Hollanda’da yaşayan Türk toplumu kendini genellikle Hollandalı-Türk ya da Türk-Hollandalı olarak mı hissediyor? Bu soru, ilk bakışta küçük bir tanım farkı gibi görünse de, aslında bireysel duygu, aidiyet, bağ ve kimlik algısı açısından önemli farklılıklar barındırıyor.
Her ne kadar dışarıdan bakıldığında bu tanımlar arasında büyük farklar yokmuş gibi görünse de, bireysel düzeyde hissedilen aidiyet duygusu; yaşanılan çevreye, kuşaklara, deneyimlere ve kişisel yolculuklara göre değişiklik gösterebiliyor. Hollanda’ya ait olma hissini tam anlamıyla benimsemek, birinci, ikinci ve hatta üçüncü nesil için dahi kolay görünmese de; zaman içinde düşünce yapılarımızın, davranışlarımızın ve yaşam biçimlerimizin giderek Hollanda toplumuna benzediği de inkâr edilemez bir gerçek.
Çok mu önemli?
Aslında bireylerin kendilerini nasıl hissettikleri; büyük ölçüde o dönemde medyada yer alan haberler, siyasetçilerin söylemleri ve yöneticilerin sözlü, yazılı ve yasal düzenlemeleriyle yakından ilişkilidir. Aynı zamanda Hollanda’da yaşayan yaklaşık 500 bin kişilik Türk toplumunun, toplum içindeki konumu, ulaştığı mevkiler ve sahip olduğu yetkiler de bu hissiyatı doğrudan etkilemektedir.
Eğitim, istihdam, konut ve sosyal hayata katılım gibi yaşam kalitesini yükselten unsurlar; bireyin kendini Hollanda’da eşit bir vatandaş olarak hissetmesi ve yaşaması açısından hayati öneme sahiptir.
Kimse altın tepsiyle sunmuyor
Var olan imkânları, işi, aşı ve istihdamı kimse bize hediye etmiyor. Hollanda’da eşit ve kaliteli bir yaşam sürebilmek için, eğer Hollandalı günde 8 saat çalışıyorsa; çoğu zaman bizlerin 12 saat çalışması, buna ek olarak mesleki eğitimlerle kendimizi sürekli geliştirmemiz gerekiyor.
Toplumsal dinamikleri belirleyen en önemli unsurlar arasında insan ilişkileri, fayda üretme kapasitesi ve en temelde arz-talep mekanizması (vraag en aanbod) yer alıyor. Olumlu gelişmelerin arkasında da bu gerçekler yatıyor.
Toplumsal başarıdan bireysel başarıya giden yol
Yıllar önce toplumsal başarının, hak ve hukukun ön planda olduğu bir döneme inanıyordum. Ancak zamanla toplumsal başarının yerini bireysel başarıya bıraktığını gözlemledik ve tecrübe ettik. Belki bilinmez ama doğru olan şu ki; bireysel başarı, beraberinde toplumsal başarıyı da getiriyor. Bu, aynı zamanda matematiksel bir gerçektir.
Bireysel başarı ve onun yarattığı katma değer; toplumsal kaliteyi, başarıyı ve yaşam standardını yükseltmektedir. Bu nedenle bireysel başarıyı artıracak her türlü çabanın desteklenmesi gerektiğine inanıyorum.
Alt ve üst sınıfsal katmanların oluşması
Evet, Hollanda’da yaşayan Türk toplumu içinde de alt, orta ve üst yaşam sınıflarının oluşması kaçınılmazdır. Burada önemli olan, gelecek yıllarda orta ve üst sınıfa ait bireylerin sayısının artmasını sağlamaktır. Bu gerçekleştiğinde, yine toplumsal bir başarıdan söz edebiliriz.
Kendi dilimde sıkça kullandığım ve hoşuma giden bazı tanımlar var:
“Havermelkelite” ve “Turbo-Türk”. Bu kavramları, başarıyı yakalamış Türk toplumu bireylerini tanımlamak için kullanıyorum.
Gelecek yılların umudu
Her ne kadar ana vatan Türkiye’den vazgeçmemiz mümkün olmasa da; ailevi, sosyal, ekonomik ve gelecek yatırımlarına dair bağlarımızın zamanla azalacağı görülüyor. Buna karşılık, güçlü bir toplumsal varoluş sağlandıkça ve hak ettiğimiz yeri aldıkça; Hollanda merkezli ve Hollanda’ya yönelik gelecek bağlarımızın güçleneceği açıktır.
Bu durum, Hollanda’ya aidiyet duygusunu (loyaliteit) artıracak; kabul görme, eşit Hollandalı olma yolundaki engelleri ve prangaları en asgari seviyeye indirecektir.
Bu da daha iyi ve uzun süreli eğitim, daha yüksek gelir sağlayan istihdam, ticaret ve girişimcilik anlamına gelir. Ekonomik olarak güçlü ve yüksek eğitimli bir Türk toplumu, Hollanda toplumunda eşit vatandaşlar olarak kabul edilmenin yolunu açacaktır.
(Op weg naar het volwaardige burgerschap)
Asıl önemli olan ne?
Asıl önemli olan; ayrımcılık, yaşlılık, gençlik sorunları, işsizlik, yoksulluk ve gelecek kaygılarına rağmen, umut vadeden bir toplumda yaşıyor olmamızdır.
Umuda giden yolu hissedebilmek, görebilmek ve bulabilmek…
Bu, hem bireysel hem de toplumsal olarak en güçlü duygudur.
Bol umutlu bir yaşam dileğiyle.