Hollanda’da göçmen kökenli bireyler olarak, bu toplumun içinde, bazen tam merkezinde, bazen de dışında ya da kenarında yaşamaktayız. Bazılarımız, sahip olduğu mevki, gelir, aile düzeni ve çevre bilinciyle bu ülkede yaşamaktan memnunken, kimileri ise aradığı huzuru ve mutluluğu bulamamanın sıkıntısını yaşamaktadır.
Bu memnuniyetsizlik hali, zamanla kişide hayal kırıklığına ve beklentilerin karşılanmamasına dönüşebilmekte; bu da bireyi fanatizm ya da pasifizme sürükleyebilmektedir.
Fanatizm ve Pasifizm Ne Anlama Geliyor?
Fanatizm, Latince fanaticus kelimesinden türetilmiştir ve bir inanca, ideolojiye ya da kişiye körü körüne, eleştiriye kapalı bir biçimde bağlanmak anlamına gelir. Bu tutum, farklı düşünceleri reddeder; zaman zaman şiddeti, toplumsal normları hiçe saymayı ve barış ortamını tehdit eden davranışları beraberinde getirebilir. Fanatizm sadece din alanında değil, siyaset, spor ve sosyal yaşamda da görülebilir.
Pasifizm ise edilgenliktir. Kişi olaylara müdahale etmez, tepki vermez; dış etkilere karşı pasif kalır. İngilizcedeki “passive” sözcüğü, bu tür edilgenliği ifade eder. Dilbilgisinde olduğu gibi, toplumsal davranışta da eylemin öznesi olmaktan çıkar, eyleme maruz kalan konuma geçilir.
Radikalizm Suçlamaları Ne Kadar Gerçekçi?
Hollanda’daki bazı kurumlar ve siyasetçiler, analiz yapmadan, neden-sonuç ilişkisini göz önünde bulundurmadan, Türk ve Fas kökenli göçmenleri kolayca radikal olmakla suçlamaktadır. Ancak bu, ciddi bir analiz eksiğidir.
Bireysel mutsuzluk, yabancılaşma ve dışlanma gibi nedenlerle, çözüm bulamayan ve organize olamayan bazı bireylerin radikalleşmesi daha kolay hale gelebilir. Duygularını kontrol edemeyen, bu duyguları “anti-Hollanda” bir düşünceye dönüştüren bireyler, suçu da bu toplumda aramaya başlar. Bu da radikalleşmenin zeminini hazırlar.
Filistin Meselesi ve Duyguların Sömürülmesi
Filistin’de yaşanan insanlık dramı, soykırım derecesindeki şiddet ve adaletsizlik, birçok insanın kalbinde derin yaralar açmaktadır. Bu duygusal ortamı, ideolojik amaçları olan bazı politik ve sosyal gruplar istismar edebilir. İnsanların acıları ve öfkeleri, radikalleşme süreçlerinde kullanılarak bu grupların hem gücünü artırmak hem de yeni üyeler kazanmak gibi hesapları olabilir.
Tepkiler Hukuk Çerçevesinde Kalmalı
Hollanda’daki Türk toplumu, tepkilerini ve taleplerini hukuksal sınırlar içerisinde dile getirdiği sürece, hem etkili olur hem de ciddiye alınır. Fanatizm ve radikalizmin her toplumda, her ideolojide görülebileceğini unutmamalıyız. Bu eğilimler tüm toplumu temsil etmez; daha çok marjinal grupların ürünüdür.
Gençliğin sahip olduğu enerjinin, patlamaya hazır bir balon gibi ideolojik aşırılıklara yönelmeden, anlamlı ve yapıcı alanlara kanalize edilmesi gerekmektedir. Sağdan sola, soldan sağa, anarşizmden pan-İslamcılık ve pan-Türkçülüğe kadar birçok uç ideoloji, bu enerjiyi istismar etme potansiyeline sahiptir.
Akılcı Politikalar Zorunluluktur
Hollanda’da artık sadece sembolik mücadeleler değil, akılcı ve stratejik politikalar üretmek ve uygulamak zorundayız. Günah keçileri yaratmak, duygusal çıkışlarla hareket etmek yerine, haklarımızı bilinçli şekilde savunmalıyız.
Amsterdam’ın dışlanmış mahallelerinde yaşayan gençlerin, bir zamanlar Musul’da ve Rakka’da “ütopyatik cennet” hayalleriyle yola çıkıp, cehennemle yüzleştiği acı gerçeklerden yeterince söz edilmiyor.
En büyük eksiklik ise sürekli bir öz eleştiri ve iç muhasebe yapamamamızdır. Ortak akıl ve istişare kültürünü geliştirmediğimiz sürece, duygularımızla değil aklımızla yol almakta zorlanırız. Ancak konuşarak, paylaşarak ve birlikte düşünerek, geleceğimize dair gerçekçi ve sağduyulu çözümler üretebiliriz.
Geleceğimizin inşası, stratejik akıl, ortak değerler ve dostlarla kurulacak iş birlikleriyle mümkündür. Gerisi sevgi ve saygıyla tamamlanır.
Saygılarımla,