8.8.80’de Hollanda’ya yeni gelmişiz. Yol yordam da bilmeyiz. Tanıdıklarımız da hemşehrilerimizden birkaç aile ve birkaç Anadolu insanı. Hepsi, erkek ve bayanların yan yana eğitim geleneğinden uzaklar. Bu arada Hollanda’da örgütlenme ve Türkiye’ye endeksli o yıllarda inanç grupları, vakıflar, camiler, mescitler bu konuda olumsuz yönde etkilemektedir Hollanda Türk toplumunu.
Küçük erkek kardeşim Hüseyin ikinci hafta okula başladı. Ortaokulunu bırakan ve Hollanda’ya yerleşen kız kardeşim 3 aydır evdeydi. O günlerde Hollanda’nın Hoogeveen ve Hoogezand şehirlerinde OETC Türkçe Dil ve Kültür dersleri öğretmenliği görevini sürdüren Hüseyin Güney dayım bizlere “hoş geldiniz”e gelmişti. Hal ve hatırdan sonra sordu:
“Bu genç hanımlar ne yapıyorlar?”
Cevap hazırdı:
“Hiç, evdeler. Burada Almelo’da kız çocukları okula gitmezler.”
Tabii ki dayımın tepkisi keskin ve kararlıydı:
“Olmaz öyle bir şey. Nerede ve ne zamanda yaşıyoruz? Yarın hemen okula kayıt yaptıracaklar ve okuyacaklar.”
Dayımın dediği gibi de oldu ve bizim kız çocukları okula başladılar, dil öğrendiler. Dilden sonra çoğu, ailenin genelde tavsiyesi ile hak etmedikleri “Meisjesvakschool”, sadece kız çocuklarının devam ettiği işçiliğe, aile ve kız endüstri meslek ortaokulları/liseleri LHNO/MHNO okullarına, bir nevi Hollanda’da modası geçmiş evliliğe hazırlık okullarına gittiler.
Çünkü “Türkiye’ye dönecekler, evlenecekler, iyi bir ev hanımı ve anne olmanın en kısa yolu” kız çocuklarına dikiş, nakış ve ev hizmetlerini öğreten Kız Meslek Okulları (Lager huishoud- en nijverheidsonderwijs / LHNO) idi.
Yıllar yılları kovaladı. Bireysel gelişimin yanında toplumsal gelişimde de “aşılamaz” dediğimiz, “Hollanda’da bize uygun eğitim yok” dediğimiz yılları geride bırakarak, birçoğumuzun çocukları ve torunları polis, sağlıkçı, doktor, avukat, memur ve milletin mebusu oldular.
Nereden nereye geldik?
1984 yılı eğitim yılı ve o eğitim yılında Sosyal Akademi’ye, Socio Work eğitimine gelenekçi, feodal, en seküler olmayan bir ailenin kız çocuğunun sorusuna bolca gülmüştüm:
“Hocam, buraya gelen öğrencilerin komünist olduğunu söylüyorlar. Aile çevremiz ve Karamanlı hemşehrilerimiz öyle söylüyor.”
Tabii ki öyle bir bilginin yanlış olduğu kendisine iletildi. Ve kendi aile çevresi Sosyal Akademi’ye gitmemesini tavsiye etmişti. Aynı zamanda milliyetçi, idealist, mescit ve camilerde Hollanda’nın solculara, laiklere, sosyalistlere ve seküler Türklere öncelik verdiklerinden şikâyet ediyorlardı.
Zaman geldi, muhafazakâr ailelerin çocukları anne ve babalarını dinlemediler. Tavsiyelere de kulak asmayarak uzun bir eğitim maratonunu, harikulade bir eğitim seferberliği ile tamamlayarak 342 belediyeye memur, bankacı, avukat, sağlıkçı, doktor ve Hollanda toplumunun aranan parçaları oldular.
Türkiye kaçakları, kaçkınları arasında solcular da vardı Hollanda’da.
