Süleyman Koyuncu: “Şimdi Amsterdam’ı Yönetme Vakti”
Röportaj: Ebubekir TURGUT
Amsterdam Belediye Meclisi’nin en aktif isimlerinden biri olan DENK partili Süleyman Koyuncu, bu dönem verdiği onlarca önerge, sahadaki çalışmaları dikkat çekti. 18 Mart 2026 yerel seçimlerine giderken Koyuncu, hem geride kalan dönemi hem de Amsterdam için hayal ettiği yeni dönemi anlattı.

“Dosya numaraları değil, insanların yüzleri aklımda kaldı”
Süleyman Bey, bu meclis dönemine adeta damga vurdunuz. En çalışkan meclis üyesi olarak gösterildiniz ve 300’den fazla teklifin altında imzanız var. Geriye baktığınızda ne hissediyorsunuz?
Süleyman Koyuncu: Geriye dönüp baktığımda aklıma dosya numaraları veya istatistikler değil, o dosyaların arkasındaki insanların yüzleri geliyor.
Evindeki rutubet nedeniyle çocuğu kronik hasta olan bir annenin çaresizliği... Çocuğunun küflü çantasıyla okula gitmek zorunda kalışını anlatırken döktüğü gözyaşı... Ekmek teknesi bombalanan esnafın dükkânı önündeki sessiz bekleyişi... Bunlar kağıt üzerinde birer “vaka” değil, benim için omuzlarımda taşıdığım birer emanet.
Özellikle Hollanda tarihinin en büyük utançlarından biri olan Çocuk Bakım Ödeneği Skandalı (Toeslagenaffaire) mağdurlarını ziyaret ettiğimde gördüm ki; devletin yaptığı hatalar yüzünden insanların hayatı baştan sona dağıtılmıştı. Evler bölünmüş, aileler borca batmış, çocuklar yıllarca haksız yere evlerinden alınmıştı. Bu insanların yaşadığı yıkımı gördüğünüzde, siyasetçi olarak değil, insan olarak sessiz kalmanız mümkün değil. Biz de hemen inisiyatif aldık ve onlara bir destek merkezi açtık.

Eğer bugün bana “çalışkan” deniyorsa, bunun tek sebebi bu insanların yükünü vicdanımda hissetmemdir.
Sadece Amsterdam sınırları içinde de kalmadık. Dünyanın neresinde bir kanayan yara varsa, merhemi olmak istedik. 2023 depreminde telefonlarımız susmadı, Amsterdam halkı tek yürek oldu. O günlerde bir TIR dolusu yardımın ulaşmasına, gerek Amsterdam Belediye Meclisi’nde gerekse Kuzey Hollanda Eyalet Meclisi’nde toplam 1 milyon Euro’yu aşan desteğin toplanması yönünde girişimlerde bulunmak, siyasi bir başarıdan öte insani bir görevdi. Böylesi durumlarda görevim bir yana insan olarak sorumluluk almaya çalıştım.
Aynı vicdanı Doğu Türkistan kararında da ortaya koyduk. Dünyada ilklerden biri olarak tarihinde bir adım attık ve “Sincan” yerine “Doğu Türkistan” ifadesinin kullanımının kabul edilmesini sağladık. Bu sadece bir isim değişikliği değil; bu şehrin haksızlığa karşı dik duruşunun belgesi. Gazze’de yaşananlar için mecliste attığımız tarihi adımlar da aynı adalet anlayışının sonucu. Bu konuda yine dünyada ilklerden biri olarak aldığımız kararlarla yaşanan soykırımı adeta haykırdık. Amsterdam Belediye Meclisi tekliflerimizi kabul ederek bu konularda cesur bir duruş sergiledi.
Benim için siyasetin gerçek karşılığı; 300 önerge vermek değil, gece yarısı umutsuzluğa kapılan bir gence “yalnız değilsin” diyebilmek. Yüzlerce kişiyle birebir ilgilendim, çoğunu kimse bilmez. Bilmemeliler de.
Aldığımız Doğu Türkistan kararı sonrası bana dünyanın dört bir yanından ulaşan teşekkür mesajları benim için onur madalyası oldu ve hep böyle kalacak.

