Türk Toplumu Örgütlenmesinde Hemşericilik
Aynı köyden,kasabadan ve şehirden gelen insanların bir araya gelerek oluşturdukları bu yeni örgütlerin sayıları artmakta.Adeta Hollanda’daki Türk toplumunda bir ‘’hemşericilik’’bilincinin oluşması olayı sergilenmektedir.
Türk toplumu çeşitli dini ve ideolojik gruplara bölünmüştür.
Bunun yanında birde hemşericilik yönüyle bölünmesi ne derece doğru?
Ortak noktalar etrafında örgütlenen birçok örgüt varken bunlardan en yakınını dahi tercih etmeden neden ayrı bir dernek?
Türkiye’deki siyasi partilerin görüşlerinin yurtdışı uzantıları şeklindeki bir örgütlenme modeli ne derece doğru?
Hemşericilik üzerine örgütlenen dernekler neler yaparlar,Bir ihtiyaç dan dolayımı ortaya çıktı?
Bizleri kırmayarak açık yüreklilikle sorularımıza cevap veren dernek yöneticilerine ve bu dosyanın oluşmasında katkılarını esirgemeyen değerli yazarlarımıza teşekkür ediyoruz. Bu dosyanın hazırlanmasındaki asıl maksadımız sorunlarımızı gündeme taşıyıp çözüm yolları üretmek. Başka bir niyet ve gayretimiz yok. Bu konuda olumlu yada olumsuz eleştirileri olan herkese dergimiz açıkdır.
Veli Yücesan ( Eski yönetici)
Nasıl Bir Örgütlenme..
Umarım bu süreç, örgüt kurmak için örgüt kurma, yönetici olmak için yönetici olma, isim, balo, özel resepsiyon, olayların peşinden koşan ve protokol yöneticiliği (örgüt ve yöneticilik) anlayışı yerini “vizyon sahibi, girişimci, önünü görebilen, toplumu yönlendirici, tabanında ve bulunduğu toplunda daha etkin, kamuoyu oluşturan, lobi gücü olan, kendini ilgilendiren olayların üzerine cesaretlice giden ve ses getiren “ bir örgüt ve yöneticilik kabiliyetine sahip bir anlayışa bırakır
Organize ve örgütlü bir toplum olmak gerçekten modern toplumlarda kaçınılmaz bir olgudur. Bu nedenle insanlar, bunların oluşturdukları topluluklar ihtiyaçları doğrultusunda değişik amaçlarla tabanlarının da istek ve beklentilerini dikkate alarak çeşitli isimler adı altında örgütleniyorlar.
Bilindiği gibi, 60”lı yıllara da Türkiye”den getirilen işçi gücünün ( ki bu duruma yerliler tarafından geçici bir süreç olarak bakılıyordu) Hollanda”da kalıcı yani yerleşik statüye geçme sürecinde ve sonrası Türk toplumu arasında da örgütlenme yaygınlaşmaya başladı.
Türk toplumu, diğer azınlık topluluklarıyla (istisnalar hariç) kıyaslandığında daha iyi hatta iyice her sahada örgütlenmiş durumda ve her defasında da yetkili yerlerden de bu durumun teyit edildiğini duymaktayız.
Gerçekten iddia edildiği veya kamuoyuna sunulduğu gibi iyi örgütlenmiş durumda mıyız? Bunun muhasebesini birde herkes kendi deneyim ve bakış açısından hareketle değerlendirirse iyi olur kana tindeyim.
Ancak benim genel kanatım şu ki örgüt sayısının çokluğu hiç bir şey ifade etmez. Burada önemli olanın kemiyet değil keyfiyet olması gerekir. Topluluklar her ne amaçla örgütlenirse örgütlensin tabanına gerçek anlamda yararlı olamıyor ve bulunduğu toplumda hedeflediği alanlarda “etkin” olamıyor ve bu kabiliyette yoksunsa buna örgüt yerine tabiri caizse “muhabbet yapılan platform “ demek daha yerinde olur.
Hollanda”da ki örgütlenmelerde son yıllarda başka bir eğilim ve yönlenme sıkça karşımıza çıkmaya başladı. Şehir ve hemşericilik bazında örgütlenme. Aslında böyle bir eğilime şaşmamak gerekir diye düşünüyorum.
Asıl itibariyle Anadolu’da var olan bu bir nevi “network” içerikli ahbap çavuş ilişkisi hali hazırda bulunan örgütlerde yaygın olduğu kanaatindeyim. Tabiatıyla bu örgütler içerisinde bulundukları konumda haz alamayan veya var olan örgütlerin kendilerinin
ihtiyaçlarını (maddi veya manevi olarak) karşılayamadıkları düşüncesiyle alternatifler aranması sonucunda ortaya çıkmış olabileceğini iddia etmek mümkün.
Bazı örgütlenmelerin ( şehircilik ve hemşerilik üzerin oturtulmuş örgütlenmeler) heves ve yeni bir eğilim olduğunu düşündüğümüzde süreç içerisinde marjinal örgütlenme olarak varlıklarını idame ettireceklerdir.
