AMSTERDAM’DA TOPLUMSAL GERİLİMİN BOYUTU ORTAYA ÇIKTI
Devlete güvensizlik yüzde 83’e ulaştı, “biz ve onlar” düşüncesi yaygınlaşıyor
Araştırma Makale | Ebubekir Turgut
Amsterdam Belediyesi’nin 2025 yılında yayımladığı “Spanningen en radicalisering in Amsterdam” (Amsterdam’da Gerilimler ve Radikalleşme) başlıklı araştırma, Hollanda’nın en büyük kentlerinden Amsterdam’da toplumsal ilişkiler, kurumsal güven, kutuplaşma, radikalleşme, aşırılıkçılık ve yabancı devlet müdahalesi tartışmalarına ilişkin dikkat çekici bir tablo ortaya koyuyor.
Araştırmanın belki de en önemli özelliği, rakamların doğrudan Amsterdam halkına sorulan bir kamuoyu araştırmasından değil, kentte vatandaşlarla birebir çalışan 210 profesyonelin gözlemlerinden oluşması. Eğitimciler, güvenlik ve adalet çalışanları, sosyal hizmet uzmanları, sağlık ve refah alanında çalışanlar ile belediye ve saha çalışanlarının verdiği yanıtlar, kentin farklı kesimlerinde karşılaşılan sorunlara ilişkin önemli ipuçları sunuyor.
Araştırmanın ortaya koyduğu tabloyu tek bir kavramla açıklamak mümkün değil. Çünkü rapor; devlete ve kurumlara duyulan güvensizlikten sosyal izolasyona, etnik ve kültürel farklılıklardan dini ve siyasi kutuplaşmaya, internet ortamındaki komplo düşüncelerinden radikalleşme belirtilerine kadar birbirine temas eden birçok başlığaişaret ediyor.
Ancak araştırmanın önemli bir metodolojik uyarısı var: Bu sonuçlar, “Amsterdam’da toplumun yüzde kaçı radikalleşti?” sorusunun cevabı değil. Araştırma, profesyonellerin iş hayatlarında karşılaştıkları belirtileri ölçüyor ve Amsterdam toplumundaki gerçek radikalleşme veya aşırılıkçılık oranını hesaplamıyor.
YÜZDE 83: DEVLETE VE KURUMLARA GÜVENMEYENLER
Araştırmanın en dikkat çekici verilerinden biri kurumlara duyulan güvensizlik.
Profesyonellerin yüzde 83’ü, son iki yıl içerisinde iş kapsamında Hollanda hükümetine veya kurumlarına güvenmeyen Amsterdamlılarla “bazen” veya “sık sık” karşılaştığını belirtiyor.
Bu oran, araştırmanın en yüksek göstergelerinden biri.
Profesyoneller, bu güvensizliği özellikle gençler, adli sorunları bulunan kişiler ve farklı sosyal problemler yaşayan gruplarda gözlemlediklerini aktarıyor.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta şu: Devlete güvensizlik tek başına radikalleşme anlamına gelmiyor. Araştırmanın kendisi de bunu açıkça belirtiyor. Ancak kurumlara duyulan güvensizlik, sosyal izolasyon, dışlanmışlık hissi ve toplumsal bağların zayıflaması gibi unsurların bazı durumlarda radikalleşmeye zemin hazırlayabilecek faktörler arasında değerlendirilebileceği belirtiliyor.
Başka bir ifadeyle, araştırmanın dikkat çektiği mesele yalnızca “insanlar devlete güveniyor mu?” sorusu değil.
Asıl soru şu:
İnsanlar kendilerini toplumun ve kurumların bir parçası olarak görüyor mu?
SOSYAL İZOLASYONDA DİKKAT ÇEKEN ARTIŞ
Araştırmanın bir başka önemli bulgusu sosyal izolasyon.
Profesyonellerin yüzde 78’i, son iki yıl içinde sosyal olarak izole yaşayan Amsterdamlılarla bazen veya sık sık karşılaştığını söyledi.
Bu oran 2023 araştırmasında yüzde 69’du.
Dolayısıyla iki araştırma arasındaki fark 9 puan.
Özellikle bazı gençlerin sosyal çevrelerinin oldukça sınırlı olduğu, uzun saatler internet ortamında vakit geçirdiği ve gerçek hayattaki sosyal ilişkilerin yerini çevrimiçi ilişkilerin alabildiği belirtiliyor. Raporda bu durumun gençlerin sosyal bağları açısından önemli bir sorun oluşturabileceği ifade ediliyor.
