbet tatlılığı görür.
“Hem değil mi ki canı Allah almaktadır; bil ki ölüm, has kullar için şeker gibi tatlıdır.”
“Keza ölüm, ateş bile olsa Allah’a halil olana güllük gülistanlıktır; âb-ı hayattır.”
Şeb-i Arus, vicdanı dinç ve daima canlı tutmanın adıdır.
Gecenin sonunda katkıda bulunan sponsorlara, konuklara, çiçekler verildi ve kendilerine katkılarından dolayı teşekkür edildi. Ayrıca Sinan Yağmur kitaplarını imzaladı.
Amsterdam / Furkan TURGUT