Bütün bu gelişmeleri tabi ki, şu anki durumumuzu göz önünde bulundurduğumuzda ve mevcut örgütlerin konumunu yeniden gözden geçirmeleri ve silkinmeleri halinde, olumsuz bir gelişme olarak algılamak ve kaygı duymak yersiz. Bunlar birer başlangıç bir deneyim süreci.
Umarım bu süreç, örgüt kurmak için örgüt kurma, yönetici olmak için yönetici olma, isim, balo, özel resepsiyon, olayların peşinden koşan ve protokol yöneticiliği (örgüt ve yöneticilik) anlayışı yerini “vizyon sahibi, girişimci, önünü görebilen, toplumu yönlendirici, tabanında ve bulunduğu toplunda daha etkin, kamuoyu oluşturan, lobi gücü olan, kendini ilgilendiren olayların üzerine cesaretli ce giden ve ses getiren “ bir örgüt ve yöneticilik kabiliyetine sahip bir anlayışa bırakır.
Böylelikle mutlu sona toplum olarak adım atmış oluruz

Orhan Selim Bayraktar (Yönetim Danışmanı, Ekonomist)
Eski öz örgütler de birer birer yok olma yoluna girdiler.
Doğduğunuz topraklara, köklerinizin geldiği yerlere, birikiminize uygun bir şeyleri yapabilmek ancak onur verir insana... Yaşamdan edindiğiniz birikimi, bilgiyi, zenginliği bir biçimde bölüşmek istediğinizde, bunu özellikle en yoksullara iletmek istediğinizde sizin yardımınıza koşar hemşeri dernekleri. Bu bazen, bir özürlü arabası olur, bazen kentinizin, beldenizin belediye başkanını, sanatçısını ağırlamak. Bazen da yetenekli bir öğrenciye mali yardımda bulunmak, ya da kentinize bir kardeş kent oluşturma çabasıdır.
Elli yıl önce bizimkiler bu topraklara ayak bastıklarında, “yol bilmezsem, dil bilmezsem, hal bilmezsem” edebiyatı vardı. Hepimiz biliriz eski toprakların özgün hikâyelerini… “Hemşerilerin tutkunsa birbirlerine sırtın da yere gelmez arkadaş..” Babalarımız, amcalarımız hep beraber yaşadılar, gördüler. Yalnızlığı, hor görülmeyi, dil ve yol bilmediği için aşağılanmayı kim ister. Yaşadılar. 1960’ların başlarında başlayan bu serüven, petrol krizine kadar olan dönemde, gurbet, özlem ve yalnızlık türküleriyle süslenen acılı bir süreci oluşturdu. “Yârim İstanbul'u mesken mi tuttun?”yerini “Almanya Acı Vatan, Alamanya Beyleri ’ne” bırakacaktı. Ezanlar, Uzun havalar, bozlaklar Avrupa içlerinde de yankılanacaktı. Köyden şehre yeni yeni inen insanlarımız, tahta bavulları, genç ve dinç bedenleriyle sundular kendilerini Hollanda’nın hizmetine… Hemşeriler genelde bir arada oldular. Geliş amaçları biliniyordu.
Bizimkiler, tarihi de yaptılar. Hollanda tarihi yeniden yazılacaksa bu göçlerin, göçmenlerin bir aşamasını dolduracağı bir tarih olmak zorunda.
Son yıllarda daha çok hemşeri örgütleri ön plana çıkmağa başladı.
Kayserililer, Karamanlılar, Ordulular, Giresunlular, açılan ilk derneklerden oldular. Iç Anadolulu, Karadenizli, Doğudan Batıdan yeni dernekler eklendiler. Bu biraz memleketi buralara taşımaktı. Biraz da insanın köklerine bir vefa duygusu… Hem herhangi bir ayrım olmadan, hoşgörüyle baktığımız aynı toprağın insanıyla birlikte geçmişe bir yolculuk yapabilmekten daha güzel ne olabilir. Kendi diliyle, şivesiyle türkü, söylemek, o yöreye özgü deyimlerle küfretmek, yörenizin yemeklerini birlikte yemek, sohbetlerde sizin geçtiğiniz yollardan geçmiş birileriyle, geçmişe dönebilmekten, yörenizin oyunlarını, danslarını birlikte icradan daha güzel ne olabilir. Hepimizde, ilk gençliğimize, eski bayramlarımıza, eski güzel günlerimize özlem yok mu?
Doğduğunuz topraklara, köklerinizin geldiği yerlere, birikiminize uygun bir şeyleri yapabilmek ancak onur verir insana... Yaşamdan edindiğiniz birikimi, bilgiyi, zenginliği bir biçimde bölüşmek istediğinizde, bunu özellikle en yoksullara iletmek istediğinizde sizin yardımınıza koşar hemşeri dernekleri. Bu bazen, bir özürlü arabası olur, bazen kentinizin, beldenizin belediye başkanını, sanatçısını ağırlamak. Bazen da yetenekli bir öğrenciye mali yardımda bulunmak, ya da kentinize bir kardeş kent oluşturma çabasıdır.
