Şansa dayalı bütün oyunlar başlangıçta eğlenmek ve vakit geçirmek için oynanır. İnsan kazandıkça kazanma zevki ve hırsı için oynar. Kaybettikçe kayıplarını telafi etmek için yine oynar. Sonunda kumarbaz oluverir.
Kısa yoldan zengin olmayı, çok para kazanmayı hayal eden insanların hemen hemen hepsi hüsrana uğramış, yıkılmış ve bazıları intihar etmiştir. Kumar masalarında her zaman oyunu oynatan kazanır. Kumar oynayan insan muhakkak kaybetmeye mahkumdur. Bu yolda evini, arabasını, işini ve ailesini kaybeden insanların sayısı azımsanamayacak kadar çoktur. Bu illete bulaşarak kendinizi ve sevdiklerinizi kaybetmeyin.
Ellerinde kağıt kalem, kupon doldurmaya çalışan gençler
Bildiğimiz üzere futbol neredeyse herkesin meraklısı olduğu bir konudur. Hatta o kadar meraklıdırlar ki, bunu bazıları kumar dışı görüp, tahmin yürüterek bahis oynamaya başlamışlardır.
Bugün dünyanın her tarafında değişik adlarla bu oyun oynanıyor. Eline kuponu alan herkes bu oyunu rahatlıkla oynayabiliyor. Evinden çıkmak istemeyenlerin ya da çalışanların kupana da ihtiyacı yok. Sanal alem üzerinden oynanabilecek çok sayıda site bulunuyor. Herkesin kendi bütçesine göre oynayabilmesi, bu şans oyununu cazip hale getiriyor. 2 Euroluk da 2 bin Euroluk da kupon doldurmak mümkün. Üstelik denetleme de yok. Hollanda'daki dernek ve kahvehanelerin hemen hemen hepsinde bilgisayar ekranına bakan gözler ve elinde kağıt kalem kupon doldurmaya çalışan birçok genç görmek mümkün.

Camiiye beş euro bağış yapmayanlar, burada yüzlerce euro harcıyorlar!
Bu gençlere ''Neden oynuyorsunuz bu şans oyununu? Sizce bu oyun kumarın bir türü değil midir?'' diye sordum. Gençler bu oyunun kumar olduğunu kabul ediyorlar ama işin ilginç tarafı oynamaktan da pişmanlık duymuyorlar. Ama içlerinden biri '' Bu oyun otomatikten daha beter. Bu oyunu gün boyunca oynayabilirsiniz.'' diyor.
Futbolu seviyorlar. Bir de oynanan maçların üzerine bahis yapmışlarsa heyecanları katlanıyor. Kuponları tutmadığı zaman kısa bir hayal kırıklığından sonra hemen bilgisayar ekranındaki maç listesine yönelip, yeni kupon yapma uğraşına giriyorlar.
Kuponu o gün tutan genç '' Bugün tuttu ama çoğu zaman tutmuyor.'' diyor ve devam ediyor; '' Bizim oynadığımız nedir ki! Bu oyunu çok yüksek oynayanlar, binlerce euroluk kupon yapanlar var. Camiiye beş lira yardımda bulunmayan birçok kişi bu mekanlarda yüzlerce euro para harcıyorlar.'' diyor.

