Değerli okuyucular ve gençler!
Kulak her sesi duyar, ama her sesi dinlemesi veya duyması gerekmez.
Kulağa gelen her sese kulak verenler, her sesi duymaya çalışanlar işitme duyusunu hem yorarlar, hem de kirletirler. Duyduğu seslerin arasında seçim yapmayanlar, duyma yeteneğini doğru kullanmıyorlar demektir.
Bilinen bir şey, dinleme, duymanın bir sonraki aşamasıdır. Bir ses duyan, ona önce kulak verir, sonra dinler, sonra da anlamaya çalışır. Burada anlamak; bir anlamda kabul etmektir, benimsemektir.
Öyleyse kişi bir şeyi kabul edip benimsemeden önce neyi duyduğuna dikkat etmelidir. Buna “dinleme ahlâkı” diyelim. Dinleme ahlâkı anlamanın yolunu açar. Duydukları arasındaki farkı anlamayı sağlar.
Kur’an’da şöyle bir ayet var:
“O kullarım ki, onlar sözü dinlerler,sonra da en güzeline uyarlar. İşte onlar, Allah'ın doğru yola ilettiği kimselerdir. Gerçek akıl sahipleri de onlardır.” (Zümer 30/18)
Allah’tan başkasına kulluk etmeyen iyi insanlar/kullar sözü dinleyip en güzeline tabii olurlar. Böyleleri kendi özgür iradeleri ile sözün en güzelini tercih ettikleri için Allah da onlara doğru yolu bulmaları için yetenek ve imkan verir, bunun önünü açar veya kolaylaştırır.
-Sözü dinleyip en güzeline uymak
İnsan kendisine çağrı yapan pek çok davet alabilir. “Gel gel, şöyle buyur, bu tarafa gel” diyen çağrı duyabilir, pek çok ses işitebilir. Sağ duyu sahibi, akletme yeteği sağlam olan kişiler bunları duyarlar ama en doğrusu, en güzeli, en isabetlisi, en faydalısı ile ilgilenirler.
Burada karşımıza “dinleme ahlâkı” çıkıyor. Hangi sese kulak, duyduklarımızın hangisine itibar etmeli, hangisine inanmalı? Kulağa gelen bunca ses, duyduğumuz bunca şey karşısında nasıl davranmalı?
Buna bağlı olarak doğru olan bir şeyi duymak, onu dinlemek anlamına gelmez. Duyulan şeyin doğruluğundan/hak oluşundan emin olan kişi onun gereğini yapar. Demek ki kulak vermek; ilgilenmek, dikkat etmek, anlamk ve sonra alıp kabul etmek, gereğini yapmak üzere harekete geçmektir. Bu da “dinleme ahlâkı”dır.
Sözün en güzeline uymak; kötü sözü de, güzel sözü de işitip; güzel sözü konuşmak, çirkin sözden yüz çevirmek demektir.
Kişi her duyduğunu hemen alıp kabul etmemeli. Sözü veya sesi duyduğu zaman; onu önce dinlemeli, ölçüp-biçmeli, üzerinde düşünmeli... İkna ve emin olduktan sonra kabul etmeli...
Ancak bu şekilde en doğru, en güzel, en faydalı veya bilgi olan söse/sese ulaşılabilir.
Sözün kendisi esasen güçlüdür. Söze ve sese dönüşen düşünce, fikir, bilgi, haber de değerlidir. Bunun insana verilmesi başlı başına bir nimettir.
Dinleme ahlâkını şu başlıklarda toplamak mümkündür:
1-Dinlemek ciddiye almaktır
İnsan bir şeyi, bir kimseyi dikkatlice, can kulağı ile dinliyorsa, onu ciddiye alıyor demektir. Dinlediğine aldırıyor demektir. Dinlenilen şeyi ciddiye almak, onunla ilgilenmeyi gerektirir.
2-Dinlememek, aklını kullanmamaktır.
Önemli bir sözü, bilgiyi, haberi veya uyarıyı dinlememek, ciddiye almamak aklı kulanmamaktır.
Ancak aklını kullanmayanlar bunları ciddiye almazlar. Bunların durumu duyuların iptal edildiği hipnoz hâline benzer. “(Onlar) sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Onlar dönmezler.” (Bekara 2/18, 171)
3-İşitip karşı gelmek hatadır.
Dinleme ahlakının bir gereği de işitilen şeyi kabul edip benimsemek, gerekeni yapmaktır. “Söz dinlemek” Türkçe’de bunu anlatır. Şu çocuk söz dinlemiyor demek, onun itaatsizliğini anlatır. Kur’an’ın “dinleyin” dediği şey de budur. Bu kafadaki kulakla bir sesi duymak, işitmek değil, kulakla işitilen şeyi akılla anlamak, yürekle bağlanmak, gereğiyle amel etmektir. (Bkz: Mâide, 5/7. Bekara 2/93. Nisâ 4/46)
Dinliyormuş gibi yapmakla, işittiği hâlde aldırmamak arasında fark olmasa gerek. İkisi de samimiyete, ciddiyete, dinleme ahlâkına aykırıdır.
4-Dinlemek farkında olmaktır.
Anlamak ve öğrenmek için dikkatlice dinlemek, kendini duyulan şeye vermek şarttır. Böyle yapan birisi ne dinlediğini, dinlediğinin ne olduğunu farkeder. Bu elbette muhataba, bulunulan ortama ve kişinin kendi durumuna göre değişir.
5-Dinlemek sorumluluktur.
İnsanın kalp, kulak ve göz gibi organlara sahip olması onun için hem bir lütuf hem de diğer canlılardan farklılığıdır. Bunlar olmazsa hayat olmaz, yani insan olmaz.
Kur’an, hem bunların birer büyük nimet olduklarını hatırlatıyor hem de onların doğru kullanılmasına işaret ediyor. Kulak, göz ve kalp, yaptıklarından (ve yapmak zorunda olup da yapmadıkla¬rından) sorumludur. (Bkz: İsrâ 17/36)
Kafadaki kulağın görevi kendisine ulaşan sesleri ayırt edip sahibine bildirmek ise, manevi kulağın (kalbin) görevi de hak sesi, hak daveti duymak, anlamak ve kabul etmektir.
Sözü/sesi duyup-dinleyip en güzeline tabi olanlara, gereğini yapanlara, kendi sözünü bu anlamda güzelleştirenlere selâm olsun.