Hollanda’da kurulan ilk örgütler de Türkiye’de var olan örgütlerin dünya konjonktürüne uygun birer yansımalarıydı. Yeni örgütlerde eski ayrımlar daha geri pozisyonlara itilmiş durumda. İnsanlar birlikte olabilmek için ortak platform oluşturmaları, ona saygı duymaları ve onu korumaları gereğine inanıyorlar artık. Ortak amaç hanesinde artık daha çok kendi kimliğini koruma yerine uyum, yaşanılan toplumda başarı, kültürel kopma olmadan çocuklara daha iyi bir gelecek verebilme çabası var.
Artık sayıları ve güçleri gittikçe tükenen eski model örgütler de bu dönüşümü yaşamağa başladılar. Sistemin öz örgütlerin önüne zorunlu olarak koyduğu bu yola uyum sağlayamayan eski öz örgütler de birer birer yok olma yoluna girdiler. Toplumsal katılımın kendi kuralları Türk toplumu için de geçerli olacaktı.
Türkiye ile gönül bağımız hemşeri derneklerine, bilgi aktarımına yönelik derneklere, Galatasaray’a, Fenerbahçe'ye, Trabzonspor’a vb. yöneldi. Spor kulüplerimiz de Avrupalı Türklerin şahsında yeni maden dağlarını keşfettiler.
Avrupalı Türklerin arayışları, her zaman olması gerektiği yeri bulamadı.. Yüzbinlerce florin, mark daha sonra Avro yatırım için para toplamağa gelen “bazı hemşerilerin” lüksü için heba oldu. Geldikleri kentlere yeni iş olanakları açılacağı umuduyla verilen paralar, geri dönülmeyecek yollara gittiler. Finansal olarak tarihsel bir ders alan insanlarımız şimdi benzer şeyleri daha tedbirli, daha demokratik ortamlarla, katılımın yaygınlaştırıldığı, kendisinin karar alma süreçlerine katılabildiği ortamlarda, özellikle hemşeri dernekleri yoluyla yapabiliyor. Birlikten kuvvet doğar anlayışı içinde, geldiği çevrenin Avrupa Birliği içinde yollarını açmağa çalışıyor. Bu anlamıyla yerel politikada var olan temsilcilerimiz, kentler düzeyinde işbirliği için, hemşeri derneklerinin çevirmeni olmağa çalışıyor.

Kasιm Akdemir (Girişimci ve eski stk yönetici )
Dernekler enflasyonu yaşar duruma geldik
Türkiye'nin çeşitli illerinden gelen ve Hollanda’da yoğun olarak yaşadığı şehirlerde Kültür ve dayanışma dernekleri kurulmaktadır.
Bu dernekler genelde kuruluş amaçlarına yönelik çalιşmalar yapmakta , mesela yaptιğι faaliyetlerle kültürel geceler,seyran ve eğlenceler v.s. organize ederek yöre insanını bir araya getirip tanışmak kaynaşmak ve insanların birbirlerinden haberdar olmalarι açısından güzel bir olgu olarak kabul edile bilinir.
Hollanda’da yerleşik düzene geçtikten sonra Türk toplumunda inanιlmaz derecede bir örgütlenmeye gidildi ve sonunda bir dernekler enflasyonu yaşar duruma geldik.
Tabi demokrasilerde sivil toplum hareketi önemli bir yaptırım gücüdür ama bu güç eğer param parça bir şekilde ortaya çakarsa gerek ülkesel gerekse yerel anlamda fazla bir şey ifade etmez. Bu ancak böl parçala yönet politikası güdenlerin işine yarar.
Hemşeri dernekleri son zamanlarda kurulup faaliyetler yapmaya çalışmaktadırlar. Türkiye'nin çeşitli illerinden gelen ve Hollanda’da yoğun olarak yaşadığı şehirlerde Kültür ve dayanışma dernekleri kurulmaktadır.
Bu dernekler genelde kuruluş amaçlarına yönelik çalışmalar yapmakta , mesela yaptığı faaliyetlerle kültürel geceler,seyran ve eğlenceler v.s. organize ederek yöre insanını bir araya getirip tanışmak kaynaşmak ve insanların birbirlerinden haberdar olmalarι açιsιndan güzel bir olgu olarak kabul edile bilinir.
Ama bazen de bu dernekleri kuranlar maksadını aşan bir biçimde kendi çιkarlarι doğrultusunda ’da faaliyet göstermektedirler. Burada bir şeye dikkat etmek lazιm hangi dernek adι altında kurulmuş olursa olsun toplumsal birliği gerektiren durumlarda tefrikaya ayrιmcιlιğa düşmemek lazamdır.
Aksi taktirde böl parçala yönet politikası güdenlere çanak tutmuş olursunuz.
Yani bu gibi dernekler, hizmet yönü ağιrlιklι çalışmaları gerekir. Arzu edilen sivil toplumun daha güçlü ve bilhassa ülkesel kuruluşların ekollerine göre birleşerek daha verimli ve az sayιda olarak işbirliği içinde olmalarıdır.

Yrd.Doç.Dr. Seyfi ÖZGÜZEL (Toplum bilimci/araştιrmacι)
Hala Hemşeri Olamamışız
Bizimle aynι dili ve kültürü paylaştιğι halde aynι ilden veya aynι köyden olmayan insana farklι bakarsak, başka camiye / ibadet yerine giden vatandaşa farklι bakarsak ve üst değerlerde ortak noktalarda birbirimizle ‘HEMŞERİ’ olamıyorsak, o zaman bölük pörçük ve zayιf kalmaya mahkumuz!
