KILAVUZU KOYUN OLANIN...


  • Kayıt: 06.10.2026 18:26:28 Güncelleme: 06.10.2026 18:28:38

KILAVUZU KOYUN OLANIN...

Hüseyin Kerim Ece

“Kılavuzu karga olanın ...” demiş atalar. Biz bu atasözünü hafif değiştirilem ve şöyle diyelim: “Kılavuzu koyun olanın...” hâli ne olur?

Önce şu hikâyeye bakalım:

Anlatılır ki Köroğlu bir gün tek başına gezmeye çıkmış. Yolu bir köye uğramış ama akşam olmuş. Yatacak bir yer ararken köyün kenarında bir kulübe görmüş. Yanaşıp kapıyı çalmış. Yaşlı bir kadın kapıyı açmış. Köroğlu; 

-“Ana beni bu gece misafir eder misin?” demiş. O da; 

-“Buyur oğul” demiş.

Yaşlı kadın yemek yapmaya başlamış. O arada tencereyi ateşten alırken eli yanmış, canı acımış ve; 

-“Gözün kör olsun ey Köroğlu” demiş. Köroğlu; 

-“Ana sen Köroğlunu hiç gördün mü?” diye sormuş. Kadın; 

-“Hayır” demiş. 

-“Peki sana bir kötülüğü dokundu mu?” Kadın; 

-“Hayır, onu tanımam ki nereden kötülüğü olacak?” demiş. Köroğlu; 

-“Peki canın yanınca neden gözün kör olsun Köroğlu dedin?” Yaşlı kadın; 

-“Ne bileyim oğul, elâlem öyle diyor, ben de dedim” diye cevap vermiş.

Bu anlatılanlar oldumu olmadımı bilmiyoruz. Herhalde  ‘elâlem’ otoritesini, haber kaynağını, her duyulana inanmamak gerçeğini vurgulamak tenkit etmek için uydurulmuştur. 

Belki de kişilerin koyun olmaması, yerli yersiz bir sürünün/kitlenin, dedikoduların, piyasada duyulanların peşine gidilmemesini öğütlemek için söylenmiştir. 

Şehir ismi vermemeyeyim, incinen olabir. Yıllar önce bir arkadaş şöyle anlatmıştı:

Bizim memleketin şöyle bir âdeti vardır: Diyelim ki bazı kişiler öylesine bir yerden geçerken baksalar ki bir kaç kişi birisini yere yatırmışlar dövüyorlar. Onlar da dövenlerin arasına katılıp onların dövdüğü tek adamı dövmeye başlarlar. Artık kaç kişi oldularsa habire adamı döverler, döverler. Adamın haşatı çıktıktan, ayağa kalkacak mecâli kalmadıktan, ağız-burun kan revan içinde kaldıktan sonra, dövmeye sonradan katılanlar öncekilere sorarlarmış:

“Yahu siz bu adamı niye dövdünüz ki, biz de dövdük?”

Alınan cevap önemli değildir. Bir kişinin neden dövüldüğünü bilmeden, sebebini anlamadan, döven kalabalığa karışmak koyun mantığı değil midir? Uydum kalabalığa demek değil midir? 

“Peki neden uydunuz kalabalığa?” sorusunun da cevabı yok.

Herkes dövüyordu, onlar da uydular diğerlerine... 

Dövülenin dayağı/cezayı hak edip etmediği de önemli değildi. Ortada bir eylem vardı, onlarında kalabalığa karışıp onlarla birlikte birini dövmeleri gerekiyordu.

 Böyle bir tutumda hak ve adalet yoktur. Bakalım kavganın sebebi nedir, dövülen ne yapmış ki, beş altı kişi hep birden adamı dövmek durumunda olmuşlar. Konuyu inceleyip anlamak, dövüşenleri ayırmak, barıştırmak söz konusu değildir. Böyleleri için böyle bir sonuç, dövenlere karışıp birini dövmek daha elverişli, daha eğlenceli...

Bu tutum düşülüp karar verilmiş, akıl kullanılmış bir tatum değildir. Hak ve adaletle, insaf ve merhametle bağdaşır bir tarafı da yoktur. Bu koyun gibi öncekinin peşine bilinçsizce takılmadır.

Şu haberlere bakar mısınız?

Tarih 24 Ekim 2014. Hakkâri’nin Yüksekova ilçesi kırsalında uçurumdan atlayan 230 koyun telef oldu.

Tarih 4 Ağustos 2025. Van’da uçurumdan atlayan 130 koyun telef oldu. 

