Azalan ve Tükenen Su Kaynakları İçin Tehlike Çanları Çalmıyor mu?


  • Kayıt: 16.12.2025 21:43:53 Güncelleme: 16.12.2025 21:44:09

Azalan ve Tükenen Su Kaynakları İçin Tehlike Çanları Çalmıyor mu?

Nejat SUCU

Yıl 1980, yaz ayları… Dilini ve kültürünü bilmediğim Hollanda’ya yerleşmeyi bekliyorum. Bu arada zamanı iyi değerlendirmek ve can güvenliği olmayan Nevşehir’den bir süre uzak kalmak için Şükrü dedemlerin Yuvannisi’ndeki tarlasında su kuyusu kazmaya karar verdik.

Yuvanlı Aşıklı Dağı’nın Göre’ye bakan, Nevşehir–Niğde şose yolu kenarındaki, Kofolakoğulları’ndan miras kalan sulak tarlalar… O dönem Göre, bugünkünden çok daha şirindi. Şükrü dedemin itinayla yetiştirdiği, her gün suladığı yaklaşık 2 bin selvi ağacıyla yemyeşil, adeta bir doğa harikasıydı.

Gençliğin verdiği enerji ve azimle 15 günde 15 metre kazdık ve yeterli suya ulaştık. Bulduğumuz bu su, uzun yıllar sulamada kullanıldı. Oysa bugün yeraltı suyunu bulmak için artık 150 ila 250 metre derinliğe inmek gerekiyor.

Yuvanni’nin akarsuyu, Nevşehir’e açılan içme suyu kuyuları nedeniyle giderek azaldı ve artık Yuvanni’yi sulamaya yetmez hâle geldi. Yuvanni, Nevşehir Kalesi’nden yaklaşık 12 metre daha yüksekte olduğu için, tarih boyunca kazılan su tünelleri ve döşenen künklerle Nevşehir’in içme suyu Göre’den sağlanmıştı.

Göre, Göre olalı Nevşehir’e; meşesini, suyunu, kumunu ve taşını vermiş, karşılığında ise belirgin bir ekonomik ya da doğal bedel almamıştır.

Oysa Hollanda’da, 1500’lü yıllarda Hanze (Hansa) şehirleri arasında ticari ve hukuki sözleşmeler yapıldığını biliyoruz. (Verbond Hanze steden / Handelsovereenkomsten)

Bizde neden köyler, kasabalar ve şehirler arasında ticari, sosyal, kültürel ve ekonomik anlaşmalar olmasın?

Türkiye’de Su ve Sulak Alan Gerçeği

Türkiye’de sulak alanlar ve yeraltı su kaynakları her geçen gün azalıyor. Nevşehir’in Göre Kasabası Yuvannisi’nde 15 metreden çıkan su, bugün 150–250 metrelerden sulama suyu olarak kullanılıyor.

Son 50 yılda, yaklaşık bir Belçika yüzölçümü kadar, yani 30 bin 530 kilometrekare sulak alanı kaybettik. Bu gidişle 2050 yılında Türkiye’nin sulak alanlarını büyük ölçüde yitirmesi kaçınılmaz görünüyor.

Gereksiz tüketim, lüks yaşam alışkanlıkları ve hunharca harcanan yeraltı ve yerüstü kaynakları, geri dönüşü olmayan bir sona doğru ilerliyor. Son yıllarda su kaynakları üzerinde güç kullanımına dayalı paylaşım kavgaları ve örtülü savaşlar da bunun bir göstergesi.

Bunun sonuçlarını Avrupa Birliği ülkelerinden Hollanda’da bile gördük. Son yıllarda 1 kilo ekmek 3 avroya, elma ve armut 3 avroya kadar çıktı. Önümüzdeki yıllarda dar gelirli kesimler için sağlıklı beslenme ciddi bir sorun hâline gelecek.

Soruna Çözüm Aramak Zorundayız

Türkiye’nin ve komşu ülkelerin su sorununun, gelecekte büyük çatışmalara ve kitlesel göçlere yol açacağı artık kesinleşmiş durumda. “Benim suyum var, istediğim gibi kullanırım” anlayışı sürdürülemez.

Suyu olmayan ülkelerden, suyu olan ülkelere doğru göçler çok da uzak bir ihtimal değil. Türkiye’de tamamen boşalan köylerin büyük bölümü, suyu ve geçim kaynağı kalmayan yerleşimlerdir.

Su, Yeni Yatırım Alanı mı Oluyor?

Son dönemde, su ve su kaynaklarının giderek belirli sermaye gruplarının ve büyük şirketlerin eline geçeceği endişesini taşıyorum. Hollanda radyosunda, suya yapılan yatırımların ve su projelerinin yüzde 9 oranında kâr getirdiğinden söz ediliyor.

(Waterprojecten in Nederland en in de wereld)

Türkler Orta Asya’dan Neden Göç Etmişti?

Orta Asya’da iklimin giderek kuraklaşması, tarım ve hayvancılıkla geçinen Türkmen topluluklarının otlak ve tarım alanlarının daralması, artan nüfusun yeterince beslenememesi göçün temel nedenleri değil miydi?

Yeni Bir Ülke Bulmak Artık Kolay Değil

Günümüzde yeni bir memleket, yeni bir ülke bulmak geçmişte olduğu kadar kolay olmayacak. Dünyadaki verimli ve sulak toprakların neredeyse tamamı çoktan parsellenmiş durumda.

Kaynakları Korumak ve Artırmak Şart

Su kaynaklarının tasarruflu kullanılması artık bir tercih değil, zorunluluk. Bunun yanı sıra mevcut yeraltı ve yerüstü su kaynaklarının artırılması gerekiyor. Bu da ancak uzun soluklu, bilimsel ve koordineli çalışmalarla mümkün olabilir.

Avrupa Birliği’nin ve özellikle Hollanda’nın sahip olduğu bilgi ve tecrübeden, Türkiye gibi ülkelerin daha etkin şekilde yararlanması gerektiğine inanıyorum.

Gönlünüz su kadar berrak ve temiz olsun.

Selamlarımla,