Hem Zor, Hem Güzel
Bizler yıllar önce, bir ağaç gibi kökünden sökülerek yollara düştük. Kimi buna kader dedi, kimi bir arayış… Derken bir baktık ki kendimizi Hollanda’da bulmuşuz. Aradan tam 60 yıl geçti. Şimdi düşünün: Bir ağacın, kök saldıktan on yıllar sonra yeniden yerinden sökülmesini… Ne eski neşesi kalır, ne de dalları eskisi gibi yeşerir. Yeniden kök salmak kolay değildir.
Biz de bu yüzden, bulunduğumuz yerde köklerimizi güçlendirerek, yaşamımızı daha mutlu ve daha umutlu kılmaya çalıştık. Her türlü zorluğa, her türlü diaspora yolculuğuna rağmen yolumuza devam ettik. Çünkü artık bu topraklar da hayatımızın bir parçasıydı.
En güzeli ne biliyor musunuz?
Yazın Babavatan Türkiye’de, kışın ise Anavatan Hollanda’da yaşayarak; birbirimize sahip çıkarak hayatı paylaşmak… İki ülkede yaşamak, iki ülkenin vatandaşı olmak her insana nasip olacak dünyevi bir zenginlik değildir.
Bir an etrafımıza bakalım.
Ateş, savaşlar, katliamlar… Mazlumların, yoksulların yok edilişi… Türkiye üzerinden “Umuda Yolculuk” filmini andıran sahnelerle Avrupa’ya ulaşmaya çalışan insanların dramı… Bilinmeyene doğru, yabancı bir memlekette yeniden kök salabilmek umuduyla her yıl binlerce mülteci, uluslararası sularda hayatını kaybediyor.
İşte tam da bu yüzden diyorum ki:
Elimizde olan imkânların kıymetini bilelim. Daha güzeli için umut edelim ve çalışalım.
Bizim gurbetimizi, yaşadıklarımızı Nâzım Hikmet ne güzel anlatmış:
“Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine, bu hasret bizim…”
“El kapıları kapansın” demek kolay…
Ama biliyoruz ki kapanmayacak. Gurbetin kapıları, acısıyla tatlısıyla gelecek nesiller için de açık kalacak. Ben bu 60 yılı ince bir terazide tarttım. Ve yine gördüm ki; tüm zorluklarına rağmen, artısı daha ağır basıyor: Umut, mutluluk ve dayanışma…
Belki bilinmez…
Ama ben, olumlu düşünme kültüründen, gelecek umutlarından ve heyecanlarından vazgeçmedim. Hep olumluya, hep sevgiye yazdım.