İnci Küpeli Kız'ın Gözünden
Bu yıl, Hollanda'da dünyanın önde gelen ressamlarından biri kabul edilen Hollandalı Johannes Vermeer'in (1632-1675) yılı olarak ilan edildi. Farklı müzeler ve medya, Altın Çağ'ın ressamı Vermeer ve eserlerine özel ve ayrıntılı bir ilgi gösteriyor. Amsterdam'daki Rijksmuseum, ressamın dünyanın farklı ülkelerinde bulunan çalışmalarını bir araya getirerek sergiyi 10 Şubat'ta 16 hafta boyunca halka açtı. Rijksmuseum tarihinde en fazla ziyaretçi çeken sergi, 650.000'den fazla ziyaretçiyle Vermeer sergisine ev sahipliği yaptı.

Vermeer'in tablolarına hayran kalmamak neredeyse imkansız. Tablolarındaki ustalıkla kullanılan ışık yansıması ve derinlik tekniği, dikkat çekici bir şekilde çizilen ve sanki canlıymış gibi duran kadın figürleri, Vermeer'in eserlerini özel kılıyor. Dikkatli gözlemciler için kaçırılmaması gereken başka önemli detaylar da mevcut. Bu detaylar arasında, Vermeer'in Osmanlı kültüründen ilham aldığı görülüyor. Halılar, testiler, ud çalgısı gibi unsurlar resimlerinde belirgin bir şekilde yer alıyor. Hatta, hayal gücümüzü biraz zorlayarak, Vermeer'in şöyle dediğini düşünebiliriz: "Benim saraylarda haremim olmayabilir, ancak resimlerimde var.” Bu nedenle, resimlerinde kadın figürleri başrolde yer alıyor; çünkü Vermeer'in bilinen 37 tablosundan tam 33'ünde kadınlar resmedilmiş.

Önemle belirtmek isterim ki Vermeer, Oryantalizm akımından önce, saf bir merakla Osmanlı kültüründen ilham almıştır. Yani 18. ve 19. yüzyıllarda Batı'nın Doğu kültürünü inceleyen, taklit eden ve sıklıkla önyargılı yorumlarda bulunan, abartılı ve gerçeği yansıtmayan erotik resimler üreten Oryantalizm'in hüküm sürdüğü bir dönemden önce.

Vermeer'in resimleri, kadınları nazikçe tasvir etme amacını açıkça yansıtıyor. Bazı kadınlar sanatla, bazıları astronomiyle, vb. ilgileniyor. Onun eserleri, aydın bir dünya görüşünü yansıtarak, zarif kadınların nasıl olabileceğini göstermeyi amaçlıyor gibi. Vermeer, resimlerinde kadınları yücelterek, onların zengin iç dünyalarını ve erdemlerini vurgulamak istemiş gibi görünüyor.
Bu bağlamda, Vermeer'in 'İnci Küpeli Kız' tablosunu incelediğimizde, Vermeer'in bilinçaltındaki gizemleri ifade etmek için en uygun dekoratif unsurun Osmanlı kültüründen ilham aldığını tahmin edebilirim. Mavi tülbent üzerindeki gölgeler, sanki kayaları veya denizin dalgalarını temsil eder gibi görünmektedir. Tabloda, bilinçaltının sembolik dili yoğun bir şekilde kullanılmıştır ve bu, esere farklı bir boyut kazandırmıştır. Resimde, dişil enerjiyi yakalamış ancak vücut hatlarını açıkça sergilemek yerine bu enerjiyi daha gizemli bir şekilde iletebilmiştir. Bu, sadece usta bir ressamın başarabileceği bir sanatsal yetenek gerektirir.