Tabii ki Hollandaca dilini öğrenen ve belirli bir meslek eğitimi yapanlar, genelde Türkiye 68 Sol ve Devrimci fraksiyonlarının ele avuca sığmaz, öncü ve idealist gençleri idiler. Onlar Deniz’lerin, Yusuf’ların ve Hüseyin’lerin okul arkadaşlarıydılar.
Onlar da kurdukları vakıflar; Stichting Buitenlandse Werknemers, Osmose ve SMO gibi kurumlarla devlet, belediye, fonlar, bölge ve eyalet destekleriyle Türk toplumunun hak ve hukuklarını savunan öncüleri ve pionerleriydiler.
Kıymetini bilemediğimiz, hoyratça ve hunharca harcadığımız 68’li ve 78’li gençlerimiz; yağız delikanlılarımız ve sümbül sümbül gençlerimiz…
Lafta ve sözde gençleri toplumun bir bütün parçası kabul ederiz. Uzun bir süreç; 1960’ta başlayan gençlerin özgür, medeni ve özerk üniversite, gelecekte güvenceli ve kaliteli çağdaş bir yaşam isteği, geçen 70 yılda emperyalizmin, küresel ve ülkesel kapitalizmin dişlileri arasında hoyratça harcandı.
Lüks yaşam özlemlerinden uzaktılar. Tek ve sadece bir suçları vardı: Ülkelerini ve bütün evrensel kardeşliğini kalpten ve gönülden seviyorlardı. O mazlum bir neslin ve o değerli insan kapitalinin yok oluşuna şahit olduk.
Onlar olmadan ne çifte vatandaşlık (Dubbel nationaliteit), ne Hollanda’da seçme ve seçilme hakkı (Kiesrecht), ne de bir senede uzun aylar ve uzun yıllar Hollanda dışında ve Türkiye’de ikamet etme imkânımız olurdu. O öncü ve güzel insanları saygı ve sevgiyle anıyoruz.
Haklı olarak, kendine benzemeyen ve birlikte ortak çalışacağını bilen kendi sol, seküler ve sosyalist iş arkadaşını göreve almaktaydı Hollanda. Bu konuda seçme imkânı bulunmaktaydı. Sanki aynısını muhafazakâr ve inanç örgütlenmeleri yapmıyor gibi?
Gençler bu akşam beni mutlu kıldılar.
Biraz önce bir düğünde bulunma imkânım oldu. Hollanda’da düğünlerin sosyal görevleri de vardır. En önemlisi ise yıllarca göremediğimiz değerli dost ve arkadaşlarla sohbet etme ve yeniden kaynaşmayı sağlamasıdır bu güzel düğünlerimizin.
Sadece babalarının ve dedelerinin soyadlarından tanıdığım onlarca gencimizin, kaliteli ve uzun yıllar 27 Avrupa Birliği ülkesinde, Türkiye’de ve Amerika Birleşik Devletleri’nde, kıtalar ötesi Kanada, Şili ve Avustralya gibi ülkelerde görev alabileceklerini duydum ve gördüm.
Hollanda Toplumunda Hak Edilen Yerimiz
Hollanda toplumuna katılmanın ve hak edilen yerimizi almanın en temel şartı eğitimdir. Bundan hiç kuşkumuz yok. Ne kadar uzun ve sancılı da olsa, nasıl yarın güneşin doğacağını biliyorsak, daha güzel ve onurlu, hak edilen yere sahip olacağımızı sizlerle birlikte görüyorum.
Bu arada bilinmelidir ki kimse kimseye altın kasede bir görev, servet ve rütbe sunmuyor. Hak etmek için belli ki Hollandalı 8 saat çalışıyorsa, sen 12 saat çalışman gerekir.
Geçen yıllarda yaşanan bu olumlu gelişmeler, gelecek yıllarda bizleri umutlu ve güvenli kılmaya yeter de artar bile. Yeter ki kendimize güvenelim, çalışalım ve gelecekten umutlu ve mutlu olalım.
Güzel günler sizlerin olsun.
Hoşça kalın.