Hiç Sonu Gelmeyecek olan Gurbet Hikayemiz...!


  • Kayıt: 09.02.2022 21:23:23 Güncelleme: 09.02.2022 21:23:23

Hiç Sonu Gelmeyecek olan Gurbet Hikayemiz...!

Nejat Sucu

Göçmen olmak bazen keyfi, bazen zorunluluk ve genelde de insanların daha iyi bir yaşam ve gelecek kurmak için kendi doğdukları topraklarından kalkarak, dünya ‘nın diğer bir ucunda dilini ve dinini bilmediği bir ülkeye yerleşmek orada ilk anda 2 yıl 3 yıl kalma umuduyla bir yaşam biçimi ve yaşam hikayesi. Avrupa göçmen kültürü ve edebiyatı doğum sancıları çekse de, dünya literatüründe yerini er geç alacaktır.

Dünya, Anadolu insanına göre küçük iken , İstanbul uzak mı uzak ve görülmesi pek az insana nasip olan Sultanlar ve Saraylar şehri, Köy odalarının hikayesi ve gidip gelenlerin unutamadıkları damak tadı gibi anlatılan harikulade bir şehir ve hiç görmediği halde İstanbul’u rüyasında gören ve özleyen Anadolu insanı.

Bazen de yavuklusunu bir İstanbul güzeline ve İstanbul’a benzeten genç bir delikanlının aşkında ve sevgisindedir Gurbet.

Resimlere bakalım, nasılda giyinilip kuşanılmış, Sirkeci Tren Garı'nda bavulları ile bekleşen burma bıyıklı fötr şapkalarıyla Anadolu'nun yağız gençleri, sanki İtalya’dan Amerika’ya göç eden İtalyan göçmenlerine benziyorlardı. O resimlerdeki heyecanı hissetmek görmek ve de o buruk heyecanı yaşamak halen mümkün.

Son dönemde Avrupa’ya göçün 60. yılı kutlanıyor. Bizim göç tarihimiz çok çok öncelere dayanıyor. Türklerin Ana vatanları olan Orta – Asya’dan başlayan Türk göçü, Türkiye içinde ve Türkiye dışında devam etmekte.

Tarihler boyu göç eden Türk aşiretleri, kavimleri ve beylikleri her dönemde kendilerine yapılan zulümden ve işkenceden kurtulmak için kendi soydaşlarının bulunduğu bölgeleri ve Anadolu’yu 1071 ‘den sonra vatan seçtikten sonra kendi güvenlikleri hayvanları ve kendileri için Türk kökenliler göçer oldular.

Zamanla göçerler yerleşik hayata geçip kendi medeniyetlerini kurmada epeyce de yol kat ettiler.

Göçümüzün tarihi tabii ki çeşitli acılara ve bu göç eden insanların vatanlarından sökülüp atılışının tarihinde ne açılar ne yokluklar ve zulümler yaşandı. Yaşamlarını acıyla yoğuran Anadolu insani 1961 yılının başında “Gurbet ve göç “ ile yine düştü gurbete ve yine başladı yeni bir göçün tarihi.

Göçle gelen gurbet, ayrılıklar, sevgiler, hikayeler ve ülke, vatan özlemi. Acılarla ve yaşanan gurbet hikayeleriyle Almanya’da, Hollanda’da ve Avusturya’da bir göçün hikayesi ve göçmenliğin silahsız, barutsuz ve savaşsız bir tarihi doğdu.

Önemli olan var olduğumuz ülkelerin sahip olduğu önemli bilgi beceri ve diplomalarını alarak bilgi ve becerimizi evrensel değerler içerisinde değerlendirmek, çokta yabancısı olmadığımız kan, vatan, aile ve akraba bağları olan ülkemizde gerekirse hizmet vererek beyin göçünü Batı ‘dan Doğu’ya çevirmekle tarihin akışını değiştirerek, insanlara daha umutlu ve mutlu bir gelecek sunacaktır.

Yıllar önce Sosyal Akademi'de misafir doçent olan Yahudi Haham ( Rabbe ) söylediği bir söz vardı ; Avrupa’da ırkçılık II. Dünya Savaşındaki gibi hortlarsa, bavulumu alır vatanıma giderim demişti. Dedesi bile, İsrail’de doğmamış bir Yahudi İsrailli vatanı olarak kabul görüyordu.

Öyleyse ne zorluklarla ve ne canlarla sahip olunan Türkiye bizim ve gelecek nesiller için ne kadar kıymeti olacak ve olması gerekir. Tabii ki 300 milyon insana refah bir yaşam sunabilecek olanaklara sahip olan vatanın kıymetini bilirsek, yine biz ve gelecek nesiller kazanacaktır.

Yemen Çöllerin ’de, Balkanlar’da, Trablusgarp'ta , Kafkaslar ’da ve de Kurtuluş Savaşımızda 3 milyon insan oğlunu, yavuklusunu, eşini, kızını ve de sevgili evladını kaybeden acılı Anadolu halkının mirasına ne kadar sahip çıkabiliyoruz ?.

Bir ömrü acılar ve geri dönmeyen evlatlarının özlemiyle ve ağıtlarıyla geçen Anadolu analarına verilmiş sözleri ne çabukta unuttuk ?

Gelecek mutlu ve barış için bir ülke ve dünya yaratmada daha çok çalışarak mutlu bir yaşamı hak edeceğimiz mutlu günleri görme umuduyla.” Hak edilmeden kazanıldığı sanılan değerler, bir anlık güzel Rüya'ya benzer “ Hoşcakalın.