Amsterdam denilince akla gelen o klasik "özgürlükler şehri", "kanallar" ve "bisikletler" imajının ardında, yüzyıllardır halının altına süpürülmüş devasa bir tarih yatıyor. Bugünlerde elimize ulaşan ve Amsterdam Belediyesi ile Moslim Archief (Müslüman Arşivi) tarafından hazırlanan "Langs Moslimerfgoed in Amsterdam" (Amsterdam’da Müslüman Mirası Boyunca) adlı rehber, sadece bir turistik gezi kitapçığı değil; Avrupa’nın kalbindeki İslam damarını gösteren bir manifesto niteliğinde.
Peki, bu 68 sayfalık belgede neler var? Neden şimdi yayımlandı? Ve en önemlisi, Amsterdam’ın mimarisinden diline, mutfağından sanatına kadar sinmiş olan o "Müslüman ruhu" bize ne anlatıyor?
Gelin, Amsterdam sokaklarında bir tarih dedektifi gibi iz sürelim.
Rembrandt’ın Atölyesindeki Osmanlı Esintisi
Rehberin en çarpıcı kısımlarından biri, Hollanda’nın Altın Çağı olarak bilinen 17. yüzyıla tuttuğu ışık. O dönemde Amsterdam, küresel ticaretin merkeziydi. Şehrin sokaklarında sadece Hollandalı tüccarlar değil; Osmanlı’dan, İran’dan ve Mağrip’ten gelen elçiler, ipek tüccarları ve denizciler dolaşıyordu.
Ünlü ressam Rembrandt’ın tablolarındaki o görkemli sarıklı figürlerin sadece "egzotik bir fantezi" olduğunu sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Onlar, o günün Amsterdam’ında Dam Meydanı’nda yürüyen, iş yapan, kahve içen gerçek figürlerdi. Rehber, bugün Hollanda’nın simgesi haline gelmiş "kahverengi kafelerdeki" masa örtülerinin bile İranlı tüccarlarla yapılan ticaretten kalan bir miras olduğunu hatırlatarak ezber bozuyor.
Hazenstraat 12: Türk İmparatoru’nun Kapısı
Belki binlerce kez önünden geçilen ama fark edilmeyen bir detay: Turksche Keizerspoort (Türk İmparatoru Kapısı). 1628 yılından kalma bu bina cephesi, üzerinde bir Osmanlı bayrağı ve "Türk İmparatoru" yazısıyla hala ayakta. Bu bina, o dönemde bölgedeki deri ve ipek işleme atölyelerinin Müslüman dünyasıyla olan sıkı bağının somut bir kanıtı.
Sadece bu da değil; 1610 yılında Fas ile Hollanda arasında imzalanan diplomatik anlaşma, bir Müslüman devletle yapılan en eski resmi belgelerden biri. Yani İslam, bu şehre 1960’lardaki "misafir işçilerle" gelmedi; bu toprakların kadim bir ortağı olarak zaten oradaydı.
Dilimize ve Soframıza Sızan İslam
Analiz ettiğimiz rehber, kültürel etkileşimin ne kadar derin olduğunu kelimeler üzerinden de kanıtlıyor. Bugün Hollandaca’da kullanılan koffie (kahve), alcohol (alkol) gibi kelimelerin kökenine inen çalışma, daha ilginç bir detayı gün yüzüne çıkarıyor: Amsterdam Soğanı (Amsterdamse ui).
Şehrin meşhur sarı turşu soğanlarının rengini veren zerdeçal ve safran, 17. yüzyılda Müslüman tüccarların rotaları üzerinden Amsterdam’a ulaştı. Müslümanların Endonezya ve Hindistan üzerindeki ticari hakimiyeti, bugün Amsterdam’ın en yerel lezzetinin bile rengini belirlemiş durumda.
1975: Camiden Sokağa Hak Mücadelesi
Rehber, sadece uzak geçmişin nostaljisine sığınmıyor. Yakın tarihin kırılma noktalarına da parmak basıyor. 1975 yılında, sınır dışı edilme tehlikesiyle karşı karşıya kalan yaklaşık 100 Faslı işçinin Waterlooplein’deki Mozes en Aäron Kilisesi’nde başlattığı açlık grevi, Amsterdam’ın sosyal haklar tarihinde devrimsel bir olaydır. Bu eylem, Müslümanların "geçici işçi" olmaktan çıkıp "Amsterdamlı" olma iradesini koyduğu ilk büyük toplumsal direnişti.
Belediye Neden Şimdi Bu Adımı Attı?
Belediye Başkan Yardımcısı Touria Meliani’nin önsözde belirttiği gibi; Amsterdam’da Müslümanlar son yıllarda artan bir dışlanma, ayrımcılık ve şüpheyle karşı karşıya. Bu rehber aslında siyasi bir cevap niteliğinde: "Biz buradayız, 400 yıldır buradayız ve bu şehrin taşında, toprağında, dilinde emeğimiz var."
Amsterdam’ın Nieuw-West ve Oost gibi bölgelerindeki modern camilerden, küçük dükkanlardaki tabela detaylarına kadar uzanan bu rota, İslam’ı "yabancı bir unsur" olarak değil, şehrin öz evladı olarak konumlandırıyor.
Bir Hafıza Tazeleme Operasyonu
Ebubekir Turgut olarak not düşmeliyim ki; "Langs Moslimerfgoed in Amsterdam", bir şehri yeniden tanıma girişimidir. Eğer yolunuz Amsterdam’a düşerse, sadece Van Gogh Müzesi’ne gitmeyin; rehberdeki o rotaları izleyin. Javastraat’taki baharat kokusunun 17. yüzyıldaki bir Osmanlı gemisinden gelip gelmediğini, ya da Rembrandt’ın fırçasındaki o sarıklı adamın aslında kime selam verdiğini bir düşünün.
Çünkü tarih, sadece kralların değil, o sokaklarda iz bırakan "ötekilerin" de hikayesidir. Ve Amsterdam, Müslüman mirasını kabul ettikçe daha da "Amsterdam" olacaktır.
Ebubekir Turgut