Bizlerin Eskisi Gibi Yine de Kıymeti Varmış Ama Bizim Haberimiz Yokmuş!
Hollanda’da geçmişte yaşananlar ile günümüzü kıyasladığımda; mekânlar ve insanlar değişse de kalifiye, nitelikli ve nicelikli insan kaynağı ihtiyacının hiç değişmediğini görüyorum. Bu durumu izlerken, “Acaba Hollanda tarihi tekerrürden mi ibaret?” diye sormadan geçemiyorum.
Geçtiğimiz günlerde Gelderland eyaletindeki bir sağlık kurumunun, çalışanlarına gönderdiği iş ilanı oldukça dikkat çekiciydi. İlanda aynen şu ifadelere yer veriliyordu: “Kurumumuzda çalışacak bir eleman temin etmeniz durumunda; işe başlayacak kişiye brüt 200 euro, aracı olan siz çalışanımıza ise bir seferlik prim olarak 400 euro ödenecektir.”
Bu ilan beni yıllar öncesine, 1965-1980 yılları arasına götürdü. O dönem Almelo’da binlerce tekstil işçisinin çalıştığı 10 büyük tekstil fabrikası vardı; bobincinin, batörcünün, dokumacının mumla arandığı yıllardı. Sadece Enschede şehrindeki tekstil sanayisinde 50 bin kişi istihdam ediliyordu. O yıllarda büyüklerimizden sıkça duyardık: "Ben arkadaşım Seyfi’nin Almelo Kraliyet Ten Cate firmasında işe girmesi için tercüman Türker Atabek’i aradım. Arkadaşım işe yerleştiği için firma bana 100 Hollanda Florini (Gülden) prim ödedi."
Kuzey Avrupa’ya İş Gücü Göçü Neden Başladı?
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra harabeye dönen Almanya ve Hollanda, Soğuk Savaş (De koude oorlog) döneminde Amerikan kapitalinin de desteğiyle Komünizme karşı zengin bir Avrupa yaratma çabasına girdi. Sahip oldukları bilgi ve teknolojiyle birlikte 1960’larda üretimde büyük bir patlama yaşandı.
Ancak ekonomik büyüme, o güne kadar var olmayan büyük bir ihtiyacı, yani insan kaynağı zorunluluğunu doğurdu. İş gücü arzı talebi karşılayamadığında, içerideki işçi ücretlerinde astronomik artışlar gündeme geliyordu. Hükümetler bu maliyetleri bastırmak ve küresel rekabet güçlerini korumak amacıyla, daha az gelişmiş ülkelerle (Verdragslanden / Wervingslanden) iş gücü anlaşmaları imzaladı. Göç dalgası 1960’ta İspanya, İtalya ve Portekiz ile başladı.
Sonraki yıllarda Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Fas’tan gelen işçilerin Almanya ve Hollanda’ya akın ettiğini gördük. 1974 yılında aktif işçi alımı sözleşmeleri sona erse de aile birleşimleri yoluyla yüz binlerce göçmen Hollanda’ya kalıcı olarak yerleşti. Bugün Hollanda’da yaşayan yaklaşık 550 bin Türkiye kökenli göçmenin %62’sini, bu topraklarda doğup büyümüş olan 2., 3. ve 4. nesil temsil ediyor.
1970 Sonrası Mülteci Akını ve AB Genişlemesi
Hollanda, zaman içinde çok kültürlü ve çok renkli bir topluma dönüştü. 1970’lerde başlayan mülteci göçüyle birlikte son 50 yılda 1 milyona yakın insan ülkeye sığındı. Bugün 18 milyonun üzerindeki Hollanda nüfusunun yaklaşık 5 milyonunu Batılı ve Batılı olmayan göçmen kökenliler oluşturuyor.