Raporda ayrıca yeni gelenler, mülteciler ve uluslararası öğrenciler gibi grupların da sosyal bağ kurmakta zorlanabildiğine ilişkin profesyonel gözlemler yer alıyor.
Bu tablo, Amsterdam’daki tartışmanın yalnızca güvenlik meselesi olmadığını gösteriyor.
Topluma aidiyet, sosyal çevre, dışlanmışlık ve güven duygusu da araştırmanın merkezinde bulunuyor.
AMSTERDAM’DA GERİLİMİN EN ÖNEMLİ KAYNAĞI: ETNİK VE KÜLTÜREL FARKLILIKLAR
Profesyonellerin yüzde 73’ü, farklı etnik veya kültürel geçmişlere sahip Amsterdamlılar arasında gerilim gördüğünü bildirdi.
Bu, araştırmada en yüksek gerilim başlığı.
Fakat asıl dikkat çekici gelişme dini ve siyasi gerilimlerde görülüyor.
Profesyonellerin gözlemleri:
%73 – farklı etnik veya kültürel geçmişler arasında gerilim
%67 – farklı dini görüşler arasında gerilim
%66 – farklı siyasi görüşler arasında gerilim
Dini görüşler arasındaki gerilim 2023’te yüzde 63, 2021’de yüzde 52 olarak ölçülmüştü.
Siyasi görüşler arasındaki gerilim ise 2023’te yüzde 56 iken 2025’te yüzde 66’ya yükseldi.
Bu rakamlar Amsterdam’daki toplumsal ayrışmanın yalnızca kültürel veya etnik farklılıklardan ibaret olmadığını gösteriyor.
Din ve siyaset de giderek daha görünür gerilim alanları olarak karşımıza çıkıyor.
GERİLİMLER SADECE SÖYLEMDE KALMIYOR
Araştırmanın önemli bölümlerinden biri de gerilimlerin gerçek olaylara dönüşüp dönüşmediğine ilişkin.
Profesyonellerin yüzde 56’sı, son iki yıl içinde farklı gruplar arasındaki gerilimlerin en az bir kez bir olaya dönüştüğünü belirtti.
Bu olayların başında farklı etnik veya kültürel gruplar arasındaki gerilimler geliyor.
Araştırmadaki dağılıma göre profesyonellerin karşılaştığı olaylarda:
Profesyoneller ayrıca ayrımcılık, dini farklılıklar, LGBTİQA+ kabulü, gençler arasındaki çatışmalar, sosyal sınıf farklılıkları ve işyerindeki gerilimlerle bağlantılı olaylardan da söz ediyor.
ORTADOĞU SAVAŞI AMSTERDAM’IN SOKAKLARINA YANSIDI
Araştırmanın hazırlanma zamanı da sonuçların anlaşılması açısından son derece önemli.
Anket, Ocak-Şubat 2025 döneminde yapıldı. Bu dönem, Amsterdam’da Ajax-Maccabi Tel Aviv karşılaşması sonrasında yaşanan olayların yaklaşık iki ay sonrasına denk geliyor.
Araştırmacılar, katılımcıların cevaplarında bu olaylara ve Ortadoğu’daki savaşa birçok kez atıfta bulunulduğunu belirtiyor. Bu nedenle sonuçların yorumlanmasında dönemin olağanüstü toplumsal atmosferinin dikkate alınması gerektiği özellikle vurgulanıyor.
Profesyonellerin önemli bir bölümü İsrail-Hamas savaşıyla bağlantılı gerilimlerden söz etti.
Bazı çalışanlar, savaşın başlamasından sonra Amsterdamlılar arasında daha sert siyasi ifadeler, sloganlar, bayraklar ve kutuplaştırıcı söylemler gördüklerini aktardı.
Araştırmaya göre profesyonellerin yüzde 75’i Ortadoğu’daki gelişmeler nedeniyle ayrıca bir desteğe ihtiyaç duymadığını belirtirken, yüzde 15’i ek desteğe ihtiyaç duyduğunusöyledi.
“BİZ VE ONLAR” DÜŞÜNCESİ YÜZDE 74
Radikalleşme başlığında araştırmanın en dikkat çekici göstergelerinden biri “wij-zij denken”, yani “biz ve onlar” şeklindeki düşünce.
