HOLLANDA’DA TÜRKÜN ‘BÜYÜK YALNIZLIĞI’: GURBET Mİ HAPİSHANE Mİ?
Hollanda’da her 7 kişiden 1’i "aşırı yalnız." Korona bitti ama faturası ağır oldu. Türk göçmenler ise "100 yıllık bir yalnızlık" sendromuna hapsedilmiş durumda. Nejat Sucu, gurbetin görünmeyen yüzünü, camilerin yetersizliğini ve "beyaz ölümün" kıyısındaki gençliği yazdı...
Avrupa’nın göbeğinde, refahın zirvesinde bir "yalnızlık salgını" kol geziyor. Veriler çarpıcı: Hollandalıların yüzde 45’i yalnızlık duygusuyla boğuşuyor. Ancak bu tablonun en karanlık tarafı, gurbetteki Türk toplumu üzerine çöken o ağır sis bulutu.
100 YILLIK YALNIZLIK: GURBET SENDROMU
Göçmenler için yalnızlık, sadece bir "kimsesizlik" hali değil; tanımlanamayan, kabul edilmeyen bir "Gurbet Yalnızlığı Sendromu." İlk ve ikinci kuşak Türkler, havası, kokusu ve insanı memlekete benzemeyen bu topraklarda adeta ruh kliniklerinin müdavimi oldu. Sucu’nun deyimiyle; göçmenin 50 yıllık gurbeti, acısıyla çarpıldığında ortaya çıkan tablo tam "100 yıllık bir yalnızlık."
Bir zamanlar Hollanda yaşamı için "Açık hapishanemiz" diyenlerin sesi, bugün yerini derin bir sessizliğe bıraktı. Anadolu toprakları bir "suçlu" gibi uzakta kalırken, gurbet "acı vatan" olmaya devam ediyor.
GARP VE ŞARKIN MUTSUZLUK SAVAŞI
Batı (Garp) ve Doğu (Şark) kültürleri farklı olsa da kapı aynı yere çıkıyor: Mutsuzluk. Kuzey Avrupa insanı "Suçluluk Kültürü" (Schuldcultuur) içinde özgürce yaşayıp pişman olurken, Doğu insanı duygularını bastırıp "Utanç Kültürü" (Schaamtecultuur) içinde mutsuzluğa mahkûm oluyor. Sonuç değişmiyor; herkes kendi içindeki hapishanenin parmaklıklarına çarpıyor.
KİM BU "GÖRÜNMEZ" YALNIZLAR?
Yalnızlık sadece işsizleri veya yoksulları vurmuyor. Hollanda’da kariyer yapmış, ekonomik bağımsızlığını kazanmış göçmen gençlerde yalnız yaşama oranı son 10 yılda yüzde 100 arttı. Kariyer basamakları çıkıldıkça, insan ilişkileri dibe vuruyor. Öte yandan kumar, alkol ve madde bağımlılığı (genç beyaz ölüm), bu yalnızlığın en acı meyveleri olarak karşımıza çıkıyor.
TÜRK SİVİL TOPLUMU VE CAMİLER SINIFTA MI KALDI?
Peki, bu devasa sorun karşısında Türk sivil toplum örgütleri ne yapıyor? Sucu’nun tespiti acı: Federasyonlar, vakıflar ve cami üst kurumlarının çalışma programlarında bu "büyük yalnızlık" ile mücadeleye dair ciddi bir iz yok.
Cami yönetimleri ve din görevlileri, bireysel çabalarla bu ağır yükün altından kalkamıyor. Uzman eksikliği, kaynak yetersizliği ve profesyonel yaklaşım yoksunluğu, camileri bu toplumsal yarada pansuman bile yapamaz hale getirmiş durumda.
ÇARE: KANGREN OLMADAN MÜDAHALE
Çözüm için vaktin daraldığı uyarısı yapılıyor. Kısa vadede "Çorba ve kahvaltı kaynaşma akşamları" gibi basit ama etkili sosyal dokunuşlar, uzun vadede ise Avrupa Birliği ve Türkiye Cumhuriyeti kurumlarının desteğiyle profesyonel projeler şart. Aksi takdirde bu toplumsal yara kangrene dönüşecek.
Nejat Sucu, yazısını Nazım Hikmet’in o meşhur dizeleriyle noktalıyor: "Memleket mi, yıldızlar mı, gençliğim mi daha uzak?" Görünen o ki, Hollanda’daki Türkler için memleket kadar mutluluk da bir o kadar uzak.