Almanya – Hollanda Sınır Kasabası’nda, Bugün Benim de 60 Yıl Öncesinin Umuda Yolculuğum Devam Eder Gibiydi


  • Kayıt: 14.08.2026 19:07:47 Güncelleme: 14.08.2026 19:07:47

Almanya – Hollanda Sınır Kasabası’nda, Bugün Benim de 60 Yıl Öncesinin Umuda Yolculuğum Devam Eder Gibiydi

1980’li yıllarda Türk göçmenler, kendi göç hikayelerinde, Avrupa’ya yolculukta, o “umuda yolculukta” yaşadıklarını heyecanla anlatırlardı. Biz de ilgiyle onları dinler, anlamaya çalışırdık.

Bazen acı, bazen de gülünecek hikayeleri olurdu. Bu insanlarımız daha sonra çıkan bir işçi affı ile yasal statü kazanarak ailelerini ve çocuklarını yanlarına aldırmış, Hollanda’da bir yaşam kurmuşlardı. 1980’li yıllarda Türkiye’den %400 artan aile birleşiminden sonra, Türkiye’ye geri dönme umutlarını tamamen kaybetmişlerdi.

Kısa bir süre önce kendimi; Almelo şehrinden Almanya’nın sınır şehrine ulaşan patika yolda, Denekamp şehrinden sonra, Almelo – Nordhorn Kanalı’nda buldum.

Geçen yıllarda ve bugün de aynen canlılığını koruyan göçten, mülteci utancından ve umuda yolculukta karşılaşılan, 21. yüzyılda "olmaz" dediğimiz görüntülerden etkilenmiş olacağım ki ben de kısa bir umuda yolculuk yapayım dedim.

Kanalın kenarından illegal olarak Almanya’ya geçmeye karar verdim ama Hollanda kimliğim de cebimde... 5 kilometrelik yaya yolculuğumda, sınır geçişinde yaşanan o olayları fotoğraflama olanağım olmadı ama o insanları daha iyi anlama olanağım oldu.

O yaşananları görür ve hisseder oldum. Kaçaksınız; yakalanma ve memlekete gönderilme korkusuyla, boyu 2 metreyi geçen mısır tarlalarının içinden bataklığa saplanarak katedilen 5 kilometrelik uzun bir maratonu hisseder ve görür gibi oldum. Her gelen sesin polis ve polis Alman kurt köpekleri olacağını düşünerek insanı ruh hastası yapacak bir yolculuk... Bir de nereye gittiğini bilememek, Hollanda’da karşı tarafta sizi bekleyenleri ve onların arabasını bulamamak da var. Gizli gizli ağlayanı; sabahın aydınlığına, memleketine, çocuklarına ve bir çanak çorbaya hasret olanları duyar gibiydim.

Yol boyunca Almanlar benim kaçak işçi olmadığımı anlamış olacaklar ki ne polis çağırdılar ne de Alman kurt köpekleri bana kaçak işçi muamelesi yaptı.

Yaşamda göç ve umuda yolculuk, 60 yıl sonra yine tekrarlanıyor. Umuda yolculukta, Alp Dağları’nda donarak ölen göçmenlerin yerini Suriyeli, Yemenli, Afgan, Iraklı ve Kosovalı göçmenler almış. Bilinmeyen bir geleceğe; yolu, dili ve kültürü bilinmeyen bir geleceğe yolculuk... Yollarda ölebilirsiniz, çocuklarınızı ve eşinizi de kaybedebilirsiniz.

Hollanda’da Geçen 60 Yılımızda

Savaşa karşı olarak, savaşların yıkımdan ve felaketlerden başka bir şey getirmediğini görmekteyiz. Savaşların demokrasi, barış ve mutluluk getirmediği kesin. Savaşlardan kazananlar sadece silah tüccarları, silah fabrikaları ve yeraltı ile yer üstü kaynaklarına sahip olmak isteyen kapitalizmdir. Yaşam biçiminin ve lüks tüketim toplumunun parçası olmakla da bizler aslında kapitalist sistemin bir parçası olmuşuz.

Sağa ve Sola Savrulan Sosyalistler

Geçenlerde, kendisini tartışmasız sosyalist kabul eden bir arkadaşa; bizlerin Hollanda’daki yaşamının doğal mı olduğunu yoksa sosyal-liberal-kapitalist Hollanda’da geçen yıllarda çok hızlı bir değişime ve evrime uğradığımızı mı sordum. Bilerek veya bilmeyerek, isteyerek veya istemeyerek artık "küçük burjuva / de kleine bourgeoisie" sınıfına geçiş yaptığımızı söyledim. Bir an düşündü ve biraz üzgün, biraz da hüzünlü bir şekilde, "Ama sosyalizmi çok sevmiştim, bize de çok yakışırdı" dedi.

Bizimkisi ise... Hani bizde bir söz vardır: "Gelin giden kız gibi, hem ağlarız hem gideriz." Hoşça kalın.

Mustafa Nejat SUCU