Profesyonellerin:
%74’ü “biz ve onlar” düşüncesiyle,
%70’i farklı görüşlere açık olmayan kişilerle,
%63’ü farklı görüşlere karşı hoşgörüsüz kişilerle karşılaştığını bildirdi.
Ancak burada da araştırmanın yaptığı önemli bir ayrım bulunuyor.
“Biz ve onlar” düşüncesi, farklı görüşlere kapalı olma veya hoşgörüsüzlük gibi daha hafif göstergeler tek başına kişinin radikalleştiği anlamına gelmiyor.
Araştırmacılar bu tür göstergelerin radikalleşmeyen kişilerde de görülebileceğinin altını çiziyor.
Buna karşılık daha ağır göstergelerde oranlar düşüyor.
Profesyonellerin:
%24’ü, başka kişi veya grupların insanlıktan çıkarıldığı söylemlerle,
%19’u ise belirli bir hedefe ulaşmak için şiddetin veya aşırı/demokrasi karşıtı yöntemlerin meşru görüldüğü durumlarla karşılaştığını bildirdi.
KOMplo DÜŞÜNCESİ DE ÖNEMLİ BİR BAŞLIK
Araştırmada komplo düşüncesi de dikkat çekiyor.
Profesyonellerin yüzde 52’si, son iki yıl içinde komplo teorilerine inanan Amsterdamlılarla karşılaştığını söyledi.
Raporda bazı profesyonellerin özellikle gençler arasında insanların belirli “internet balonlarında” yaşadığını, yalnızca kendi görüşlerini destekleyen içeriklerle karşılaştığını ve farklı düşüncelere giderek daha az açık hale geldiğini gözlemlediği aktarılıyor.
Bu noktada sosyal medyanın etkisi de araştırmadaki profesyonel görüşlerinde gündeme geliyor.
Sorun yalnızca yanlış bilgiye ulaşmak değil; kişinin sürekli olarak aynı görüşü doğrulayan içeriklerle karşılaşması ve farklı görüşlerle temasının azalması olarak tarif ediliyor.
AŞIRILIKÇILIKTA ÜÇ BAŞLIK ÖNE ÇIKIYOR
Araştırmaya katılan 210 profesyonelin yüzde 54’ü, son iki yıl içinde işlerinde en az bir tür aşırılıkçılıkla karşılaştığını belirtti.
Profesyonellerin bildirdiği başlıca kategoriler şöyle:
| Aşırılıkçılık biçimi
|
Profesyonellerin karşılaşma oranı
|
| Sağ aşırılıkçılık
|
%29
|
| İslamcı aşırılıkçılık
|
%28
|
| Komplo düşüncesinden kaynaklanan aşırılıkçılık
|
%23
|
| Sol aşırılıkçılık
|
%20
|
| Antisemitizm kaynaklı aşırılıkçılık
|
%19
|
| Anti-kurumsal aşırılıkçılık
|
%17
|
Bu oranlar, profesyonellerin kendi çalışma hayatlarında karşılaştıklarını bildirdikleri vakalara ilişkin. Amsterdam toplumunun tamamındaki gerçek yaygınlık oranları olarak yorumlanmamalı.
ŞİDDET TEHDİDİ DE RAPORDA YER ALIYOR
Araştırmanın en hassas bölümlerinden biri şiddet tehdidi.
Profesyonellerin yüzde 35’i, karşılaştıkları aşırılıkçılık biçimlerinden en az birinde son iki yıl içinde şiddet tehdidi bulunduğunu belirtti.
Güvenlik ve Adalet ile Sağlık ve Sosyal Refah alanlarında bu oran yüzde 45 oldu.
İslamcı aşırılıkçılık konusunda profesyonellerin yüzde 15’i, antisemitizm kaynaklı aşırılıkçılıkta yüzde 13’ü, sağ aşırılıkçılıkta da yüzde 13’ü bazen veya sık sık şiddet tehdidi gördüğünü söyledi.
Bu veriler, araştırmanın yalnızca düşünce ve söylem düzeyindeki kutuplaşmayı değil, bazı profesyonellerin karşılaştığı somut güvenlik endişelerini de kapsadığını gösteriyor.
PROFESYONELLER EN ÇOK NEDEN ENDİŞELİ?
