60 yıldır yaşadığı Hollanda’yı bir türlü sevemeyen ve mutlu olamayan bizler ile geleceğe dair hep yepyeni umutları olan Hollandalı Türkler...
Mutluluk kavramı ne kadar soyut olsa da, yaşanılan ülkedeki mutluluk genelde yaşam kalitesiyle doğrudan bağlantılıdır. Yaşadığımız ülkeyi, Hollandalı komşularımızı ve hemşehrilerimizi sevip kabullenmek; somut başarılar, tecrübeler ve sahip olunan konumla alakalı olduğu kadar içsel bir duygudur. Elbette bu süreçte aileden alınan eğitimin rolü de büyüktür.
Gelinen ülke, alınan eğitim, yetişilen çevre ve ortam, mutluluğu etkileyen en önemli etkenlerdendir. Tabii şunu da unutmamak gerekir: "Mutluluk", çoğu zaman bizim dışımızda oluşan, etki ve yetkilerimizin dışında gelişen olaylar yumağının bize sunduğu anlık bir duygudur.
Her türlü olumsuzluğa rağmen; güne güzel duygularla, olumlu gözlemlerle ve pozitif düşünceyle başlamakta, günlük ilişkilerimizde kayıtsız şartsız mutlu olmayı denemekte yarar vardır. Mutluluk; o anlık, kısmen bireysel olan hislerin beynimize gönderdiği sinyallere, vücudun verdiği bilinen ya da bilinmeyen bir etki-tepki durumudur.
Şikayet Kültürü Ne Kadar Sürecek?
Bazı göçmenler; sahip oldukları değerlere, refaha, çevreye ve devletin sunduğu sosyal olanaklara rağmen, yaşamlarını iyileştirmek için çaba ve mücadele göstermek yerine şikayet etmeyi seçerler. Bu insanlar, zamanla toplum içinde geride kalarak karamsar (pessimistisch) bir yaşam kültürünün esiri olurlar. Ne yazık ki bu kitle; uzun yıllar mutsuz, sahipsiz, başarısız ve vizyonsuz bir yaşam sürerek kısa yoldan hasta hissetmeye ve erkenden çökmeye adaydır.
Hollandalılar Bize Benzemeyeceğine Göre...
Belirleyici (dominant) Hollanda toplumu bizim kültürümüze uymayacağına göre, karşılıklı saygı göstererek evrensel yaşam değerlerinde buluşmak ve birlikte yaşam dengesini (balansını) kurmak mümkündür. Burada en önemli unsur, toplumsal saygı ve sevgidir.
Nedir Bu Kin ve Nefret?
Arkadaşlar, ben bazen anlayamıyorum. Sebebi ne olursa olsun, mutlaka haklı olduğumuz yönler yok mu? Elbette var. Yalnız, bu ülkede yaşanan ve çok zaman suç derecesine yaklaşan o kin ve nefreti anlamakta zorluk çekiyorum.
Bazen düşünüyorum da... Mutlaka bu gencin, bu delikanlının ya da bu hanımefendinin bilmediğimiz kronikleşmiş sorunları, birikmiş bir dert yumağı var ve bunu hissedebiliyoruz. Var olanı iyi analiz ederek ortak ve birlikte çözüm yolları aramak çok büyük önem taşıyor.
Yaşadığımız Sürece…
Orta yolu, akıllıca olanı ve birlikte yaşamak için evrensel değerlerde buluşmayı deniyorum. Yarın çantamı alıp doğduğum topraklara temelli dönemeyeceğime göre; yaşamı zorlaştırmadan, çalışarak ve sahip olduklarımızla mutlu ve huzurlu olmaya çalışmaktan başka yol yok. Gerçekçi olmak gerek...
Son 60 yılda öyle bir toplum inşa ettik ki, biz ne kendimizi, ne sağcımızı, ne solcumuzu, ne Türkümüzü, Kürdümüzü, Arnavutumuzu ne de Çerkezimizi tam anlamıyla sevebildik. Kendimizi sevemezken, yaşadığımız ülke Hollanda’yı ve Hollandalıları nasıl tam olarak sevebiliriz?
Yeni Nesiller Daha Umutlu ve Mutlu
Çocuklarımız okullarını bitirerek Hollanda toplumuna entegre oluyor ve kendilerine yeni bir yaşam kuruyorlar. Karşılaşılan her olumsuz iş başvurusunun arkasında hemen ötekileştirme, ırkçılık veya ayrımcılık aramadan, yaşam mücadelemize olumlu ve öz güvenli bir biçimde devam etmemiz gerekiyor.
Ailelerin ve çevrenin gençleri teşvik etmesi, onlara pozitif (positief) değer vermesi ve kıymetli sözlerle desteklemesi, gençlerin yönünü belirlemesinde hayati bir öneme sahip. Bu dün olduğu gibi bugün de, gelecekte de yeni nesillerimiz için en önemli kuraldır.
Yeni nesil, daha kaliteli bir yaşam standardıyla birlikte geleceğe daha umutlu ve mutlu bakıyor. Yaşamın, alım gücünün, maddi ve fiziksel konforun hakkını veren yepyeni bir Türk-Hollanda nesli yetişiyor. Zengin bir ülkedeyiz; Hollanda'da kişi başına düşen milli gelir 2025 yılında 65 bin euroyu geçmiş bulunmakta (CBS - BBP Nisan 2026 verileri). Eğitimli, Hollanda’nın değişimine ayak uyduran, akıllı, becerikli ve meslek erbabı olan bu yeni nesil, milli gelirden aldığı payı daha da yükseltecektir.
Olumlu Gelişmeler Devam Ediyor
İş pazarında şu an her 100 işsize karşılık 97 iş ilanı düşüyor. Her ne kadar iki yıl öncesindeki yoğunluk olmasa da, gelecekte de yeni iş kollarına ve insan kaynaklarına gereksinim devam edecek. Evet, bunları 20 sene önce yazamıyordum. Yeni arz-talep mekanizması sayesinde; kökenimiz, inancımız ne olursa olsun, üreten Hollanda toplumuna sağladığımız katkıyla artık çok daha gerekli ve kıymetliyiz.
Rakamlara bakacak olursak:
Rijssen’da, Almelo’da veya Hengelo’da bir insan kaynakları görevlisinin, gelen iş başvurularında Fatma, Ayşe, Ali veya Muhammed ismini gördüğünde o mektubu çöpe fırlatan "Hans" lüksü artık bitti. Hans, o kalifiyeli, eğitimli ve tecrübeli elemanı bulduysa artık öpüp başına koyuyor; işverenler etnik kökene ya da inanca bakacak durumda değiller.
Sonuç Olarak
Yine de yükseklerden uçmadan, büyüklük kompleksine kapılmadan ve "suyun başında" hâlâ Hollandalıların olduğunu unutmadan; medeni cesaretle ortak çalışmaya, üretmeye, eğitime ve bireysel mesleki olgunluğa odaklanmak gerek.
Karşımızda ne inancımıza, ne kökenimize ne de boyumuza posumuza aşık bir Hollanda toplumu var; sadece rasyonel bir işleyiş var. Bunları tespit etmek ve kaleme alabilmek beni şu an fazlasıyla mutlu etti. Bireysel mutluluk da tam olarak bu olsa gerek.
Bu sabaha mutlu başlayalım ve hep mutlu kalalım.
Nejat SUCU