Kuzey Avrupa ve Hollanda Göçünün Gerçek Bedeli ve Sessiz Kazançları


  • Kayıt: 02.12.2025 07:44:35 Güncelleme: 02.12.2025 07:45:22

Kuzey Avrupa ve Hollanda Göçünün Gerçek Bedeli ve Sessiz Kazançları

Nejat SUCU

Göç… İnsanı kökünden söküp alan, hayatı baştan sona sarsan bir kırılma. Ne romantik bir macera ne de rastgele bir karar. Anadan ayrılık, yardan ayrılık, toprağını arkada bırakıp bilinmeze yürümek… Bu yol, insanlığın başlangıcından beri acıyla, gurbetle, yabancılıkla yoğrulmuş; çoğu zaman komik ama daha çok trajedik sonuçlar doğuran bir yolculuktur.

Göç sadece kayıp değildir; bedeli olan bir kazançtır

Göçü sadece “kayıp” gibi görenlere bir çift sözüm var: Evet, kolay değildir ama her karanlığın içinde bir ışık da vardır. Urbanizasyonla başlayan toplu göç hareketleri, bilgiye ve eğitime erişimi –torpilli olmasa da– geniş kitlelerin önüne serdi. Kapitalist sistemin acımasızlığına laf çok ama en azından mezhebimize, rengimize, boyumuza bakmıyor. Bir tek şeye bakıyor:

Ne biliyorsun ve ne üretiyorsun?

Bugünün dünyasında değer, ideolojiler değil üretimdir; hamasi sözler değil yetenektir.

Bir köy muhtarının çocukları Nijmegen’i yönetiyorsa…

Hollanda’ya göçün 60. yılını doldurduk. Evet, hatalar yaptık, bedeller ödedik; ama bir gerçeği de kimse inkâr edemez:

Bu toplum, küllerinden yeni bir başarı hikâyesi yarattı.

Düşünün… Kırşehir’in küçük bir köyünde muhtarlık yapan Ahmet ağabeyimizin üç çocuğu eğitim zincirini tamamlayıp Hollanda’nın en önemli şehirlerinden birinin yönetiminde söz sahibi oluyor. Biri bugün Nijmegen Belediye Başkan Yardımcısı.

Bu başarı tesadüf mü? Asla. Bu, göçün en ağır bedelini ödeyen anne babaların alın terinin sonucudur.

Bugün her şehirde uzman doktorlarımız, avukatlarımız, yöneticilerimiz, işverenlerimiz var. Bir zamanlar temizlik işçisi diye küçümsenen insanların çocukları bugün Hollanda’nın sağlık sistemini, hukuk düzenini, belediyelerini taşıyor.

Gurbet: Yeni bir vatan ama hâlâ diken üstünde bir hayat

Hollanda artık 500 bin Türk’ün evi. Ama ev demek her zaman huzur demek değil. Gençlerimizin yüzde 7’si işsiz, çocuklarımızın yüzde 19’u yoksulluk sınırında. Ve toplumumuzun hatırı sayılır bir kısmı Hollanda’da yaşamaktan hâlâ tatmin değil.

Mutluluk, ne burada ne Türkiye’de gökten düşüyor. Mutluluk bir kültür, bir disiplin, bir yaşam biçimi. “Türkiye’de daha mutlu olur muyuz?” sorusunun cevabını kimse kesin veremez. Ama bildiğim bir şey var:

İki ülkede birden yaşama lüksüne sahip olmak dünyanın çok az milletine nasip olur.

Kıymet bilen için bu iki ülke bir yük değil, bir güçtür.

Cumhuriyet çocukları: Eksik büyütülmüş ama şanslı bir nesil

Benim kuşak… Mutluluk eğitimi almamış, sevgiyi bile yarım yamalak öğrenmiş bir kuşak. Çoğu zaman ideolojik yüklerle büyüdük, beynimiz dolduruldu ama midemiz boş kaldı. Ama yine de bir gerçeği teslim etmeliyim:

Bugün torunlarımızın sahip olduğu imkânlara bakınca, Cumhuriyet’in çocukları olarak biz yine de şanslı bir nesiliz.

Belki geç öğrendik, belki geç anladık ama sonunda anladık:

Asıl mesele nerede yaşadığın değil, nasıl yaşadığın.

Mutlu ve sağlıcakla kalın.