Eskiden milletler kendi devletlerini kurmak, başka milletler üzerinde hakimiyet sağlamak için savaşırken, dünyada sözü geçen devletler geride bıraktιğιmιz yarιm asιrda sιnιrlarιn kalkmasι için uğraş vermektedirler. Bu ülkeler diğerlerini buyruklarι/hegemonyaları altιna almaya çalιşmιyorlar. Bu güçlü ülkeler dünyanιn nimetlerini de, sorumluluklarını da paylaşmak istemektedirler. Bunlar paylaşmanιn tek çözüm olduğunu anlamιşlar. Gizli niyetleri başka da olsa eşitlik ve karşιlιklι saygι bazιnda işbirliği yapιyorlar. Bu ülkeler bir yandan evrensel değerleri ön plana çιkarmakta ve bütün dünyayι ortak değerlerin etrafιnda, hatta ortak bir ‘bayrak’ altιnda yaşamaya çağιrmaktadιr. Ama diğer yandan da kaliteli, iyi yetiştirilmiş insan kapitalι ile de dünya yönetimini eline almaya çalιşmaktadιrlar. Yani strateji ile, bilgi ile sonuca varmak istemektedirler. Kιsacasι ekonomik ve politik savaşlar bu çağda kιlιçla değil, kalemle kazanιlmaktadιr. Vizyonunu genişletmiş olan, birden fazla dili konuşan, farklι kültürleri
taşιyan veya tanιyan, kιlιcιnι değil de kalemini, bilgi ve becerisini kullanan insanlar dünyayι yönetmek için birbirleriyle yaraşmaktadırlar.
30-40-50 yιldιr aynι Hollanda’da yaşayan halkιmιz hemşericiliğe nasιl bakιyor. Bakınız Hollanda'nın tamamι Konya ovasι büyüklüğünde. Bu ovada uzun süredir beraber yaşιyoruz, kader birliğimiz var, ortak sorunlarιmιz var, aynι dili konuşuyoruz, aynι kültürü paylaşιyoruz ama hala hemşeri olamamışız!!!! Ki bu koşullar altιnda Türkiye’deki hemşericilikten daha güçlü bir şekilde hepimiz birbirimizle hemşeri olmalιyιz. Yeni tanιştιğιnιz insanlar size çoğu zaman adιnιzι sormazlar, ama nereli olduğunuzu hemen sorarlar.
Unutmayalιm ki küçücük bir Hollanda asιrlar boyunca dünyanιn dört bir köşesindeki insanlarla diyalog sağlayarak ve onlardan yararlanarak bayrağını dünya küresine yerleştirmiş ve gücünü artιrmιştιr.
Demek oluyor ki ‘hemşeri' olmayan, bizden farklι insanlara saygι duyarsak, onlarla diyalog sağlarsak o zaman hem daha geniş toplumsal olaylara ortak oluruz hem de aynι saygιyι onlardan da bekleyebiliriz.
Peki bizimle aynι dili ve kültürü paylaştιğι halde aynι ilden veya aynι köyden olmayan insana farklι bakarsak, başka camiye / ibadet yerine giden vatandaşa farklι bakarsak ve üst değerlerde ortak noktalarda birbirimizle ‘HEMŞERİ’ olamıyorsak, o zaman bölük pörçük ve zayιf kalmaya mahkumuz!
Veyis Güngör (UETD)
STK’lar üzerine bir analiz
Hollanda’daki Türk sivil toplum kuruluşları üzerine son aylarda oldukca fazla eleştiri yapıldığına şahit olmaktayız. Eleştirilerin haklı veya haksız ya da yerli ve yersiz oldukları yönünde fikir beyan etmek için öncelikle Hollanda Türk sivil toplum kuruluşlarının tarihsel gelişimine bakmamız gerekmektedir. Kısa bir tarihi analiz yapmamız gerekirse, Türk sivil toplum kuruluşlarının tarihçesi bizi kırk yıl öncesine götürür. Kırk yıl önce kurulan dernek ve vakıflar o yıllarda Hollanda’daki insanımızın bir takım sosyal, hukuki ve sonraki yıllarda da dini ihtiyaçlarına cevap vermek amacıyla kurulmuşlardır. Türk göçünün ilerleyen yıllarında ise aile birleşimi çerçevesinde Hollanda’ya gelen çocukların da eğitim ve kültürel ihtiyaçlarının ortaya çımasıyla, ilk yıllarda kurulan sivil toplum kuruluşlarının amaçlarına yeni faaliyet alanları eklenmiştir. Genel bir ifadeyle Hollanda Türk tarihinde, Türk sivil toplum kuruluşları buradaki Türklerin ihtiyaçlarına cevap verebilmek amacıyla kurulmuşlardır diyebiliriz. O yıllarda yani 1980’li ve 1990’lı yıllarda Hollanda’daki Türk kuruluşları bir taraftan insanımızın ihtiyaçlarına cevap verirken diğer taraftan da Hollanda kurum ve kuruluşlarının (belediye, siyasi partiler, sendikalar v.b.) muhatapları olmuşlardır. Böylelikle ister istemez amaçlarında kendiliğinden değişiklikler olmuştur. Örneğin o yıllarda siyasi partiler Türklere Türk sivil toplum kuruluşları (bunlara camiler de dahildir) üzerinden ulaşmayı denemişler ve ulaşmışlardır da. Bu yıllarda kanaatimce Türk kuruluşları insanımıza hizmet ve Hollanda kurum ve kuruluşlarıyla işbirliği hususunda başarılı olmuşlardır.
