Hollanda'nın Gülünü Seven Dikenine Katlanırmış


  • Kayıt: 04.05.2024 16:47:20 Güncelleme: 04.05.2024 16:48:16

Hollanda'nın Gülünü Seven Dikenine Katlanırmış

Nejat SUCU

Uzun yıllar geçti, güller solup yeniden açtı ve açmaya devam edecek Hollanda'da. Hollanda'yı dikensiz gül olarak düşünenler, görenler veya yaşayanlar yanılır.

Hollanda'da da bize batan, acıtan ve kanatan güller vardır. Önemli olan, hayatta o gülleri koklardan mümkün olduğunca açıkmadan koklamaktır. Mecazi anlamda olsa da, evet Hollanda'da yaşarken engeller, ötekileştirme, ayrıştırma ve ait olmadığını hissetmelerle doludur. Önemli olan Hollanda toplumuna ek değerimizin (Toegevoegde meerwaarde) gerekli olma pozisyonuna sahip ve aranan olmaktan geçer (misbaar zijn). Bunu bizim belirlediğimiz kadar, arz ve talep mekanizması ve çevremizdeki iyi niyetli insanlar belirler. Bu arada sorulan formül ise “Olumlu olmak, iyi niyet, çalışma, kendi sorunlarımıza da ortak bulmak ve çözüm için başkalarını da yanımıza alabilmektir”.

Biraz da 45 yıl öncesine gidelim mi?

Yaşam, Göre Kasabası ile Güvercinlik Köyü arasında, kırk tane bayırı olan "Kırkbağlar" mevkiinde bulunan Muçuoğlu Sarı Dayı Mustafa Dedem'den kalan tarlada; bir tepeden diğer tepeye tırmanırken sırtımıza batan Kengel otu dikenleridir. Bazen Kevin otunun dikenlerinin batarak kanatması gibidir yaşamının yakasına yapışan.

Aynı zamanda, bazen kader mi dersin, yoksa şans mı, yok yok, doğduğun hane, aile, çevre, sokak ve şehrin bize sunduğu yaşam olanakları ve kalitesi belirleyici değil mi?

Yaşamda, her zaman gülümüzün olduğu kadar, güllerimizin dikenlerinin batması ve kanatması da var. Bir Bahar vakti, Mayıs ayı olacak, Elmalı Bahçe'de güller açmış, mis ve amber kokuları insana esrarengiz bir bilinmeyen bir şarhoşluk ve mutluluk veriyor.

Tam güllerin ortasında bir "Siyah ve kıvırcık bir Gül" açmış, gülerek bana bakarak gel beni al kopar dercesine, götür beni gidebildiğin yerlere, çok çok uzaklara dercesine. Sahip olmak istiyorsun ama, diğer güller de hemen bir kıskançlık ve zehirli dişlerini gösteririr gibi dikenlerini olduğundan da sert, keskin ve büyütmüşler sanki.

Ama, 15'lik bir aşk misali, mutlaka sahip olacaksın o Siyah Güle. Dikenler batsa da, hırçın ve çirkin güllerin keskin dikenleri seni yırtarak, kan ve ter içinde bir akşamda o siyah Güle ulaşıyorum derken.

Gözden ırak olan, gönülden de ırak olurmuş.

Bir baktım bir yaz sabahı kendimi 3500 kilometre uzakta o gülümden uzakta, gurbette, Nederland, laagland ve Hollanda'da buldum kendimi. Bir Bülbül'ün gülüne ulaşamadığı gibi bizim o Siyah Güle ulaşmamız artık ütopyatik. Bir de o gül, o siyah gül değil artık. Rengi solmuş, gözlerinin aşınan umutları bitmiş, yok yok o Siyah Gül benim gülüm değil artık.

Tam Güle sahip oldum derken, Bülbül'ün gülüne ulaştığı anda, gönlün ve hevesinde geçiveriyor. Yaşam çok zaman ulaşılamayanlar, bilinmeyenler, gizli ve yasaklarla güzeldir.

Gülünü seven dikenine katlanırmış...

Bizim yaşantımızda gülümüzde ve dikenimiz bize benzemiyor mu?

Çok uzaklarda, sevgisine, sevdasına, gurbetine katlanan, azap veren Gül'ün dikenlerine de katlanırmış. Gül kokulu dostça selamlar,