Mutluluk O Bizde Bulunmaz Oğul, Olsa Olsa Ecnebilerde Bulunur?


  • Kayıt: 27.01.2026 07:53:05 Güncelleme: 27.01.2026 07:53:47

Mutluluk O Bizde Bulunmaz Oğul, Olsa Olsa Ecnebilerde Bulunur?

Yok; mutluluk, bireyden bireye değişen, yaşanan ailenin, sokağın, şehrin ve ülkenin sunmuş olduğu olanaklarla birlikte şekillenen; aslında soyut (abstract) bir kavram olduğu kadar, aynı zamanda güvenlik, barınma, beslenme, eğitim, gelişim ve istihdamla bire bir bağlantılıdır.

Çok zaman söyleriz: “Tam mutlu olmuşken, tadını ve keyfini çıkarırken, kendi elimdeki mutluluğu kaçırdım.”
Çok zaman da duyarız: “Ben o hanımla evlenseydim çok mutlu olur, onu da mutlu ederdim.”

Genelde mutsuzluğumuza bir kılıf, bir neden bulur; başkalarında suç ve suçlu ararız. Hemen suçlu bulunur ve bireysel cezamızı da hemencecik keseriz.

Mutluluk aslında soyut (abstract) bir kavram; hislerin, duyguların, anlamların ve yaşanan tecrübelerin karmakarışık bir yumağıdır. Kimisi için doyuncaya kadar tıka basa yemek yemektir; kimisine göre ise uzun yıllar görmediğini görmek, uzun uzun memleket memleket gezmektir mutluluk.

Kimisi için Eyüp Sultan’da, Pierre Loti Tepesi’nde bir fincan kahve içmektir.

Evet, mutluluk; insanın varoluşundan itibaren aradığı ama ne aradığını tam olarak bilmediği, yaşamın ruhu için gerekli olan soyut bir ruh hâlidir. Anlaşılması zor ve soyut olduğu için kıymetlidir. Parayla ve mülkle de satın alınmaz.
Çoğu zaman parayla satın aldığını düşünenler, her şeyin satın alınabilir olduğuna inandıkları için, parayla satın alınan sevgide (betaalde liefde) ve o mutlulukta yanılmışlardır.

“O bizde satılmaz oğul, olsa olsa ecnebilerde vardır.”

Her pazar ve pazartesi günleri, Osmanlı Sadrazamı Damat İbrahim Paşa’nın kayınbabası III. Ahmet’in fermanıyla Nevşehir’de kurulan halk pazarında, tatil günlerinde bolca kokusunu ve tadını alarak dolaşırken;

Kızılırmak kenarındaki verimli kızıl topraklarda, Nevşehir’in Avanos ilçesi ile Gülşehir ve Hacıbektaş ilçeleri arasında bulunan; saf Türkmen, Bektaşi kültürlerini korumaya çalışan çalışkan Anadolu köylüleri, her pazar ve pazartesi günü, neredeyse bir yıl boyunca ürettikleri meyve ve sebzeleri Nevşehir pazar yerine getirirler.

Orada, yüzlerinde güneşin ve toprağın bakır, kızıl renkleri; Bektaşi kültüründe saçlara ve ellere yakılan kına ile “ben buradayım” der gibidirler. Bu köylerin kadınları, aile içinde ve köylerinde alınan kararlarda erkekler kadar etkilidir. Aslında var olan bu ortak birlik ve yaşam, hayatı çekilebilir ve mutlu kılmak için eşit, adaletli, değerli bir ortaklıktır: seküler aile ve köy kültürü.

Uzun yıllar dışarıdan gelen muhafazakâr ve kökten dinci baskılara karşı kimliklerini saklayarak koruyabilmiş; köylerinde kullanmadıkları camileri ve imamları bulunan Bektaşi Anadolu Türkmenleridir bunlar.

Pazarda ise Avrupa’da bile görülmemiş bir bolluk vardır. Bu kadar mı olur? Yirmi çeşit biber, yirmi çeşit domates, patlıcan… Güzelim sebze ve meyve panayırı hem göz doldurur hem doyurur.

“Pazarda ne arıyorsun oğul?”

Birden, garip ve beklenmeyen bu soruyla bir dakika şaşkınlıktan sonra, beklenmeyen soruya belirsiz ve soyut bir cevap çıkıverir ağzımdan: “Bilmem ana.”

Bir baktı ve güldü. Belli ki insan sarrafı, filozof ve yaşadığının farkında, zeki bir kadındı.
“Oğul,” dedi, “senin aradığın mutluluk bizde bulunmaz; olsa olsa, bulunsa bulunsa ecnebilerde (Batı’da) bulunur.”

Evet, bir ömür mutlu bir yaşam istenmez, tercih edilmez; insanın mutlu olması ve basit bir mutluluk, insana layık da görülmez.

Büyük halk şairi, yaşamında bizden yana mutsuz olan Nâzım Hikmet Ran, mutluluğu ne güzel ve kısa özetlemiştir:

Küçük bir mutluluk istiyorum
O kadar küçük olsun ki
İstemesin kimse benden onu
Ben yüreğimde, elimde
Toprağımla birlikte yetişeyim hayata
Bir borcum olmasın insandan, doğadan yana

Bir mutluluk ki sorma gitsin
Yeter ki bir benim olsun
Tüm dünyada tüm güzellikleri seçerken
Benim sevgimle, senin sevginle coşan

Bugün yarının hikâyesi olsun
Yazmak isteyip de yapamadığım
İlk sayfamda sonuna sevda
Mutluluk, aşk, özgürlük bir olsun.

Bana göre mutluluk ise şudur:
O kadar susamışsındır ki, patozda iki saat sap atmış, boğazın tozla tıkanmıştır. İşte mutluluk, “elimizi suyun içinde otuz saniye tutmaya çalışmak, suyun parmaklarımızın arasından kayboluşunu izlemek” gibidir.

Mutluluğu bulduğumuz anda, onun heyecanı ve lezzeti de kaçar. Çünkü siz ona değil; var olmayan, soyut bir duygu yumağına ve belki de hiçbir zaman sahip olunamayacak olana âşıksınızdır.

Onun için biz yine de mutlu olmayı deneyelim ve mutluluğumuzu daima arayalım ki mutlu ve umutlu kalalım.

Mutlu kalın.

Nejat Mustafa Sucu