Rüyamda görüyordum!
''Geceleri uyumak için gözümü kapattığımda otomatiğin dönen meyveleri gözümün önüne geliyordu.'' diyor S.D.
S.D, 1998 yılında Hollanda'ya gelmiş. Buraya geldikten kısa bir süre sonra oynamaya başlamış otomatik illetini. ''Hollanda'ya taşradan gelen Türklerin çoğu otomatik oynuyor .'' diyen S.D sözlerine şöyle devam ediyor; '' Dokuz sene otomatik oynadım. Makinenin yanıp sönen sahte ışıkları çok çekici geldi bana. Birkaç kişinin para kazandığını gördükten sonra ben de denemek istedim. Tabi öncekleri küçük miktarlarla oynamaya başladım. Zaman ilerledikçe bu miktar artmaya, oynadığım süre uzamaya başladı. Kaybettikçe kaybettiklerimi kazanmak, kazandıkça daha çok kazanmak için oynuyordum. İşten arta kalan zamanımı eşime hissettirmemeye çalışarak otomatik salonunda geçiriyordum. O dönem iki işte çalışıyordum. Normal maaşıma dokunmuyordum ama ek işten elde ettiğim gelirimi bu salonlarda harcıyordum. Bir gün cebimde yaklaşık bin Euro ile girdim otomatik salonuna. Bu parayı son kuruşuna kadar oynadım ve kaybettim. Salondan dışarı çıktığımda cebimde hiç param yoktu. Sokakta yürürken eşim telefon açtı ve akşama misafirimiz olduğunu, eve gelirken pirinç almam gerektiğini söyledi. Daha beş saat önce cebimde bin Euro vardı ama şimdi bir pirinç alacak kadar param yoktu. Bunun üzerine samimi olmadığım bir tanıdığımı gördüm ve kendisinden iki Euro borç istedim. Ama bu yaşadığım beni çok etkiledi. O andan itibaren kendimi, yaşadıklarımı sorgulamaya başladım. Ertesi gün otomatik salonuna gidip, kumara zaafiyetim olduğunu, bir daha bu salona geldiğim zaman içeri alınmak istemediğimi söyledim. Çünkü gittiğim salonda böyle bir uygulama vardı. Daha sonraları birkaç kez gittim ama kapıdan beni geri çevirdiler. Zaman ilerledikçe yavaş yavaş içimdeki kumar tutkusunun azaldığını hissettim. Bir pirinç parasına muhtaç olmam benim için milat olmuş, beni kumar illetinden kurtarmıştı.''

Param olsa yine oynarım!
Bir haftada 13 bin Euro para attım otomatiğe diyor O.D. ve ekliyor; '' Şimdi oynamıyorum çünkü param yok. Eğer param olsa yine oynarım.''
''Kumarın ne illet birşey olduğunu bana sor. Çok şey kaybettirdi bana kumar.'' diyen O.D, yaşadığı kumar girdabını şöyle anlatıyor: '' Aralıksız 13 yıl kumar oynadım. Bu süreç içerisinde çok şey yaşadım ve çok şeye şahit oldum. Hangi birini anlatayım ki! Bir hafta içerisinde 13 bin Euro kaybettiğimi mi! yoksa üç bin Euro ile kumar salonuna girip, meteliksiz çıktığımı mı! O para cebinizde iken duramazsınız evde. Sizi çekip götürür o ışıklar. Üç bin Euro'yu kumarda kaybettikten sonra eve geldim. Eve geldim ama altı aylık bebeğime süt alacak para bulamadım. Bu gibi durumlar insanın psikolojisini oldukça bozuyor. Yaşanılan hayal kırıklığının yanında, bir sonraki sefere kazanma hırsı ile doluyor insan.
Cebinizde kumar oynayacak paranız yoksa değişik düşünceler içerisine giriyorsunuz. Ya kendi evinizin hırsızı oluyorsunuz ya da borç para alabileceğiniz birini arıyorsunuz. Yaklaşık beş senedir param olmadığı için kumar oynamıyorum. Ama yeterli param olsa yine oynarım. Bu illetten kurtulmak gerçekten çok zor.
Bu illet sadece kumar salonlarında da oynanmıyor artık. Ne yazik ki! gençliği esir almış durumda. Bazı mekanlarda ve evlerde de oynatılıyor.''
O.D'nin yapmış olduğu bu samimi anlatımdan sonra kumar oynatan biriyle görüşme şansı buldum. Kurduğu şu cümle gerçekten çok ilginçti: ''Kumarda kaybeden birinin yüz ifadesini görmeniz gerekiyor. Nasıl bir psikoloji yaşadığını o zaman çok iyi anlarsınız.''
Savaş Büyük Tipi