Göç Hikayemiz: Gerçekten Bitmeyen Bir Masal mı?


  • Kayıt: 21.03.2024 11:43:31 Güncelleme: 21.03.2024 11:43:31

Göç Hikayemiz: Gerçekten Bitmeyen Bir Masal mı?

Nejat SUCU

Uzun zamandır çeşitli konularda ve zamanlarda var olan ve yaşanan göç hikayemizi Hollandaca olarak yazmaya başladık. Aslında var olan hikayemizi güzelce anlatabilmek için başlanan hikayemiz 20. sayfaya geldi ve geçiyor.

Zaman dilimleri ile Hollanda göç ve göçmen tarihini de inceleme fırsatı doğdu. Bilinmezlerle, bilinenlerin bilimsel olgu, bilgi ve bilimsel analizlerimizle güzel anlatacaklarımız olacak.

Hollanda'da geçen 44 yılda gerçekleşen bilebildiklerimizin bir de o kadar bilmediklerimizin olması kesin. Her şehrin ve her toplumun kendine özgü güzel, hoş, acı ve hüzünlü hikayeleri olduğu kesin.

Misafir işçiler "Gasarbeiders" 5 yıl kalıp Eve ("Thuisland") geri döneceklerdi, anne, baba, hanım, yavuklu ve çocukları ile mutlu bir yaşam süreceklerdi.

Evdeki hesap çarşıya uymadı.

Elde olmayan, evde olmayan ve ildende olan hesaplarımız evdekine uymadı. Biraz ütopyalarla, hayalperest olanın yanında gerçek ve yaşamın dayattığı gerçeklerle 5 yıllığına Hollanda'ya misafir ("Gast") olarak gelinen Hollanda'da bir 50 ve 60 yılımızı da doldurmuş bulunmaktayız.

Yeniden kök salmak?

Ben Hollanda'ya göçü kökü koparılan bir Söğüt ağacının, Selin önüne kapılıp bir sağa bir sola savrularak Göre'den Nevşehir-Kızılırmak'tan Gülşehir ilçesinde bir kumsalda yeniden tutunup kök salmasına benzetirim.

Tutunduğunuz toprak sizi sever veya sevmezse var olmak, kendini ispatlamak ve başarılı olmak bir ağaç gibi uzun yıllarınızı alacaktır. Bu arada var olan kabulle yeniden büyüme ve kök salmanın olduğu kadar, yeni gelen bir selle yok olma imkanı da vardır.

Bazen var olanını iyisine sahip olabilirsiniz.

Yazdığım gibi çok zaman var olan değerlerin kıymetini bilirsek sahip olanla da daha iyisine ve güzeline ulaşmakta var.

Bazen gurbet Nazım Hikmet Ran’nın bir şiiri gibidir;

KARLI KAYIN ORMANINDA

Karlı kayın ormanında

yürüyorum geceleyin.

Efkârlıyım, efkârlıyım,

elini ver, nerde elin?

 

Ayışığı renginde kar,

keçe çizmelerim ağır.

İçimde çalınan ıslık

beni nereye çağırır?

 

Memleket mi, yıldızlar mı,

gençliğim mi daha uzak?

Kayınların arasında

bir pencere, sarı sıcak.

 

Ben ordan geçerken biri :

"Amca, dese, gir içeri."

Girip yerden selâmlasam

hane içindekileri.

 

Eski takvim hesabıyle

bu sabah başadı bahar.

Geri geldi Memed'ime

yolladığım oyuncaklar.

 

Kurulmamış zembereği

küskün duruyor kamyonet,

yüzdüremedi leğende

beyaz kotrasını Memet.

 

Kar tertemiz, kar kabarık,

yürüyorum yumuşacık.

Dün gece on bir buçukta

ölmüş Berut, tanışırdık.

 

Bende boz bir halısı var

bir de kitabı, imzalı.

Elden ele geçer kitap,

daha yüz yıl yaşar halı.

 

Yedi tepeli şehrimde

bıraktım gonca gülümü.

Ne ölümden korkmak ayıp,

ne de düşünmek ölümü.

 

En acayip gücümüzdür,

kahramanlıktır yaşamak :

Öleceğimizi bilip,

öleceğimizi mutlak.

 

Memleket mi, daha uzak,

gençliğim mi, yıldızlar mı?

Bayramoğlu, Bayramoğlu,

ölümden öte köy var mı?

 

Geceleyin, karlı kayın

ormanında yürüyorum.

Karanlıkta etrafımı

gündüz gibi görüyorum.

 

Şimdi şurdan saptım mıydı,

şose, tirenyolu, ova.

Yirmi beş kilometreden

pırıl pırıldır Moskova...

Yinede benim neslimi, Nazım ve nice nazımlar gibi vatan hasreti ve özlemleri ile ölenlerden 

çok şanslı sayarım. O insanlar vatan sevdalısı saygı ve sevgi ile anarsak.