Türk STK’ların sayıları
Sonraki yıllarda, sivil toplum kuruluşları arasında yaşanan ayrışma başta olmak üzere, Hollanda’da dernek ve vakıf kurulmasının da kolay olması ve diğer bir çok sebepten dolayı Türk sivil toplum kuruluşlarının sayıları bir hayli artmıştır. İlk yıllarda işçi haklarının elde edilmesi ve korunmasıyla başlayan sivil toplum hareketi sırasıyla, siyasi, dini, kültürel alanlarda genişleyerek devam etmiş ve 2000’li yılların sonlarına doğru geldiğimizde sayıları 1300’e varan bir oranla Türk sivil toplum kuruluşu bazıları sadece ticaret odasında kayıtlı da olsa varolmuşlardır. Ancak aktif olan, adından sözettiren Türk sivil toplum kuruluşu ne yazıkki, çok fazla değildir. Ülke düzeyinde etkin olan federasyon sayımız on, onbeş iken, farklı alanlarda, siyaset, kültür, sanat, girişimci, spor, uluslararası insani yardım, hemşehricilik, öğrenci, v.b. sivil toplum kuruluşumuzun sayıları bir elin parmakları kadar azdır. Tabii ki dernek ve vakıf olarak amacı tavla, okey, spor toto ve kağıt oynatmak olanları sivil toplum kuruluşu olarak saymamız doğru olmaz.
Vizyon, misyon meselesi ve eleştiriler
Dernek ve vakılarımızda ciddi manada daha doğrusu sivil toplum kuruluşu mantığında sağlıklı bir vizyon ve
misyon tanımlamasından, bunların zaman zaman gözden geçirilip şartlara uyarlanması gibi işlevlerden bahsetmemiz genel anlamda zordur. Kanaatimce bunun için olmalı ki, bir çok sivil toplum kuruluşumuz eleştiri almakta. Kendini yenilemediğinden tutun da, gençlere yer vermediğinden, toplumu temsil etmediğine varıncaya dek uzanan bir eleştiriler zincirini görmekteyiz. Bu eleştiriler ilk bakışta haklıymış gibi görünse de, Türk sivil toplum kuruluşlarının toplumda temsil oranına baktığımızda, eleştirilerin haklı olmadığını görmekteyiz. Yapılan araştırma sonuçlarınına göre Avrupa’da var olan Türk sivil toplum kuruluşları toplumumuzun sadece %25’ne ulaşabilmekteler. Geride çok büyük bir oran her hangi bir sivil toplum kuruluşunda temsil edilmiyor. Dolayısiyle aradaki uçurumun fazla olması, var olan STK’lara çok kolay eleştiri yapma ortamı hazırlamaktadır. Zaten etkin olan STK’ların, tüm Türk toplumunu temsil ediyorum gibi bir iddiası da bulunmuyor. O zaman, eleştiri yapanlar, temsil edilemeyen büyük bir kesimi temsil etmek için neler yapıyorlar. Hangi girişimde bulunuyorlar? Birilerini beğenmemek, ya da yapılanları yeterli bulmamak kolaydır. İş yapmak, eleştirilere dayanıp iş yapmak zordur. Bu noktada var olan STK’lar çok iyi işler yapıyorlar, hiç eleştirilecek bir yönleri yoktur gibi bir görüş anlaşılmasın. Elbette STK’ların eleştirilecek çok yönleri vardır. Yönetim içi demokrasiden tutun da, vizyon ve misyonunu her yıl gözden geçirip yenilemeyen, işbirliğine kapalılık, Hollandalı STK’larla birlikte çalışmamak, içe dönük (Türk toplumuna hatta ait olduğu cemaata) çalışma ve daha sayacağımız bir çok alanda var olan etksiklikler…
Gençler ve sivil toplum
ivil toplumu eleştirme noktasında gençlerin seslerini yükseltiklerini görmekteyiz. Farklı platformlarda da ifade ettiğim gibi, bugün etkin olan Türk sivil toplum kuruluşlarının bir çoğu gençlerin beklentilerine cevap verecek kuruluşlar değildir. Bunların kurulduğu şartlarla bugün gençlerin karşı karşıya kaldıkları şartlar farklıdır. Dolayısiyle beklentilere cevap verememeleri normaldir. Kanaatim gençlerimizin niyetlerinin iyi olduğu yönündedir. Öncelikle birilerini eleştirmek için, ya da mevcut STK’ları eleştirmek için, eleştiri yapanların da ortaya bir şeyler koymaları gerekmektedir. Mevcutların üstünde bir kalitede sergilemeliler ki, yaptıkları eleştiri haklılık elde etsin. Var olan STK’ların yaptıklarını küçümseyerek, ortaya iş koymayarak, yıllardır emek veren insanları, eleştirmek kolaycılık olur. Bu hakkaniyete ters düşer. Gençlere tavsiyem, bir şeyler yapmak isterken, başkalarını suçlayarak iş yapmayın. Önce iş yapın. Toplumda yaptığınız işler konuşulsun. Zirveye hak ederek çıkın, tırnaklarınızla kazıyarak bir yerlere gelin. İşte o zaman konuştuğunuz, yazdığınız her şey toplum tarafından bir kıymet arzeder. Toplumu ancak iş yaparak etkileyebilirsiniz, değiştirebilirsiniz. Aksi halde, hızlı yükselen, yükseldiği gibi düşer. Toplumların görülmeyen tokadı vardır. Nereden geldiğini bilemezsiniz. Terlemeden, emek sarfetmeden yaptıklarınızın ne kıymeti olur, ne de sizlere faydası. Gençler! Birinci Nesil’in duasını alın. İkinci nesilin tecrübesini alın. Artık üçüncü neslin aksiyonu ve enerjisi sizinle birlikte olur.