Son 30 yılda ise sahneye Avrupa Birliği’nin genişleme hamlesi çıktı. Romanya, Polonya, Bulgaristan ve Baltık ülkelerinin vatandaşları; AB içindeki malların, kişilerin, hizmetlerin ve sermayenin serbest dolaşımı (Vrij verkeer van goederen, personen, diensten en kapitaal) hakkından yararlanarak buraya yerleşti. Günümüzde diğer AB ülkelerinden gelen yaklaşık 800 bin kişi Hollanda’da ikamet ediyor ve çalışıyor.
Eskilere Özlem ve İlk Neslin Gerçek Kıymeti
Geçmişe ve eskilere özlem her zaman var olmuştur. Kuşkusuz, Türkiye’den gelen ilk nesil emekçilerin burası için değeri çok büyüktü. O yıllarda iş bulma kurumlarına (Arbeidsbureau) kayıtlı 150 bin Hollandalı işsiz olmasına rağmen, yerel halkın yapmak istemediği en ağır, en zor işleri göğüslemek için Türkiye’den gelmişlerdi.
Buraya ayak bastıkları ilk hafta öğrendikleri ilk kelime "Hallo", ikincisi ise "Mesai" (Overwerk) olmuştu. Ağır şartlarda, daha az kazanarak daha çok katma değer üretiyorlardı. Elbette sistem için kıymetleri çok büyüktü.
Raşit’in Hikayesi: "Geçen Haftaya Kadar Kıymetli Olduğumu Düşünüyordum"
Raşit Ulukışla, 1970’te Hollanda’ya yerleşen işçi bir ailenin üçüncü çocuğuydu. Burada doğmuş, sakin bir gençlik döneminin ardından Makine Teknisyenliği Eğitimi (MTS / Nivo 4) almıştı. İlk olarak bir aracı ajans (Uitzendbureau) vasıtasıyla Hollanda’nın en prestijli kuruluşu olan Stork/Siemens’e adım atmış, kısa sürede performansıyla kalıcı sözleşme (Vaste contract) almayı başarmıştı.
Hengelo şehrindeki bu dev tesiste gemi ve baraj türbinleri üreten bölümde CNC torna uzmanı ve posta başı (Voorman) olarak çalışıyordu. Kalifiye bir elemandı ve iyi kazandığını düşünüyordu.
Hollanda’da çalışanlar arasında maaş bordrolarını arkadaşlarıyla paylaşma geleneği pek yoktur. Kazançlar Toplu İş Sözleşmesi (CAO) ile belirlense de eğitim, yaş, kıdem ve işe girişteki kişisel pazarlıklar belirleyicidir. Yasal asgari ücret bir taban oluştursa da aranan bir eleman olduğunuzda pazarlık gücünüz artar. Raşit de kendini öyle görüyordu, ta ki geçen haftaya kadar...
Geçen hafta iş yerinde gördüklerine gözleri inanamadı. Kendi ekibinde çalışan Hollandalı bir işçi, maaş bordrosunu (Loonspecificatie) masada açık unutmuştu. Raşit gözlerini ovuşturup tekrar baktı; evet, gördükleri doğruydu. İş arkadaşı Hans, kendisiyle aynı işi yapmasına rağmen brüt 1.110 euro daha fazla kazanıyordu.
İçini büyük bir hayal kırıklığı kapladı. İş piyasasındaki o gizli ayrımcılık ve ötekileştirme, demek ki doğrudan ücretlere de yansıyordu. Babası Hasan amca haklıydı; her zaman "Göçmen işçilerin hakları tam verilmiyor, kıymetleri bilinmiyor" derdi.
Sessiz Protestodan Hak Aramaya
Ertesi gün işe büyük bir stres ve huzursuzlukla başladı. İlk iş olarak metal sektörünün toplu iş sözleşmesini (CAO Metaal-Elektro) satır satır inceledi. Gördü ki üstlendiği sorumluluğa, ürettiği yüksek maliyetli türbinlere ve eğitimine kıyasla kendisine piyasa değerinin altında ödeme yapılıyordu. (Oysa Hollanda’da asgari saat ücreti yasal olarak 14,99 euro tabanında seyretmekte ve tüm sözleşmeler işçi haklarını koruyan 35’in üzerinde yasaya dayanmaktadır).