Mauritshuis, 1902 yılında bu resmi satın aldı ve daha sonra 1995'te resmin adını 'İnci Küpeli Kız' olarak değiştirdi. Oysa ki resim o zamana kadar 'Tülbentli Kız' olarak biliniyordu. Vermeer resimde sadece kızın yüzünün ve başındaki tülbentin olduğunu göstermektedir. İzleyicisine başka bir şeye odaklanma fırsatı vermiyor: Hem masum, hem cilveli bir şekilde bakan tülbentli bir güzel.
Bu resimde inci küpenin bir önemi yok aslında. Vermeer'in diğer resimlerine bir göz atın, neredeyse tüm kadınların aynı küpeyi taktığını göreceksiniz. Bunun yanı sıra, Leiden Üniversitesi'nden Profesör Vincent Icke, 2014 yılında küpedeki ışığın yansımasından şüphelenip, küpenin inci olmadığını, daha çok gümüş olabileceğini iddia etti. Peki, Mauritshuis neden böyle bir isim değişikliği yapmış olabilir?
Dünya sanatları arasında en önemli eserlerden biri olarak kabul edilen, hatta dünyanın ikinci Mona Lisa'sı olarak bilinen bu resim, aslında bir Osmanlı kızını sembolize ediyor olabilir mi? Dolayısıyla, isim değişikliği buradan kaynaklanıyor olabilir mi? Kızın Osmanlı bir kıza pek benzemediğini, yüz ifadesinin Hollandalı bir karaktere sahip olduğunu, kaşlarının olmadığı kadar sarı göründüğünü belirtebilirsiniz. Ancak, yeni yapılan röntgen teknolojisi sayesinde resmin alt yapısında kaşlarının ve kirpiklerinin daha belirgin olduğu keşfediliyor. Eserin altında bulunan ayrıntılar, bu bakış açısını biraz daha pekiştiriyor gibi görünüyor.
Büyük olasılıkla resimdeki ana tema kız ve tülbenti olduğu için, kültürel kodlamaların bu eserde belirgin olduğu düşünülmüştür. Muhtemelen, resmin odak noktasını küpeye kaydırıp, 350 yıllık 'Tülbentli Kız' ismi hafızalardan unutturulmak istenmiş olabilir resmin yeni sahibi tarafından. 1995 yılında, böylece Mauritshuis bu eseri "İnci Küpeli Kız" adıyla kültür dünyasına ve sanatseverlere kazandırmıştır.
Ancak, Hollanda'da Vermeer'in gözüyle Türklere ve Türk kadınlarına açık, önyargısız bir şekilde bakılmasını dilerdim. Resmin eski ismi, bu tür bir diyalogu teşvik etmek için daha uygun olabilirdi. Her halükarda, Vermeer’in samimi yaklaşımını ve merakını ben en çok genç nesil Hollandalılarda gördüğümü ifade etmeliyim. Onlara çok güveniyorum.
Daha önce belirttiğim gibi, Johannes Vermeer'in sergisi Rijksmuseum tarafından Şubat ayında halka açıldı. O sırada Türkiye'deki büyük depremin etkisi altındaydık. Ancak Vermeer’in en önemli eseri kabul edilen İnci Küpeli Kız, Türkiye'deki depremzede kadınlarla buluştu. Onların yaralarını tülbentiyle sarıp, dertlerini deva oldu. Yakında "İnci Küpeli Kızın Gözünden" adını taşıyan bir kitapçık çıkacak. Bu kitapçık, depremzede kadınların kendi hikayelerini anlattığı öyküleri içeriyor.
Sanat terapisi çerçevesinde, Hollanda (NP2E) ve Türkiye (Kahramanmaraş Down Sendromu Derneği) arasında gerçekleştirilen projede, Down sendromlu çocuklar ve anneleri, farklı muhteşem el sanatlarıyla Vermeer yılını kutladılar, Hollanda Büyükelçiliği'nin desteğiyle. Kadınlar, İnci Küpeli Kız'ın devasa nakışını ilmek, ilmek hazırlayarak ve etrafını "kırk yama" olarak bilinen el işiyle 3 ay içinde tamamladılar. Bu eser, 13 Ekim'de, 35 ülkenin katıldığı Kahramanmaraş Expo Parkı'nın açılışında Hollanda bahçesinde sergilendi. Çalışmaları, kendilerine terapi olurken aynı zamanda Hollanda ve Türkiye arasındaki dostluğa ve dayanışmaya kültür aracılığıyla katkı sağlamış oldular. Emek veren kadınlara, çocuklara ve herkese, ellerinize sağlık!
Gülay Fitoz