Araştırmada profesyonellere hangi aşırılıkçılık biçiminin kendilerini en fazla endişelendirdiği de soruldu.
Yanıtlarda:
Sağ aşırılıkçılık yüzde 16,
İslamcı aşırılıkçılık yüzde 14,
komplo düşüncesinden kaynaklanan aşırılıkçılık yüzde 11 oranlarıyla öne çıktı.
Profesyonellerin açıklamalarında özellikle toplumsal grupların giderek daha fazla birbirinden uzaklaşması, insanların yalnızca kendi görüşlerini destekleyen çevrelerde bulunması ve kurumlara duyulan güvenin azalması gibi endişeler yer aldı.
GENÇLER NEDEN RAPORUN MERKEZİNDE?
Araştırmayı baştan sona incelediğimizde bir grubun birçok bölümde tekrar tekrar karşımıza çıktığını görüyoruz:
Gençler.
Profesyoneller gençlerde sosyal izolasyon, internet ortamında uzun süre geçirme, farklı görüşlere kapanma, aşırı söylemler ve bazı durumlarda radikalleşme göstergeleri gözlemlediklerini aktarıyor.
Eğitim, gençlik ve gençlerle çalışma alanında görev yapan profesyonellerin yüzde 87’si, “biz ve onlar” düşüncesini bazen veya sık sık gördüğünü belirtti.
Her sert siyasi görüş veya her toplumsal eleştiri radikalleşme değildir.
Araştırmanın kendisi de göstergeler ile gerçek radikalleşme arasında ayrım yapılması gerektiğini vurguluyor.
SAHADAKİ PROFESYONELLER NE KADAR HAZIR?
Araştırmanın son bölümünde ortaya çıkan tablo ise yalnızca sorunları değil, çözüm kapasitesini de gösteriyor.
Profesyonellerin:
%71’i çalıştıkları gruplarla yaşanan gerilimlerle başa çıkabildiğini,
%51’i başlangıç aşamasındaki radikalleşmeyi tespit edebilecek durumda olduğunu,
%68’i endişe duyduklarında nereye başvuracağını bildiğini,
%57’si ise işinde radikalleşmeyle mücadele konusunda yeterince desteklendiğini söyledi.
Bu son oran 2023'te yüzde 42 idi.
Yani profesyonellerin kendilerini yeterince desteklenmiş hissetme oranında önemli bir artış söz konusu.
FAKAT BİR SORUN DAHA VAR: DESTEK NOKTASINI BİLMEYENLER
Amsterdam Belediyesi'nin radikalleşme ve gerilimler konusunda profesyonellere destek vermek amacıyla oluşturduğu Steunpunt Spanningen en Radicalisering adlı merkezin bilinirliği ise gerilemiş durumda.
2021'de profesyonellerin yüzde 67'si merkezi biliyordu.
2023'te bu oran yüzde 74'e çıktı.
2025'te ise yüzde 63'e geriledi.
Dolayısıyla sahada çalışanların önemli bir bölümü destek mekanizmasının varlığından haberdar olsa da, araştırma bu konuda hâlâ geliştirilmesi gereken bir alan bulunduğuna işaret ediyor.
BU RAPOR BİZE ASLINDA NE SÖYLÜYOR?
Amsterdam Belediyesi'nin araştırmasını yalnızca “radikalleşme raporu” olarak okumak eksik kalır.
Raporda birbirine bağlanan daha geniş bir toplumsal tablo var:
Güvensizlik.
Sosyal izolasyon.
Kutuplaşma.
Kimlik tartışmaları.
Etnik ve kültürel gerilimler.
Dini ve siyasi ayrışmalar.
Komplo düşünceleri.
İnternet üzerinden oluşan kapalı çevreler.
Aşırılıkçı fikirler.
Ve bazı durumlarda:
Şiddet tehdidi.
Araştırmanın dikkat çektiği temel meselelerden biri, bu faktörlerin birbirinden tamamen bağımsız olmaması.
Bir kişinin sosyal çevresinin zayıflaması, kendisini toplumdan dışlanmış hissetmesi, kurumlara güvenini kaybetmesi ve yalnızca kendi görüşlerini destekleyen çevrimiçi içeriklerle karşılaşması, bazı durumlarda daha sert düşüncelere açık hale gelmesine katkıda bulunabilecek bir ortam yaratabilir.
