Refah, özgürlük ve çok kültürlülükle anılan Amsterdam’da aşırı kilo oranları hızla yükseliyor. Sağlık araştırmaları, özellikle Türk toplumunda obezitenin kültürel ve sosyolojik boyutlarını yeniden tartışmaya açıyor.
Refah düzeyi, özgürlükleri ve çok kültürlü yapısıyla dünyaya örnek gösterilen Hollanda, son yıllarda sessiz ama derin bir sağlık sorunuyla karşı karşıya. Obezite ve aşırı kilo oranları, özellikle büyük şehirlerde hızla artarken, yapılan araştırmalar göçmen kökenli topluluklar içinde en çarpıcı tablonun Türk toplumunda ortaya çıktığını gösteriyor.
Bilimin, sanatın ve özgür yaşam tarzının simgesi olarak bilinen Amsterdam, aynı zamanda Hollanda’da obeziteyle mücadelenin en yoğun yaşandığı kentlerin başında geliyor. Uzmanlara göre bu tablo, yalnızca bireysel tercihlerle açıklanamayacak kadar derin sosyolojik ve kültürel nedenler barındırıyor.
Her iki kişiden biri fazla kilolu
Amsterdam’da yapılan son beslenme ve halk sağlığı araştırmalarına göre kent genelinde obezite ve aşırı kiloluluk oranı yüzde 45’e ulaşmış durumda. Ancak bu oran göçmen kökenli gruplarda çok daha yüksek seviyelere çıkıyor.
Veriler, Fas kökenli vatandaşlarda aşırı kiloluluk oranının yüzde 57 olduğunu ortaya koyarken, Amsterdam’da yaşayan yaklaşık 45 bin Türk’te bu oran yüzde 66 gibi dikkat çekici bir seviyeye ulaşıyor. Uzmanlar, bu durumun Hollanda genelindeki Türk nüfusun yoğunlaştığı diğer şehirler için de benzer sinyaller verdiğine dikkat çekiyor.
Hollanda’da yaklaşık 500 bin Türk vatandaşı yaşıyor. Bu nüfusun büyük bölümü, “De Randstad” olarak adlandırılan Batı Hollanda’daki büyük kentlerde yoğunlaşıyor. Rotterdam’da 48 bin, Amsterdam’da 45 bin, Lahey’de 42 bin ve Utrecht’te yaklaşık 15 bin Türk nüfus bulunuyor.
Geçmişin izleri sofralarda yaşıyor
Uzmanlara göre bugünkü tabloyu anlamak için yalnızca güncel yaşam koşullarına değil, geçmişe de bakmak gerekiyor. Birinci kuşak Türk göçmenler, Anadolu’nun yokluk ve kıtlık dönemlerinden sonra Hollanda’da bol bulunan unlu mamuller, beyaz ve kırmızı etle yoğun şekilde tanıştı. Bu yeni beslenme düzeni zamanla alışkanlığa dönüştü ve kuşaktan kuşağa aktarıldı.
Kilo algısı da bu süreçte önemli bir rol oynadı. Anadolu’nun pek çok bölgesinde olduğu gibi Nevşehir ve çevresinde de bir dönem kilolu olmak; güç, sağlık ve refah göstergesi olarak kabul ediliyordu. “Hem çalışıyor hem yiyor” anlayışı, toplumsal saygınlığın bir parçasıydı. Kilolu genç kadınlar daha sağlıklı, daha dayanıklı ve daha doğurgan olarak görülüyordu. Tarım toplumunda beden gücü, evlilikten sosyal statüye kadar birçok alanda belirleyici bir unsur olarak öne çıkıyordu.
İdeal beden algısı değişti
Ancak son 50 yılda televizyonun, son 30 yılda ise sosyal medyanın hayatın merkezine yerleşmesiyle birlikte beden algısı köklü bir dönüşüm geçirdi. Gücü simgeleyen kilolar yerini, sağlıkla özdeşleştirilen daha dengeli ve fit bir vücut anlayışına bıraktı.
Bu değişim, özellikle genç kuşaklar arasında daha belirgin hissedilirken, geleneksel alışkanlıklarla modern yaşam tarzı arasındaki çelişki de derinleşti. Uzmanlar, bu ikilemin Türk toplumunda obezite oranlarını artıran önemli faktörlerden biri olduğuna işaret ediyor.
Zıtlıkların başkenti
Amsterdam, yalnızca sağlık alanında değil, sosyal yapısıyla da dikkat çeken bir şehir. Bir yanda yüksek eğitimli ve yüksek gelirli kesimler, diğer yanda yoksullukla mücadele eden geniş bir kitle bulunuyor. Özgürlüklerin sınırsız yaşandığı bu kentte, aşırı tüketim de gündelik hayatın sıradan bir parçası haline gelmiş durumda.
Bu yeni toplumsal yapı içinde “yulaf sütü elitleri” olarak adlandırılan, sağlıklı beslenmeyi ve alternatif yaşam tarzlarını benimseyen yeni bir Türk profili de ortaya çıkmış durumda. Liberal bireysellik, sınırsız tercih imkânları ve tüketim kültürü; yalnızca beslenme alışkanlıklarını değil, yaşamın tüm alanlarını yeniden şekillendiriyor.
Araştırmalar, hafta sonları yapılan kanalizasyon analizlerinde bile Amsterdam’ın madde tüketiminde Avrupa’nın üst sıralarında yer aldığını gösteriyor. Gündüzle gecenin, mahremiyetle kamusal alanın iç içe geçtiği bu şehir, özgürlük kadar aşırılıkları da bünyesinde barındırıyor.
Güzelliklerle gölgeler yan yana
Tüm bu karşıtlıklara rağmen Amsterdam, çok kültürlü yapısıyla birlikte yaşamanın mümkün olduğunu gösteren nadir şehirlerden biri olmayı sürdürüyor. Sahibi olmayan ama herkesin sahiplendiği bir kent profili çiziyor.
Bir yanda insanın insana yaşatabileceği en sert yüzler, diğer yanda barış, hoşgörü ve birlikte yaşam kültürü… Yer üstüyle yer altı, estetikle rahatsız edici olan, ütopyayla gerçeklik bu şehirde yan yana duruyor.
Ve hayat, bütün bu çelişkileriyle Hollanda’nın gözbebeği Amsterdam’da kendi olağan akışı içinde devam ediyor.