Kim Bilir Sütlü Kabak Yemeğini?


  • Kayıt: 27.06.2025 11:09:06 Güncelleme: 27.06.2025 11:09:06

Kim Bilir Sütlü Kabak Yemeğini?

Mustafa Nejat Sucu

Her şeyin bir hikâyesi olur da benim kabak hikâyem olmaz mı? Kabaklarla oynayarak ve kabakların büyümelerini gözleyerek büyüdük Göre’de. Dün bir köyden geçerken kabakları güzel güzel görünce dayanamadım, resimlerini çektim. Güzel ve faydalı olanın her zaman hikâyesi de olur. Bizim kabak hikâyemiz belki onlardan birisi.

Kabak hikâyemize Muçooğlu Dedem Sarıdayı Mustafa Sucu’yla başlayalım. Bir sabah dedem, eşekle Alıçyazısı’ndan bir heybe taze kabakla eve döndü. Milletin işi gücü başından aşkın; tarlaya gidilecek, yemekler pişecek… Ve dedem tutturdu ille bana sütlü kabak pişirin diye. Zorlaya zorlaya onun sütlü kabağı pişti ve birlikte iştahla yedik, içtik. Ben hâlâ o sütlü kabak tadında çorbayı istiyorum ama pişiren yok.

Kabak, çok amaçlı kullanılan, yüzlerce çeşidiyle İran, Anadolu ve Mezopotamya kökenli bir sebze ve bitki. Besleyici değeri yüksek, saklanması kolay ve sindirimi de kolay bir ürün. İyi değerlendirebiliyor muyuz, bilmiyorum.

Pekmez Kaynatımı

Sonbaharın güneşli bir sabahıyla, Dedem Sarıdayı Mustafa Sucu sabahın erken saatlerinde büyük büyük leğen ve kazanlarla pekmez kaynatmaya başlardı. Tabii ki pekmezin içine un atarak köftür, kabak atarak reçel ve yarma atarak pekmez tarhanası yapmak da mümkündü.

Sarıyaprak, Samanlıklar, Çevlik ve Karşı Dağ’dan gelen üzümler, analarımızın ayaklarını güzelce yıkadıktan sonra çiğnenir, suyu 200 litrelik pekmez kuyusuna akardı. O gece Sarıyaprak’tan getirilen pekmez toprağıyla dedem saf pekmez suyunu çalardı (mayalardı). Pekmez toprağı olmadığı zaman o pekmez ekşi olurdu.

Yüzde yüz saf üzüm suyunu pekmez toprağıyla çalarken, o kuyudan gelen garip garip sesler bize çocuklara tuhaf gelirdi. O yıllarda çalışma ağırdı ve uzun günlerde sabah 07.00’den akşam 21.00’e kadar sürebiliyordu. Yaz geldi mi babam, çalışmaktan ve 16 saat koşuşturmaktan 35 kiloya düştüğünü anlatırdı.

O çalışmaya göre de var olan imkânlarla iyi beslenmek gerekirdi. Bir yılda 600 litre pekmez, bir traktör vagonu dolusu yerli karpuz ve 14 kile –yaklaşık 430 kilo– beyaz fasulye (Ağbakla) tüketen büyük bir aileydik; çalışanları ve ırgatlarıyla birlikte.

İmeceyle Yufka Yapımı

Geçmiş yıllarda her aile için, sonbaharda 5, 10, 20, 30 testi ölçüsünde –iki metre boyunda– kışlık o güzelim yufkalar yapılırdı. Testiyle una dökülen su, yufka hamurunun miktarını belirlerdi. Kadınlar toplanır, 2-3 gün boyunca onlarca kadın sırayla ve imece usulüyle bizlere yufka yaparlardı. Bu arada bizler için de neşeli, bolca gözleme yenilen bir şenlik ve panayır havasında geçerdi.

Yufka bittikten sonra, var olan tatlı kabaklardan ve şeker pancarından, küllü köz ateşine gömülen kabaklar pişirilir, “gel keyfim gel” olurdu.

Anadolu’da o zamanlar, var olan olanaklar sınırlı ve kıymetliydi. Az bulunan maddî ve manevî ihtiyaçlarımız tabii ki bugünden daha temiz, doğal, lezzetli ve katıksızdı. Elbette eşlerin, insanların, komşuların ve Göre halkının birbirinden beklentileri samimi, katıksız ve karşılık beklemeksizin idi. Ne diyelim; daha güzelleri sizlerin olsun.

Hoşça kalın.