Bisiklet ile Almelo’da çarşıya giderken, bazen yolumu deĝiştirip köy yollarından giderim. Bazen de yol kenarından köy yumurtası almak için bilerek takip ettiĝim belirli bir güzergah vardır. Bu güzegah üzerinde Hollanda’lı çiftçiler yol kenarlarına güzelce yapılan kulübelerde yumurta, bal, reçel, mevye, kabak ve sebze satarlar. Başında kimsenin olmadığı bu kulübelerde, 6 veya 10 adet olarak hazırlanmış yumurtaları kendiniz alıyor ve ücretini kumbaraya atıyorsunuz.
Yıllar önce, Göre Kasabası’nın Sarıyapraĝı, Taştepesi, Samanlıkları ve Karşı Dağ yemyeşilken; insanlar çalışırken, üretirken, herkesin üzümü, elması ve kayısısı var iken; komşunun bahçesindeki ağaçlardan kopartı yediğimiz taptaze meyvenin helalliğini sorardık komşularımızdan. Yerken de mümkün olduğu kadar, dallara ve ekilen bağa bahçeye zarar vermemeye çalışırdık. Yol kenarında güneşten parıl parıl parlayan, kızarıp yere dökülmüş bal kayısıları görünce, hemen yemek için harekete geçtiğimiz zaman büyük o bağın ve bahçenin kime ait olduğunu bilirler ve bazen de “Bırakın çocuklar. O deyyusun kayısısı yenmez. “ derlerdi. Biz de büyüklerimizden onay almadan meyvelere dokunmazdık.
Başta belirttiğim Hollanda’daki alışveriş biçimi, insanların birbirine güvenini açıkça gösteriyor. En güzeli de; insana, kendi kendini kontrol etmeyi ve hakkın olmayana el uzatmamayı öğretiyor.
Niğde yolu üzerindeki Göre Kasabası’nda yetiştirilen patateslerden 100 parça olarak 5 kiloluk hazırlasak ve oradan ayrılarak bir de kumbara koysak, ne kadar medeni; hukuka ve emeğe ne kadar saygılı; hakkı olmayana sahip olmayı düşünmeyen; haram yemeyen edepli ve kaliteli bir toplum olup olmadığımızı bir nebze olsun görmüş olur muyuz? Siz ne dersiniz?