Yaşantımızı Kabak Tadıyla Yaşamak


  • Kayıt: 05.11.2020 21:41:00 Güncelleme: 05.11.2020 21:41:00

Yaşantımızı Kabak Tadıyla Yaşamak

 

Bugün yine kabakla başlayalım. Maksadım aslında Kabak’ı anlatmak ve övmek değil tabiki. Yinede “Kabak tadı vermeyelim “ .Dün yine yol üzerine Kabaklarla karşılaştım. Demek insan aradığını ve sevdiğiyle beraber olabiliyor. 

 

Toplumun birbirlerine güveni


Demokrasinin gelişerek büyüdüğü, değiştiği ve olgunlaştığı toplumlarda toplumsal uyumla birlikte kalkınmışlık ve varsıllık oluşmakta. Zenginliğin getirmiş bulunduğu eğitim, öğretim ve toplumsal yazılı (Anayasa) ve yazılı olmayan (Kültür, inanç, gelenek ve görenekler) toplumun uyum ve barış içinde birlikte yaşamasını sağlar.

 

Neden yine Kabak?


Resimlerimizde gördüğünüz gibi, onlarca kabak çeşidi yetişmekte Hollanda’da. Sanki son yıllarda Hollanda çiftçileri daha çok Kabak yetiştirmek teler. Yada benim ilgi alanıma girdiği için ben öyle görüyorum, Çiftliklerin ve köylülerin tabiki temel gelir getiren tarım ürünü değil.


Genelde süs, dekor ve tazesi, yeşillik, hazır donmuş sebze karışımı ve Kabak çorbası olarak tüketildiğini biliyoruz. 

 

Çocuklar için harçlık..


Evet, erişen kabakları çocuklar evin önüne koyarak satışa sunarak, kendi harçlıklarını kazanmaktalar. Tabiki 24 saat Kabak sergisinin başında beklemeleri mümkün olmadığına göre, bir para kumbarasını koyarak, fiyatları belli olan kabakları alarak parasını bu şekilde kendimiz ödüyoruz. Kumbaralar genelde, bir eski bir At arabasına monte edilmiş.

 

Toplumun birbirlerine güveni!


Evet bu gelenek ve görenekle, Hollanda gibi sanayi toplumunda halkın birbirlerine güveninin olduğu anlamına gelir. Eğitim, inanç, kendi terbiyesi, gelenek ve görenekler toplumsal duyarlı, dürüst, hayırsever ve emin bireylerin oluşmasını sağlıyor.

 

Düşünün bir kendi kendimize


Kendimize çaldı denmesinden hiç hoşlanmayız. Birde bizim kendi kendimize yediğimiz o gıda maddesini ve tükettiğimiz gıdamızı çalma ve çalmak duygusu hiç hoş değildir. Biz başkalarının malına, mülküne ve parasına hakkımız olmadan dokunmamız gerektiğini öğrenmiştik 80’li yıllarda. Toplumsal ahlâk ve etik yargılarımız vardı o yıllarda.

 

Köylü’nün Yumurta kulübesinden Yumurta!


Almelo’nun 40 yıllık yeni Yel değirmeni (Windmolen) denen, Kuş isimlerinin sokaklara verildiği bir mahallede ikamet ediyorum. Hemen evin arkasında Twente kanalını köprüyle geçtikten sonra, Hollanda’nın hayvan çiftlikleri başlıyor. Köylünün birisi bir Yumurta kulübesi yaparak yumurtaları altışar ve onar olarak üzerine fiyatını yazarak kulübeye koymakta.


Yumurta’yı alıp, kumbaranın içerisine ederini bırakıyorsunuz. O anda ederini ödemeden de wwwlivesalıp götürebilirsiniz, gönül rahatlığı ile yiyebilirseniz tabiki? Sormadan ve kendini denetleme  hemen devreye giriyor, Ben 1 veya 2 avroya kendi kendime Haram yedi dedirtmem!...

 

Bazen olurda, Bahar’la birlikte “ Havaya, suya ve toprağa sırasıyla düşen cemrenin toprağa düşmesiyle Hollanda köylüsünün tarımsal faaliyetlerin de başladığını serpilen Gübre kokusundan anlarsınız. O Gübre kokusunu kokladığınız anda belleğimde,  40 yıl önceki,  Göre’de Bahar’la birlikte Gübre kokulu Eşeklerle bağa ve bahçeye gidenler gözümün önüne gelmekte.

 

Çözüm bireyin eğitiminde bitmekte


Evet sorun duyarlı, diğerine saygılı, komşusunu düşünen, yapılan her işten belirli bir çıkar sağlamayı düşünmeyen ve evrensel insan haklarına saygılı bir birey yetiştirebilmek ten geçer. 

 

Eğer bunu becerebilirsek, bugünkü yerimizden daha iyi yerlerde olacağımızdan hiç kuşkum yok. 

 

Sevgilerimle.

 

Nejat SUCU