Bir yandan kızgınlığı artıyor, diğer yandan hakkını ararken işverenle ilişkilerinin bozulmasından (Verstoorde arbeidsverhouding) ve işsiz kalmaktan korkuyordu. Birkaç gün sessizce, adeta küskün bir biçimde mesafeli çalıştı. Sonunda, durumunu çok güvendiği İnsan Kaynakları Sorumlusu Lars’a açmaya karar verdi. Lars durumu ciddiye alarak hemen o gün bir toplantı organize etti.
Kalbi Sıkışarak Girdiği Odadan Çıkan Büyük Sürpriz
Raşit, ağzı kuruyarak ve büyük bir endişeyle İnsan Kaynakları odasına vardı. Ancak korktuğu gibi olmadı. Yeni personel sorumlusu (Personeelsfunctionaris), Raşit’e yıllardır firmaya gösterdiği sadakat ve bağlılık (Loyaliteit) için teşekkür etti. Geçmişte yapılan sistem ve hesaplama hatasından dolayı üzgün olduklarını belirtti.
Yapılan geriye dönük incelemede, hakkı olan yeni maaşının brüt 7.000 euro olarak güncellendiği, geçmiş dönem farkı olarak da hesabına tek seferde 23.000 euro yatırılacağı müjdelendi. Üstelik şirket, 3 yıl boyunca tüm masrafları kendilerine ait olmak üzere Raşit’e son model bir elektrikli bisiklet (E-Bike) ve işe gidip gelmesi için elektrikli bir araç tahsis etti.
Yapılan bu ücret adaletsizliğinin büyük bir hata olduğunu kabul eden firma yönetimi, Raşit’in kariyeri için isteyeceği herhangi bir akademik eğitimin masraflarını da üstleneceğini bildirdi. Yaşanan bu durumun bir özrü olarak, eşi ve iki çocuğuyla güzel bir tatil yapabilmesi için net 3.000 euro’luk bir bayram/tatil bonusu teslim edildi. Ayrıca her yıl Mayıs ayında ödenen %8’lik tatil parasına (Vakantiegeld) ek olarak, bu yıl yürürlüğe giren ve Aralık ayında ödenecek olan %10’luk şirket kâr payının da (Winstaandeel) altı çizildi.
Odadan çıkan Raşit derin bir nefes aldı ve kendi kendine gülümsedi: "Demek ki hâlâ bir kıymetimiz var. Tabii ki sisteme kattığınız bir artı değeriniz (Toegevoegde meerwaarde) varsa..."
Huzur, güven ve mutluluk içinde evine dönerken, "Biz göçmenlerin de bu topraklarda bir kıymeti varmış" diye düşündü Raşit. Hollanda’da çalışmanın ve hak arama yollarının açık olmasının ne kadar büyük bir şans olduğunu idrak etti. Sevdiklerinden ve akrabalarından uzak, buruk bir bayram geçirse de hak ve hukukun evrensel olarak işlediği bu ülkede suyun başındaki yöneticilerin adaleti teslim edebilecek kadar vizyoner olduğunu gördü.
Yazar olarak, var olan gerçekleri daha da güzelleştirerek kaleme alabilmek beni her zaman mutlu ediyor. Raşit’in hikayesi; yasal olanakların, sosyal devlet ilkesinin, işveren-çalışan ilişkilerinin, umutlarımızın ve hayallerimizin birleştiği bir Hollanda gerçeğidir.
Tüm okurlarıma huzurlu, mutlu ve adaletli bir yaz tatili dilerim. Sağlıcakla ve güzellikle kalın.
Mustafa Nejat Sucu