Yaşam, bireysel gelişim ve olgunlaşmanın ötesinde, mutlaka bir anlam taşımak zorundadır. Hayatı güzelleştiren ve değerli kılan bu anlam, insandan insana değişir. Kimileri için bu anlam; uğraşlar, inançlar, idealler ve ülkülerdir. Kimileri için ise günlük yaşamın içinde verilen küçük ama değerli mücadelelerdir.
Kimi insan yaşamına parayla, kimi makam ve mevkiyle, kimi ise insana hizmet ederek, toplumsal duyarlılıkla anlam katar. Bazıları daha güzel bir hayatı uzaklarda, bilinmeyen diyarlarda, yalnızlıklarda ya da doğup büyüdüğü toprakların çok dışında arar. Gurbette kurulan hayatlar da bu arayışın bir parçasıdır.
Asıl önemli olan ise, sahip olduklarımızla birlikte Hollanda’da bir gelecek güvencesi oluşturabilmektir. De toekomstzekerheid in Nederland…
Her ne kadar bu güvence zaman zaman törpülense, revizyona uğrasa, değişse ve tasarruflarla sınansa da; bir akşam eve döndüğümüzde masada bir çorbanın, bir parça ekmeğin olması (de soep op de tafel, de brood op de plank) yaşamın temel anlamlarından biridir.
Mal varlığı, birikim, mülkiyet… (bezittingen en vermogens)
Başımızı sokacak bir ev, binecek bir araba, bankada küçük de olsa bir mevduat… Tüm bunlar, kapitalizmin ve emperyalizmin bireye sürekli telkin ettiği “sahip olma” dürtüsünün parçalarıdır. Bu sistem, çoğu zaman bizi farkında olmadan tüketen ve köleleştiren bir toplumsal düzenin içine çeker.
Toplumsal Farklılıklar ve İdeal Yaşam
İdeal yaşam; toplumsal farklılıklarımızla birbirimizi olduğumuz gibi kabul edebilmekten geçer. Ötekileştirmeden, ayrıştırmadan, bencilleşmeden; uyum içinde, sosyal ve toplumsal bir yaşam kurabilmektir esas olan.
Her gün insanın kendiyle, kendi nefsiyle verdiği mücadele vardır. Olgunluk ve aydınlanma, evrensel insan sevgisini bulabilmekle mümkündür. Hollanda’da birlikte yaşamak; zenginle fakiri, siyahla beyazı, dili, ırkı bir kenara bırakarak yan yana durabilmeyi başarabilmektir.
Beden ve Ruh Dengesi
Belirli bir inanç, ırk, grup ya da bölge ayrımına kapılmadan; bedensel yakınlık ve ruhsal dengeyle yaşama anlam katabilirsek, ne mutlu bizlere. Çünkü yaşam yalnızca “benim” mutluluğumla anlam kazanmaz. Senin, onun, bizim, sizin ve onların mutluluğu birleştiğinde gerçek bir özgürlük ve huzur ortaya çıkar.
“Senin, onun, bizim, sizin ve onların mutluluğu benim mutluluğumsa; ben her gün, her an, 365 gün mutluyum.”
Geçmişten Bugüne Dersler
Yıllar içinde bu düşüncelerle ne kadar olgun, ne kadar uyumlu bir yol çizebildim, bunu sorguluyorum. Son yıllarda büyük kıtlıklar yaşamadık belki ama hafızamızda çok ağır acılar var.
Bir asır önce Anadolu…
Milyonlarca evladını toprağa veren, yokluk ve açlıkla sınanan, ama yine de “Vatan sağ olsun” diyebilen bir halk. Acısını içine gömen analar, babalar… Yemen’den dönmeyen Bilal’ler, Çanakkale’de yatan Ahmet İsmail’ler… Bir ömür sessizce ağlayan Nesibe ve Sıdıka analar…
Buna rağmen elindeki arpa ve çavdar ekmeğini Balkanlar’dan, Kafkaslar’dan, Ortadoğu’dan gelen milyonlarca göçmenle paylaşabilen yüce Anadolu insanı… Bu değerleri küçük yaşta dinleyerek büyümüş olmak, benim için büyük bir şanstır.
Umutla Yarına
Bugün var olanın kıymetini bilmek zorundayız. Barışı, bolluğu, paylaşmayı korumak; yarın dünden daha önemli olacak. Hep birlikte kardeşçe ve barış içinde yaşayabilmek, en büyük temennimiz olmalı.
Saygı ve sevgilerimle,
daha güzel, daha umutlu yıllara…