Sivil toplumda yeni hizmet alanları
Topluma hizmet alanında karşımıza çıkan yeni sorunlar bazıları başlıklar halinde şunlardır: İnsan hakları ve Islamafobi, Koruyucu aile, Lobicilik, Siyasi katılım, Uluslararası işbirliği, Türkçe Eğitimi, Girişimcilikte yeni yol: Kamu ve kültürel diplomasi, Kültür ve medeniyet değerlerimizi tanıtma, Ülkeler arası değişim programları…
Evet, uzun yıllar önce kurulan STK’ların bu yeni sorunlar ve hizmet alanları karşısında yetişebilirliği meselesi, hakikaten sorulması ve cevap aranması gereken bir husustur. Bu yeni sorun ve hizmet alanları uzmanlık isteyen alanladır. Sadece bir iki bilgilendirme toplantısıyla halledilemeyecek kadar önemli ve tecrübe, bilgi isteyen alanladır. Ama bütün bunlar düşünülmeden hemen hemen her ortamda, her toplantıda ancak şikayet makamında kalan serzenişler ve memnunsuzluklar dile getirilmeye devam etmektedir.
Aslında bu şikayetler bize, Hollanda Türk Sivil Toplum hayatında yeni bir dönemin başlangıcını, akla getirmektedir. Öyle inanıyorumki, göçün ellinci yılında, Hollanda Türk STK’larında var olan sorunlara çözüm mahiyetinde yeniden bir oluşum süreci başlayacaktır.
Başlamalıdır. Bu süreç, toplumumuzun muhatap kaldığı bir çok sorun alanında sonuç odaklı yeni girişilerin başlayacağı bir dönem olacaktır. Örneğin yıllardır tartışılan ancak her hangi bir çözüm bulunayaman bir Türkçe eğitim meselesi, bu alanda oluşacak yeni bir STK ile daha kolay çözülecektir. Koruyucu aile meslesi yine aynı. Uzmanlık isteyen ve bu işten anlayanların, tecübeleri olanların kurucakları kurumlarla çözüme kavuşacaktır. İslamafobi ve insane hakları meselesi de sadece bu Alana odaklanacak ve uzmanlaşacak yeni STK’larla
mücadele edilecektir. Liderlik, lobi, siyasi katılım, sosyal sorumluluk ve daha sayabileceğimiz yeni alanlar ya da sorunlarla ancak bu Alana yönelip, uzmanlaşacak ekiplerden oluşacak kuruluşlarla mücadele edilecektir. Kısaca ifade etmemiz gerekirse, yeni şartlarda, yeni sounlarla baş edecek yeni STK modellerini konuşmamız gerekmektedir. Bu yeni STK’larda profesyonellik / uzmanlık kendini göstermek zorundadır.
Murat Gedik (Hollanda Türk Federasyonu)
Son yıllarda STK’lar mantar gibi türemeye başladı
Avrupa Türklüğü’nün bir parçası olan Hollanda’da yaşayan Türk insanı son zamanlarda maalesef çok zor günler geçirmektedir. Dikkat edilmezse bu gidişat gelecekte büyük sorunların yaşanmasına sebep olacaktır.
40 yıl süre içerisinde geçici işçi durumundan kalıcı bir duruma gelen Türk insanı Hollanda’yı artık bir yurt edinmiştir ve Hollanda toplumunun bir parçası olmuştur. Özünden kopmadan bulunulan toplum için mücadele bizler için şarttır, gelecek nesiller atılacak sağlam ve güzel tohumlarla hem topluma hem kendine faydalı olacaktır.
Son zamanlarda Türk siyasilere ve kuruluşlara yapılan saldırılar bize öğretmektedir ki Türkler hala Hollanda toplumunun bir kenarında ve kendi dünyasında yaşamaktadır.
''Yeterince uyum sağlanamamış'' diyebiliriz, ''yeterince dışarıya yönelik şeffaf değiliz'' diyebiliriz, yeterince birlik ve beraberlik Türkler arasında sağlanamamış da diyebiliriz ve sebepleri çoğaltabiliriz. Sebepleri bulmak kolay, fakat kaynak ve çözüm asıl bulunması gerekendir. Ve bu konuda sivil toplum kuruluşları (STK) diye adlandırılan yapılanmaların veballeri çok büyüktür.