Bu haberler ne kadar doğru, verilen rakamlar gerçek mi bilmiyoruz. Medyaya böyle yansımış. Hatta buna benzer başka haberler de var. Bunlardaki ortak nokta şu: Koyunlar öndekine uydular, o uçurumdam atlayınca arkadan gelenlerin hepsi de ona uydular ve telef oldular.

Velev ki bu haberler abartılı olsa bile, bu gibi şeylerin olması, yani öndeki koyunu takip eden diğerlerinin onun gibi uçurumdan atlamaları anlaşılır. Zira bu koyun kafasıdır. Onlar öndekine tabi olurlar. Öndekinin nereye, niçin gittiği ile ilgilenmezler. 

Hele hava biraz da sıcak olursa koyunlardaki bu gaflet daha artar.

Ama insan böyle olmamalı değil mi? Zira insanın aklı, iradesi, fehmi var. Gözü var, basireti var, ya da olmalıdır. İnsan koyun gibi birilerinin, duyduklarının, iddiaların peşine bilinçsizce takılmamalı. 

Duyduğu her habere, piyasada savrulan iddialara veya dedikodulara, “bize gel, biz daha iyiyiz” diyenlere hemen inanmamalı. 

Bakmalı, araştırmalı, sorgulamalı, anlamalı... 

Adı önemli değil, insanlar çeşitli sebeplerle biraraya gelebilir, kalabalık yapabilirler. Bu konser, siyasi konuşma, bir müsabaka seyri, bir basın açıklaması veya benzer başka bir topluluk olabilir. Kişi orada bakar ki herkes alkışlıyor. 

O da onlara uyar ve alkışlar. Sorsan; “neden alkışlıyorsun?” Cevap; “ne bileyim, herkes alkışlıyor ben de onlara katılıyorum” olurdu.

Kalabalıklarda slogan atmak da böyledir.

Kişi bir kişiye veya bir yapıya bağlanır. Sorsan ki “kardeşim bu adama, bu yapıya ölümüne neden bağlandın?” “Ne bileyim çevremdekilere, arkadaşlara uydum, onlar bağlandı ya, ben de onlar gibi yaptım” cevabını verir. Peki; “baktın mı, araştırdın mı? Faydalı mı zararlı mı, hak mı bâtıl mı, gerekli mi gereksiz mi? Bir âdemoğluna veya insanların uydurduğu bir yapıya kayıtsız şartsız, biliçsizce teslim olmanın anlamı ne?

Eğer burada akıl, bilinç, basiret yok ise bu koyun mantığıdır, uydum kalabalığa ahmaklığıdır.

Kur’an, insanların düşünerek, aklederek, tefekkür ederek, yani anlayarak iman etmelerini ister. Atalara, çevreye, kalabalıklara körü körüne uymayı hoş görmez. 

İslâm kültüründe “tahkîki iman, yani araştırarark, ikna olarak inanma”, “taklîd-i iman, yani taklit ederek, topluma, çevreye, atalara, geleneğe –yanlış da olsa- uyarak inanma”...

Elbette en makbul olan tahkîk-i imandır.

Kur’an, insanın bu “zararlı ve bâtıl da olsa uydum kalabalığa” anlayışına, yani koyun mantığına şöyle işaret ediyor:

“Eğer yeryüzündekilerin çoğuna uyarsan seni Allah yolundan saptırırlar. Onlar ancak zanna uyuyorlar ve onlar sadece yalan uyduruyorlar” (En’am 6/116)

Demek ki bir sözü, bilgiyi, görüşü, haberi, iddiayı kabul etmenin şartı, onun çoğunluğa ait olması değil; hakikat, doğru ve faydalı olmasıdır.

Kur’an haberler, duyulanlar, ortalıkta dolaşan söylentiler hakkında da şöyle bir ölçü tavsiye ediyor: .

“Ey iman edenler! Eğer bir fâsık size bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa kötülük edersiniz de sonra yaptığınıza pişman olursunuz.” (Hucurât 49/6)  

Allah’ın verdiği aklı ve anlama yateneğini yerinde kullanmayanlar hakkında bakınız Kur’an ne diyor: 

“Şüphesiz Allah katında canlıların en kötüsü, düşünmeyen (aklını kullanmayan) sağırlar ve dilsizlerdir.” (Enfal 8/22)

“Koyun gibi olmak”; her alanda bireyin iradesini veya aklını kullanmamasını, bir kişinin, sürünün, grubun, kitlenin arkasından düşünmeden bilinçsizce gitmesini ve boyun eğmesini simgeleyen güçlü bir eleştiri metaforudur.

Kişilik sahibi ve akıllı bireylere böyle olmamaları, yani koyunu kılavuz edinmemeleri tavsiye edilir.