Çok Bilmişlikten Cahilliğe Giden Yol
Bilgi, bilim, bilmek ve bilgili olmak güzeldir; insanı huzurlu, mutlu ve değerli kılar. Kendini başkalarına, topluma ve sana gereksinimi olanlara faydalı kılmak ise ayrı bir güzelliktir.
Çok okuyabilir, yazabilir; bilim ve ilim insanı olabiliriz. Ancak etten ve kemikten yapılmış birer insan olarak, bilginin bizi diğer insanlardan üstün kılmadığını hissettirebilmek ne zarif bir erdemdir. Toplumumuz, kendisiyle eşit düzeyde ilişki kuran mütevazı insanlara saygı duyar ve değer verir; fakat burnu havada olan, kendini beğenmiş kimselerin toplum gözünde hiçbir değeri yoktur.
Toplumsal Roller ve Kaf Dağı
Toplum bazen insanlara belirli roller ve görevler yükleyerek onları adeta Kaf Dağı’nın tepesine çıkarır. İşte asıl zorluk bundan sonra başlar. Çünkü insan, gerektiğinde o dağdan aşağı inmeyi de bilmelidir. Burnu Kaf Dağı’nda olan bir anlayışla topluma fayda sağlanamaz.
Çok Bilmişlik ve Yabancılaşma
Her şeyi bildiğini sanmanın ve çok bilmişliğin ciddi olumsuzlukları vardır. Bilgili kişi ile toplum arasındaki mesafe açıldığında; başkalarını anlamama, kendini beğenme ve toplumdan soyutlanma baş gösterir. Bu durum zamanla bireylerde ruhsal, ailesel ve kimlik sorunlarına yol açabilir. Hatta dünya görüşü ne olursa olsun, insanların kendi kapalı grupları içinde radikalleşmelerine de zemin hazırlayabilir.
Ayrıca bireyin kibir ve kapris hastalığına yakalanarak "Her şeyi ben bilirim, en iyi ben konuşur ve ben yazarım" düşüncesine kapılması, onu temsil ettiğini düşündüğü toplumdan tamamen koparır.
Sürekli Bir Nefis Mücadelesi ve Öz Eleştiri
Birey olarak her an kendimizle hesaplaşmalı, kendimize öz eleştiri verebilmeliyiz. İnsan ilişkilerinde; renginden, kökeninden, inancından ya da tercihlerinden dolayı başkalarını ötekileştirip ötekileştirmediğimizi sorgulamadan geçmemeliyiz.
Bilginin ve ilmin insanı belirli bir olgunluğa ve erdeme eriştirmesi gerekir. Olgun zihinlerin yön verdiği bir toplumda barış, refah ve mutluluk hâkim olur.
Sevgi ve saygılarımla,
Nejat Mustafa SUCU