“Vekillik deri koltukta değil, sokağın tozunda yapılır”
Sizi sürekli mahallelerde, evlerde, iş yerlerinde, yani halkın arasında görüyoruz. Bu kadar yoğun tempoya nasıl yetişiyorsunuz?
Süleyman Koyuncu: Doğrusunu söylemek gerekirse, bu bir “mesai” değil, bir yaşam biçimi. Vekilliğin deri koltuklarda değil, sokağın tozunda yapıldığına inanıyorum.
Çünkü şehrin gerçek sorunları masa başında anlaşılmaz. Sorun; bir evin duvarındaki küftür, esnafın camındaki kırıktır, durağa gelmeyen otobüstür. Bir anne telefonda ağlarken, bir esnaf saldırı korkusu yaşarken ben meclisteki odamda oturamam. Oraya gidip, o duyguyu yerinde yaşamam ve halkımıza kulak vermem gerekir.
İnsanlar bir vekil seçtiğinde şunu bilmek ister: “Başım sıkışsa kapımı çalar mı? Telefonumu açar mı?”
Ben bu güveni vermeyi bir görev değil, bir onur nişanı olarak göğsümde taşıyorum. O yüzden gecenin bir vakti gelen mesaja da, sabah erken çalan telefona da yetişmek için çabalıyorum. İnşallah artan imkanlarla bu konuda daha başarılı olacağım.
“Artık misafir değiliz, bu şehri yöneteceğiz”
Bu tecrübelerinizden sonra Amsterdam için en büyük hedefiniz nedir? 18 Mart 2026’da gerçekleşecek seçimlerden sonra nasıl bir şehir hayal ediyorsunuz?
Süleyman Koyuncu: Benim en büyük hayalim ve mücadelem şudur: Artık bu şehirde kendimizi “misafir” gibi görmeyi bırakacağız. Ve şehrin önemli bir parçası olarak sorumluluk alarak bu şehri yöneteceğiz!
Misafir talep etmez, ne verilirse razı olur, sesini çıkarmaz. Ama biz misafir değiliz. Bu şehrin sokaklarında, ekonomisinde, kültüründe, harcında bizim alın terimiz var. Dedelerimizin bu şehrin inşasında çok emeği var, çocuklarımız bu şehrin geleceğini kuruyor. Biz Amsterdamlıyız ve buradayız. Amsterdam’ın derdi bizim derdimiz.
“Misafir İşçiler Anıtı” teklifini meclisten geçirirken vermek istediğim mesaj tam da buydu: Bu, bir vefa borcu ama aynı zamanda “Bu şehrin kalıcı ve eşit bir parçasıyız” demenin bir yolu. Doğu Türkistan kararını aldırabilmemiz de etkimizin bir göstergesi. Amsterdam’ın sadece bir beton yığını değil, “evrensel bir vicdan” olduğunu dünyaya gösterdik.
18 Mart 2026 sonrası hayalim net: Bu şehirde hiç kimse hakkını ararken kendini “yabancı” veya “yalnız” hissetmeyecek. Gençlerimiz ev bulamadığı için doğup büyüdükleri bu şehri terk etmeyecek. Esnafımız “Acaba dükkânım kapatılır mı?” korkusuyla kepenk açmayacak.

Belediye, vatandaşına engel çıkaran bürokratik bir duvar değil, çözüm üreten bir dost eli olacak. Ve en önemlisi; biz artık sorunları sadece dile getiren değil, o sorunları çözen masada oturanlar olacağız. Kararlara ortak olacağız.
Mecliste şu ana kadar denetleyip uyarabiliyorduk ve kısıtlı imkanlara rağmen yön verebiliyorduk. Yönetimde olduğumuzda ise bu sorunları doğrudan çözme yetkisine sahip olacağız.
“Bu bir seçim değil, yönetim ortaklığı çağrısı”
18 Mart belediye seçimlerinde 2. sıradan adaysınız. Seçimlerden sonra Amsterdam’ı nasıl bir dönem bekliyor?
Süleyman Koyuncu: Önümüzdeki seçimler sıradan bir belediye seçimi değil. Amsterdam tarihi bir yol ayrımında: Ya kenarda durup başkalarının bizim hakkımızda verdiği kararlara razı olacağız, ya da sandığa gidip “Bu şehrin yönetimine ortağız” diyeceğiz.
Hedefimiz sadece meclis üyeliği değil; bizlerin konut, eğitim ve güvenlik gibi konulardan sorumlu bir Belediye Başkan Yardımcısı (Wethouder) olarak icra makamında olmasıdır.
Matematik ortada. Ekim ayındaki genel seçimlerde Amsterdam’ın 4. büyük partisi olduk. Bugün sadece mevcut seçmenimiz sandığa gitse bile, belediye yönetiminde koalisyon için kilit parti oluyoruz. Yani yönetim kapısı bize ardına kadar aralanmış durumda.
Bu artık bir hayal değil, avuçlarımızın içindeki bir gerçekliktir: Amsterdam’ı ilk kez bizim değerlerimizle, bizim hassasiyetlerimizle yönetme ihtimalimiz var.
Adaylığım bu yüzden şahsi değil, toplumsal bir sorumluluk. Yıllardır bu şehre emek veren, vergisini ödeyen, çilesini çeken insanların artık yönetimde söz sahibi olma vaktidir.
“Ben hazırım, Amsterdam’ı birlikte yöneteceğiz”

Seçmene son mesajınız nedir?
Süleyman Koyuncu: 18 Mart sadece bir seçim değil, Amsterdam’daki gelecek dengelerinin değişeceği gün. Eğer hep birlikte sandığa gidersek, bu şehirde ilk kez bizim sesimiz, bizim emeğimiz, bizim hikâyemiz yönetime taşınacak.
Ben hazırım. Siz de hazırsanız, bu kez Amsterdam’ın geleceğine birlikte yön vereceğiz.
Vergisini ödeyen, çilesini çeken insanların artık yönetimde söz sahibi olma vaktidir.