Nereden bakarsak bakalım, aşağı tükürsek sakal, yukarı tükürsek bıyık misali bir türlü göçmenlik kıskacından kurtulamıyoruz. Olumlu, iyimser, geleceğe umut veren ve kaliteli bir Türk göçmen toplumu oluşturmakta olumlu bir gündem ortaya koyamıyoruz.
Korona mikrobu ile umutlanmıştım. İyi niyet, Türkçe yayın, bilgi ve Hollanda devlet erkânının Türkçe konuşmaya başlamaları beni yeniden umutlandırmıştı. Ama, görünen köy o ki, aslında bütün bunlar olağanüstü Korona halinin vermiş bulunduğu “köprüden karşıya geçinceye kadarmış.” O zaman gereklilik ve zorunluluk, Hollanda kamuoyunu ve politik yaşamı belirliyordu.
Neden diye soracak olursak?
Birden çok neden, sebep, sorun ve sorunların olduğu kesim. Yıllardır sorunu başkalarında, var olan sistemde aradık. Bugüne kadar var olan sorunlara bir çözüm bulamadık. Aslında sorun da, çözüm de Türk hissetmek ve Türk kalmakla ilişkili. Hollandalı gibi, Hollandalıya benzediğimiz zaman, en alttaki Hollandalının sorunları grubuna katılacağız.
Yoksa sorunlarımız da mı yok?
Evet, var olan sorunları sorun görmeyen, sorunu Ahmet Bey’in veya Ayşe Hanım’ın sorunu olarak gören ikinci, üçüncü ve dördüncü nesil göçmenlerin olduğu kesin.
Evet, bu kesimi en fazla ayrımcılığa ve ötekileştirmeye maruz kalan kesim olarak analiz edebiliriz. Neden derseniz?
Evet, göçmen toplumun belirli bir kısmı kendisinin, kendi kimliği ve inancıyla eşit vatandaşlar (volwaardig burgerschap) ve eşit Hollandalı olarak muamele görmesini beklemekte.
Ne kadar bireysel düşünce ve yaşam öncelikli olsa da, Hollanda toplumunda var olan önyargılar, ötekileştirmeler, “ben bana benzeyeni ve uygun olanı tercih ederim” felsefesi geçerli.
Öyle olmasaydı, göç, göçmen, Türk ve Müslüman karşıtı partiler Hollanda’da yüzde 25’leri bulan oy potansiyeline sahip olabilirler miydi?
Kendi kimlik ve kişiliğin!
Evet, çözüm yok ama en güzel olanı, en kolay ve Hollanda’ya uyumlu olanı, kendi kimliğin ve kişiliğinle sürece katılım sağlamak ve kabul görmeyi beklemek olacaktır.
Beklentileri düşük tutmak
Eğer toplumsal beklentileri, uyum ve katılım beklentilerini düşük tutarsak, her ilgi ve hak edilen değeri ve hizmeti bizlerin olduğunda mutlu olarak başarımızı pekiştirecektir.
Bir stereotip Müslüman ve Türk yoktur!
Aslında genelleme yapmadan, her bireyin aynı inançtan ve kültürden gelmesine rağmen, birbirlerinden çok çok farklı bir yaşam, gelişim, uyum ve katılım göstereceği kesindir. Onun içindir ki, genel anlamda ayrımcılıkla, ötekileştirme ve dışarıda bırakılmayla mücadele etmek, anlaşılması ve uygulanması zor toplumsal politikalardır.
Hoş ve güzel kalın.