Gerçi son yıllarda STK’lar mantar gibi türemeye başladı; dernekler, vakıflar, federasyonlar hepsi bir birine karıştı gitti. Maddi kaynak bulan hemen vakıf ya da dernek kurar oldu, tek kişilik kuruluşlar federasyon adını kullanır oldu, toplum menfaati ve şahsi menfaatler iç içe geçip sorunlara daha da büyük sorunlar katar oldu.
Bazı STK’lar toplum yerine şahıslara hizmet etmektedirler
Dikkat edilirse STK’lara özellikle son zamanlarda hem Hollanda siyasileri, hatta hükümet nezdinde, hem Hollanda basını saldırılarını çoğaltmış bulunmaktadır. Hatta iş o kadar ileri gitmiştir ki Hollanda Sosyal İşler Bakanı ve aynı zamanda Başbakan yardımcısı olan Lodewijk Asscher bazı STK’ların araştırmaya alınacağını açıklamıştır. Bu araştırma yeni bir yöntem değil, daha önceleri başka STK’lar da aynı akibete uğramıştı, sıra zamanla herkese gelecektir.
Özellikle Hollanda Devleti tarafından işleme konulacak olan araştırmalar Türk STK’larının kendi kendilerini sorgulamasına sebep olmalıdır. Sadece soruşturulacaklar değil, her STK artık özeleştiri yapmalıdır.
STK’lar dört duvar arasında sıkışıp kalmamalı, doğru bulup yapılan faaliyetleri gizlememeli, şeffaf olmalı, her şeye duygusallık ile atlamamayı öğrenmelidir. Özellikle de kuruluş felsefesi, yani dünya görüşü ile ilgili çok net bir tavır takınmalı ve bunu gizlemeden anlatmalı. İş yaparmışçasına sözler sarfetme yerine, yap(a)madığı konularda sessiz ya da en azından tarafsız kalmalıdır. Fertler nasıl dik duruşla itibar kazanırsa, STK’lar da dik duruşla itibar kazanırlar. Bu sayılanları yerine getiren STK’lar daima itibarlarını yaşatıp var olacaklardır.
Hollanda ya da Türk devletinden almış oldukları maddi imkanlarla kurulan ya da var olan STK’lar geçicidir. Tıpkı kendini geliştiremeyen STK’lar gibi. Bu tür kuruluşlara dikkat edilirse tabansız ve ülküsüz oldukları açıkça görülmektedir. Bu tür STK’lar toplum yerine şahıslara hizmet etmektedirler.
Özetlersek: Hollanda’da var olan Türk STK’ları her yönüyle topluma açık olmalı. Tabiri caizse Allah’ın bildiğini kuldan saklamamalı. Bu yapılırsa başta Hollanda Devleti olmak üzere bütün toplum bilgi sahibi olur ve böylece bilgi kirliliği bertaraf edilir.
Türk STK’lar arasında birlik ve beraberligi sağlamak için bazı şartlara uyulması gerekli
Milli ve manevi konulara en azından saygı ile yaklaşmak, Bağnazlıktan uzak durup gerçekçi olmak, Türk insanının tamamını kucaklama niyetinde olmak, Kendini ne büyük ne de küçük görmemek, fakat haddini bilmek, Uzmanlığın ve çapın kadar öne çıkmak, Duygusallıkla değil, akıl ile hareket etmek, Birbirini rakip değil, dost olarak algılamak, Kıskançlıkla değil, gıpta ile bakmak, Birilerinin gözüne gireceğim diye köstebeklik yapmamak, yalan ve iftiradan uzak durmak!
Maalesef bu birlik ve beraberlik halen çok uzaklarda ve kafa yapıları değişmedikçe şimdilik oluşacağa da benzemiyor. Lafın kısası her STK kendi kendine artık sormalı: “STK olarak Hollanda’nın neresindeyim?” Cevap ararken de en azından şeffaflığını, birlik ve beraberlik için sıralanan şartları göz önünde bulundurmalıdır!
Nevzat Cingöz (DSDF)
DSDF'nin çalışma alanı Hollanda'dır
DSDF'nin çalışma alanı Hollanda'dır. DSDF'ye bağlı olan dernek ve vakıflar Türkiye'de ve Hollanda'da hiç bir siyasi parti ya da kuruluşun örgütlenme alanı değildir.
DSDF’nin katkılarının bulunduğu faaliyetlerden bazıları:
Federasyona üye derneklerimiz kendi bölgelerinde oldukça verimli çalışmalar yapmaktadırlar.
Jeugdzorg ile ilgili geniş katılımlı toplantılar.
Seçimlere yönelik çalışmalar.
Hollandalı ırkçıların, Türk ve Müslümanları ırkçı ve anti-semitist olarak tanıtmaya çalışırken “Anna Frank Türkçe konuşuyor” adlı bir projeyi gerçekleştirdik.