Ancak araştırmanın özellikle vurguladığı gibi, bu faktörlerden herhangi birinin tek başına radikalleşme anlamına geldiğini söylemek mümkün değildir.
AMSTERDAM’IN ASIL SINAVI: FARKLILIKLARLA BİRLİKTE YAŞAYABİLMEK
Amsterdam, farklı kültürlerin, dinlerin, siyasi görüşlerin ve yaşam tarzlarının bir arada bulunduğu çok çeşitli bir şehir.
Bu çeşitlilik kendi başına bir sorun değil.
Nitekim araştırmanın kendisi de farklılıkların insanların birbirlerinin görüşlerine açık olması halinde sorun oluşturmak zorunda olmadığını belirtiyor.
Sorun, farklılıkların karşılıklı güvensizliğe ve “biz-onlar” anlayışına dönüşmeye başladığı noktada ortaya çıkıyor. Araştırmada bu sürecin kutuplaşmayı artırabileceği ve bazı koşullarda toplumsal huzursuzluğa, hatta radikalleşme ve aşırılıkçılığa kadar uzanabilecek riskler yaratabileceği ifade ediliyor.
Bu nedenle raporun rakamları yalnızca güvenlik kurumlarının değil; okulların, ailelerin, sosyal hizmetlerin, gençlik kuruluşlarının, belediyelerin ve toplumun tamamınınüzerinde düşünmesi gereken bir tablo ortaya koyuyor.
SONUÇ: RAKAMLARIN ÖTESİNDE BİR “GÜVEN” MESELESİ
Amsterdam Belediyesi'nin 2025 araştırmasındaki en çarpıcı rakamlardan biri yüzde 83 olabilir.
Fakat araştırmanın tamamına bakıldığında belki de daha önemli soru şudur:
Bir kentte insanların birbirine ve kurumlarına duyduğu güven zayıfladığında ne olur?
Amsterdam araştırması bu soruya tek bir cevap vermiyor. Ancak önemli işaretler gösteriyor.
Profesyonellerin büyük bölümü kurumlara güvenmeyen insanlarla karşılaşıyor. Sosyal izolasyon gözlemleri artıyor. Etnik ve kültürel gruplar arasındaki gerilimler yüksek seviyede. Dini ve siyasi gerilimlerde önceki araştırmalara göre artış görülüyor. “Biz ve onlar” düşüncesi yaygın biçimde gözlemleniyor. Komplo düşüncesi önemli bir başlık olarak öne çıkıyor. Profesyonellerin yarısından fazlası çalışma hayatında en az bir tür aşırılıkçılıkla karşılaştığını bildiriyor.
Bütün bunlara rağmen araştırma, Amsterdam toplumunun tamamının radikalleştiğini söylemiyor.
Tam tersine, raporun en önemli mesajlarından biri verileri doğru okumak.
Çünkü 210 profesyonelin gözlemleri, toplumdaki bazı önemli risk alanlarını görünür hale getiriyor; ancak bu gözlemler Amsterdam'daki bütün insanların davranışlarını temsil eden bir kamuoyu araştırması değil.
Bu nedenle Amsterdam için asıl mesele yalnızca radikalleşmeyle mücadele etmek değil.
Güveni yeniden güçlendirmek, sosyal bağları korumak, farklı grupların birbirini dinleyebildiği alanları çoğaltmak ve özellikle gençlerin kendilerini toplumun dışında hissetmesini önlemek de aynı derecede önemli görünüyor.
Çünkü bir şehirde farklılıkların bulunması kaçınılmazdır.
Asıl belirleyici olan, bu farklılıkların birbirine düşman gruplara mı dönüşeceği, yoksa aynı şehirde birlikte yaşamanın bir parçası olarak mı kalacağıdır.
Kaynak
Gemeente Amsterdam – Onderzoek en Statistiek, “Spanningen en radicalisering in Amsterdam – Professionals over spanningen, statelijke inmenging, radicalisering en extremisme”, Mart 2025. Araştırma 210 profesyonelin yanıtlarına dayanıyor.
Amsterdam Belediyesi'nin resmi yayın sayfası da araştırmanın Mayıs 2025'te yayımlandığını ve araştırmanın eğitim, güvenlik, refah ve saha çalışmaları gibi alanlarda görev yapan profesyonellerin deneyimlerine dayandığını doğruluyor. (onderzoek.amsterdam.nl)
Ebubekir Turgut
Araştırma Makale