Önceki yıllarda olumlu gelişmeleri ve entegrasyondan asimilasyona uzanan sürecimizi tespit etmeye çalışmıştım. Bugün ise Hollanda’nın etkili kurumu olan Merkezi İstatistik Bürosu (CBS)’nun “Topluma Katılım ve Entegrasyon” raporunu genel hatlarıyla inceledim.
Türklerin Eşit Vatandaş Olma Çabası Devam Ediyor
Hollanda’da doğan, Hollanda eğitimi alarak meslek sahibi olan ve iş piyasasında iyi konumlara ulaşan Türklerin varlığı, toplumumuz adına umut veren bir tablo çiziyor.
İyi eğitimli, iyi kazanan ve gelirini Hollanda’da ve yurt dışı tatillerde harcayan yeni bir “hip Türk” nesli doğdu. Hollanda’da buna “Havermelk Eliti” deniyor. Evet, elit bir Türk toplumu artık var. Ancak bununla birlikte toplum içindeki katmanlar arasında sınıf farkı da belirginleşiyor. Bir kesim oyunu Denk Partisi’ne verirken, bir diğeri liberal düşünceye yakın olduğu için VVD veya D66’yı tercih ediyor. Başkaları ise savaş ve silahlanmaya karşı duruşları nedeniyle Yeşil Sol–İşçi Partisi (PvdA)’na yöneliyor. Muhafazakâr ve Müslüman kimliğe sahip bazı seçmenlerin Sosyalist Parti’ye oy vermesi de dikkat çekiyor.
Toplumsal Katılımda Değişen Dengeler
Son 30 yılda Türk gençlerinin Havo ve VWO gibi yüksek öğretime hazırlayan okullara devam oranı %22,2’den %36,8’e yükseldi.
Düzenli aile geliri olan ve konut satın alan Türk hanelerinin oranı %35 iken, Faslılarda bu oran sadece %4. Fas kökenli göçmenler, faiz ödeyecekleri düşüncesiyle kiralık evi tercih ediyor.
Hollanda doğumlu Türk gençleri arasında iş bulma oranı artmış; işsizlik oranı ise düşmüş durumda. Bunun bir sebebi de iş piyasasındaki ciddi arz-talep açığı. Meslek eğitimlerini başarıyla tamamlayan genç Türk uzmanların sayısında da önemli artış gözleniyor.
Hollanda’ya Ait Olma Hissi
Aile yapısı ve düşüncesi ne olursa olsun, üçüncü ve dördüncü nesil Türk kökenliler evlerinde çocuklarıyla çoğunlukla Hollandaca konuşuyor. Hollandacayı iyi bilmenin eğitim ve iş hayatında başarıyı artıracağı düşünülüyor.
Kabul, uyum, entegrasyon ve farkında olmadan asimilasyona yaklaşma hali; muhafazakâr, milliyetçi, İslamcı veya kültürel örgütlenmelere bağlı gençlerde bile güçlü biçimde hissediliyor. Birden çok kimlik taşıyan ve hızlı uyum sağlayabilen bir toplum yapısı oluşmuş durumda.
Her ne kadar sağcı yeni koalisyon hükümetinin politikaları son iki yılda rahatsızlık verse de, çoğulcu ve yeni Hollandalı Türkler, “günah keçisi” yapılmayacak kadar güçlü ve bilinçli olduklarının farkındalar.
Toplumsal İlişkiler ve Yeni Katmanlarımız
Girişimci, esnaf, serbest meslek sahibi ve kendi emeğiyle yükselen Türklerin sayısı her geçen gün artıyor.
Ayrımcılık ve ırkçılık deneyimleri kurumsal düzeyde hâlâ varlığını sürdürse de, son yıllarda güvenlik hissinde belirgin bir iyileşme görülüyor. Türk toplumunun insan ilişkilerinde Hollandalı emsallerine göre daha güçlü bir konumda olduğu söylenebilir.
Türkçeyi Bilmeyen Nesil Kaybolur mu?
Vakıflar, dernekler ve camiler Türkçe eğitim vermeye çalışsa da bu faaliyetler sınırlı ve toplumun çok küçük bir kesimine ulaşabiliyor.
Elit kesimin %63’ünün Hollanda’da doğduğu düşünüldüğünde, bu ailelerin artık 40 yıl önceki gibi gettolarda değil, beyaz mahallelerde yaşadığını ve çocuklarını Hollandalıların devam ettiği “beyaz okullara” gönderdiğini görüyoruz.
Ne yazık ki Türk gençlerinin yaklaşık %70’i artık yeterli düzeyde Türkçe konuşamıyor. Bu gençler kendi çocuklarına Türkçeyi aktaramayacağı için, gelecek 30 yılda Türk toplumunun asimilasyon sürecini tamamlaması kaçınılmaz görünüyor.
Asıl Önemli Olan
Türk toplumunda, ruhsal, sosyal veya bağımlılık sorunları olan küçük bir kesim var ve bu kesimin gelecekte de varlığı sürecek gibi görünüyor.
Ancak çok daha önemli olan şu:
Eğer iki kültür arasında sıkışmadan, çift kimlikli olmayı bir zenginliğe dönüştürerek; üretken, başarılı, huzurlu ve mutlu bireyler yetiştirebildiysek, bu hepimizin insanlık adına ortak başarısıdır. Başka bir şey de beklemiyorduk zaten.
Türkçe konuşamayan bir gelecek nesli artık ancak “Hollandalı Türkler” olarak tanımlayabiliriz.
Hoşça ve güzel kalın