Eşcinsellik, aile içi şiddet, kadına yönelik şiddet, töre cinayetleri gibi Türkiye’den gelen bazı kesimler için tabu olan konuları tartışmaya açtık.
Bu günlerde Rotterdam'da açılacak olan Göçmen İşçi Anıtı için harcadığımız çaba gelecek kuşaklara onurlu bir miras olarak kalacaktır.
Her kuruluşun vizyonu farklıdır.
DSDF olarak Demokratik ve Sosyal Derneklerden oluşan bir federasyonuz. İnsanları; dil, ırk, cinsiyet ayrımı yapmadan kabul etmek, her bireyin bir birey olarak kabul edildiği ve herkesin aynı hak ve olanaklara sahip olduğu bir dünya çıkış noktamızdır. Her bireyin ben olabilme özgürlüğü vardır. Bunun yanında; Paylaşımcı, ‘ ben’ yerine ‘biz’in hakim olduğu bir federasyon. Üye derneklerimiz düzenledikleri faaliyetlerde özgürdürler, çalışmalarını kendileri belirler. Arkadaşlarımızın içerisinde farklı siyasi partilerde aktif olarak yer alanlar var, bunlar saygıyla karşılanır. Türkiye ile de bağları olan ama Hollanda’daki insanlarımızın ihtiyaçları doğrultusunda çalışmalar yapmayı hedef edinmiş bir federasyonuz. Bunların ötesinde Federasyonumuzdaki arkadaşlarımız birbirleriyle saygı ve sevgi temelinde dayanışma içerisindedirler.
Turgut Torunoğulları (DEIK-DTIK Avrupa Bölge Komitesi Başkanı)
(Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı Yurtdışı Vatandaşlar Danışma Kurulu Onursal Üyesi)
STK’lar arasında güç birliği yapmak bir zorunluluktur
Hollanda genelinde faaliyet gösteren irili ufaklı yüzlerce Türkiye kökenli sivil toplum kuruluşu (STK) bulunuyor. İlk bakışta çok örgütlü bir toplum görüntüsü vermemize karşılık, Hollanda’da yaşanan ekonomik krizin de etkisi ile daha ağır hissetmeye başladığımız sorunlar karşısında STK’ların etkinliği hep tartışıla gelmiştir. Hollanda’da yaşayan vatandaşlarımız arasında işsizlik oranı yüzde 18’e çıkarak, bugüne kadar ki en üst düzeye yükselmiştir, gençlerimiz arasında bu oran yüzde 34 gibi rekor bir düzeyde seyretmektedir. Çocuklarımızın eğitimdeki mağduriyeti devam ederken, yasal haklarımızın kısıtlanması , gençlerimizin askerlik sorunu ve yüksek pasaport harçları gibi Türkiye’den kaynaklanan sorunlarımızın çözümü için de etkili bir işbirliği, aynı anda hareket etmek ve birlik olmak artık bir zorunluluk haline gelmiştir.
Bilindiği üzere, STK’lar arasında güç birliğini sağlamak amacıyla, şahsımın girişimi ile ilk kez geçen yıl bir araya gelmiştik. 4 Haziran 2012 tarihinde yaptığımız ilk toplantıda, T.C. Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı’nın 7-8 Haziran 2012 tarihlerinde Ankara’da yapılan buluşmalarında gündeme getireceğimiz sorunları tespit etmiştik. Başarılı geçen bu girişimin ardından 17 Haziran 2012 tarihinde yaptığımız toplantıda STK’lar olarak aramızdaki işbirliği ve koordinasyonu geliştirebilmek için daha sık birlikte hareket etme kararı aldık. 8 Eylül 2012 tarihinde Spijkenisse’de gerçekleştirdiğimiz üçüncü toplantıda ise , Hollanda’daki sorunlarımızın etkili biçimde hem Ankara hem de Hollanda’da gündeme getirilebilmesi amacıyla STK’lar arasında işbirliğine devam etme ve bu amaçla bir Yüksek İstişare Kurulu (YİK) oluşturulmasını benimsemiştik.
Kasım ayında bir araya geleceğiz
Geçen dönemde bu doğrultuda, STK Başkanı ve yöneticilerimizle karşılıklı görüşmelere devam ettik. Bu görüşmelerde bir kez daha gördüm ki, Hollanda genelinde bir araya gelerek, güçlerimizi birleştirmek, birlikte etkili hareket edebilmek, her kesimin ortak arzusu.
Bu düşünceden hareketle, STK’ları bir araya getirme girişimlerimizi yeniden canlandırmak istiyoruz ve bu amaçla Kasım ayında bir araya geleceğiz. Bu toplantıda, geçen dönemde yaptığımız çalışma ve gelişmeleri değerlendirerek, gelecek dönemde atılacak adımları belirleyeceğiz.
Bu toplantıya katılmak isteyen STK temsilcileri isimlerini aşağıdaki e-mail adresine bildirebilirler. Daha önce yaptığımız toplantılarda bazı dernekler aralarındaki iletişim eksikliğinden dolayı davet edilememişlerdi. Bu durumdan dolayı üzgün olduğumuzu tekrar belirtmek isterim. Önümüzdeki toplantıda aynı sorunları yaşamamak adına duyurumuzu basın yoluyla gerçekleştirme kararı aldık.